Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Aracınızın kaputunun altında birden bire canlanan o sessiz öfke, gösterge panelindeki ibre kırmızı çizgiye tırmanmaya başladığında fısıltıyla değil, adeta çığlıkla kendini belli eder ve insan o an ne yapacağını bilemez.
Yılların direksiyon sallama tecrübesi bana tek bir gerçeği öğrettiyse, o da motor su kaynatmaya başladığı anda yola devam etmenin büyük bir kumar olduğudur; çünkü delinen bir radyatörle atılacak her metre, motorun ömründen çalınan kocaman birer parçadır.
Su kalmamış bir motorla kilometrelerce yol kat etmeyi hayal etmek, susuzluktan kavrulmuş bir çölde koşmaya benzer ki bu yarışın sonu her zaman kaçınılmaz bir hurdalıkta biter.
Termostat açmıyor mu, yoksa petekler mi delindi, bunu anlamak için kaputu açıp parmaklarınızı yakmaya gerek yok; kokudan, buhardan ve o tuhaf sessizlikten her şey anlaşılır zaten...
Yedek su deposuna eklenen her bardak çeşme suyu, o an için sadece günü kurtarır; oysa asıl mesele, suyun nereye kaçtığını bulup o deliği tıkamaktır, yoksa yolda kalmak an meselesidir.
Eğer hararet ibresi orta çizgiyi henüz yeni geçtiyse ve siz rüzgarı arkanıza alıp klimayı kapatarak en yakın sanayiye doğru süzülüyorsanız, belki üç beş kilometre daha şansınız yaver gidebilir...
Fakat ibre o tehlikeli kırmızı bölgeye demir atalı dakikalar olduysa, motoru bir an önce stop etmekten başka çare yoktur; çünkü demir bloklar sıcağa dayanamaz, eğrilir, çatlar ve geriye sadece usta parçasını bekleyen yorgun bir enkaz kalır.
Yolda kalmak korkutucudur, kabul ediyorum; ama motoru tamamen ele alıp binlerce liralık rektefiye masrafıyla yüzleşmektense, emniyet şeridinde bekleyip çekiciyi aramak her zaman çok daha akıllıca bir hamledir.
Yılların direksiyon sallama tecrübesi bana tek bir gerçeği öğrettiyse, o da motor su kaynatmaya başladığı anda yola devam etmenin büyük bir kumar olduğudur; çünkü delinen bir radyatörle atılacak her metre, motorun ömründen çalınan kocaman birer parçadır.
Su kalmamış bir motorla kilometrelerce yol kat etmeyi hayal etmek, susuzluktan kavrulmuş bir çölde koşmaya benzer ki bu yarışın sonu her zaman kaçınılmaz bir hurdalıkta biter.
Termostat açmıyor mu, yoksa petekler mi delindi, bunu anlamak için kaputu açıp parmaklarınızı yakmaya gerek yok; kokudan, buhardan ve o tuhaf sessizlikten her şey anlaşılır zaten...
Yedek su deposuna eklenen her bardak çeşme suyu, o an için sadece günü kurtarır; oysa asıl mesele, suyun nereye kaçtığını bulup o deliği tıkamaktır, yoksa yolda kalmak an meselesidir.
Eğer hararet ibresi orta çizgiyi henüz yeni geçtiyse ve siz rüzgarı arkanıza alıp klimayı kapatarak en yakın sanayiye doğru süzülüyorsanız, belki üç beş kilometre daha şansınız yaver gidebilir...
Fakat ibre o tehlikeli kırmızı bölgeye demir atalı dakikalar olduysa, motoru bir an önce stop etmekten başka çare yoktur; çünkü demir bloklar sıcağa dayanamaz, eğrilir, çatlar ve geriye sadece usta parçasını bekleyen yorgun bir enkaz kalır.
Yolda kalmak korkutucudur, kabul ediyorum; ama motoru tamamen ele alıp binlerce liralık rektefiye masrafıyla yüzleşmektense, emniyet şeridinde bekleyip çekiciyi aramak her zaman çok daha akıllıca bir hamledir.