Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Göstergede o sinir bozucu turuncu ikaz lambası yandıysa, muhtemelen hikayenin nereye varacağını biliyorsun. Yeni nesil dCi motorların o çok övülen, doğa dostu çehresinin arkasında yatan gizli bir baş belasıdır bu AdBlue mevzusu. Sistem, egzoz gazındaki azot oksitleri bertaraf etmek için üre çözeltisi püskürtürken aslında kendi içinde minik bir kimya fabrikası gibi çalışır. Gelgelelim, bu fabrika en ufak bir aksamada stop eder. Renault sahiplerinin gayet iyi bildiği, hani şu "Hava kirliliğini önleme sistemini kontrol ettirin" uyarısı var ya... İşte o an, masraflı bir serüvenin ilk adımı atılmış demektir.
Deponun dibindeki o meşhur pompa modülü neden bu kadar çabuk pes ediyor, hiç düşündün mü? Sıvının kalitesi, markası, hatta hava sıcaklığı bile bu hassas mekanizmanın kimyasını bozmaya yetiyor da artıyor. Kristalleşme dediğimiz o lanet olgu, pompanın içindeki incecik kanalları bir kireç gibi tıkadığında sistem basınç üretemez hale geliyor. Basınç düşünce de beyin hemen koruma moduna geçiyor tabii. Aslında araba gitmesine gidiyor ama bilgisayar sana kibarca "Beni servise götürmezsen yakında marş basmam" demeye getiriyor.
Enjektörün ucu tıkanır, borular çatlar, sensör sapıtır... Egzoz hattına o pembe kapaklı bidonlardan doldurduğun sıvıyı püskürten küçücük bir meme var, bütün yük onun üzerinde. Egzoz gazının o muazzam ısısıyla birleşen üre, zamanla enjektörün ucunda katı bir kütleye dönüşüveriyor. Sonra ayıkla pirincin taşını. Bir bakmışsın egzozdan beyaz dumanlar yükseliyor, bir bakmışsın araba çekişten düşmüş. Çekişten düşmesi neyse de, çevre mevzuatı yüzünden motorun kilitlenmesi riski uykularını kaçırır insanın.
Depoyu ağzına kadar doldurmak da çözüm değil, hatta bazen felaketin ta kendisi. Bizim insanımız sever ağzına kadar doldurmayı, sever tıka basa doldurmayı ama bu sistemde yemiyor işte. Deponun üst kısmında kalması gereken o hayati hava boşluğunu yok ettiğinde, sistemin nefes almasını engelliyorsun. Pompa sıkışıyor, depo içindeki şamandıra donup kalıyor ve panelde yine o malum hata kodu. Belki de sadece birkaç litre eksik koysan, o sensör o kadar erken havlu atmayacaktı...
Kalitesiz, merdiven altı AdBlue sıvılarından uzak durmak, cebini korumanın en kestirme yoludur aslında. Ucuz diye aldığın o bidonların içindeki saf su oranı o kadar dengesizdir ki, NOx sensörü durumu anında çakar. Egzoz çıkışındaki o uyanık sensör, gazın temizlenmediğini fark ettiği an beynine sinyali çakar. Sonrası malum; yetkili servisin yolunu tutarsın, önüme konan faturaya bakakalırsın. Parçayı değiştirmek mi, yoksa sistemi yazılımla iptal ettirmek mi sorusu kafanı kurcalamaya başlar.
Yazılımla bu işi kökten çözmek isteyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok, farkındayım. Muayeneden geçer mi, motorun ömründen yer miyim diye kendi kendine sorup duruyorsun geceleri. Evet, geçici bir rahatlık sağladığı doğru, kimse inkâr edemez bunu. Fakat katalizörün ve partikül filtresinin o yoğun gazla baş başa kaldığında ne hale geleceğini de hesaba katman gerek. Bir yeri yaparken diğer yeri yıkmak, eski bir gazeteci dost tavsiyesi, uzun vadede hep daha pahalıya patlar.
Arıza lambası yanar yanmaz hemen panik yapıp sanayinin yolunu tutmadan önce, arabayı otobanda biraz yüksek devirde sürmeyi dene. Bazen o enjektörün ucundaki pislik, yüksek egzoz sıcaklığıyla eriyip gidiveriyor. Kendi kendini temizleme şansı tanı arabaya, biraz nefes alsın motor. Eğer şanslıysan, birkaç kilometre sonra o turuncu ışığın kendi kendine söndüğünü göreceksin. Şansın yaver gitmezse zaten usta seni bekler...
Deponun dibindeki o meşhur pompa modülü neden bu kadar çabuk pes ediyor, hiç düşündün mü? Sıvının kalitesi, markası, hatta hava sıcaklığı bile bu hassas mekanizmanın kimyasını bozmaya yetiyor da artıyor. Kristalleşme dediğimiz o lanet olgu, pompanın içindeki incecik kanalları bir kireç gibi tıkadığında sistem basınç üretemez hale geliyor. Basınç düşünce de beyin hemen koruma moduna geçiyor tabii. Aslında araba gitmesine gidiyor ama bilgisayar sana kibarca "Beni servise götürmezsen yakında marş basmam" demeye getiriyor.
Enjektörün ucu tıkanır, borular çatlar, sensör sapıtır... Egzoz hattına o pembe kapaklı bidonlardan doldurduğun sıvıyı püskürten küçücük bir meme var, bütün yük onun üzerinde. Egzoz gazının o muazzam ısısıyla birleşen üre, zamanla enjektörün ucunda katı bir kütleye dönüşüveriyor. Sonra ayıkla pirincin taşını. Bir bakmışsın egzozdan beyaz dumanlar yükseliyor, bir bakmışsın araba çekişten düşmüş. Çekişten düşmesi neyse de, çevre mevzuatı yüzünden motorun kilitlenmesi riski uykularını kaçırır insanın.
Depoyu ağzına kadar doldurmak da çözüm değil, hatta bazen felaketin ta kendisi. Bizim insanımız sever ağzına kadar doldurmayı, sever tıka basa doldurmayı ama bu sistemde yemiyor işte. Deponun üst kısmında kalması gereken o hayati hava boşluğunu yok ettiğinde, sistemin nefes almasını engelliyorsun. Pompa sıkışıyor, depo içindeki şamandıra donup kalıyor ve panelde yine o malum hata kodu. Belki de sadece birkaç litre eksik koysan, o sensör o kadar erken havlu atmayacaktı...
Kalitesiz, merdiven altı AdBlue sıvılarından uzak durmak, cebini korumanın en kestirme yoludur aslında. Ucuz diye aldığın o bidonların içindeki saf su oranı o kadar dengesizdir ki, NOx sensörü durumu anında çakar. Egzoz çıkışındaki o uyanık sensör, gazın temizlenmediğini fark ettiği an beynine sinyali çakar. Sonrası malum; yetkili servisin yolunu tutarsın, önüme konan faturaya bakakalırsın. Parçayı değiştirmek mi, yoksa sistemi yazılımla iptal ettirmek mi sorusu kafanı kurcalamaya başlar.
Yazılımla bu işi kökten çözmek isteyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok, farkındayım. Muayeneden geçer mi, motorun ömründen yer miyim diye kendi kendine sorup duruyorsun geceleri. Evet, geçici bir rahatlık sağladığı doğru, kimse inkâr edemez bunu. Fakat katalizörün ve partikül filtresinin o yoğun gazla baş başa kaldığında ne hale geleceğini de hesaba katman gerek. Bir yeri yaparken diğer yeri yıkmak, eski bir gazeteci dost tavsiyesi, uzun vadede hep daha pahalıya patlar.
Arıza lambası yanar yanmaz hemen panik yapıp sanayinin yolunu tutmadan önce, arabayı otobanda biraz yüksek devirde sürmeyi dene. Bazen o enjektörün ucundaki pislik, yüksek egzoz sıcaklığıyla eriyip gidiveriyor. Kendi kendini temizleme şansı tanı arabaya, biraz nefes alsın motor. Eğer şanslıysan, birkaç kilometre sonra o turuncu ışığın kendi kendine söndüğünü göreceksin. Şansın yaver gitmezse zaten usta seni bekler...