Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yaz sıcakları iyice bastırdığında o direksiyon başına geçmek işkenceye dönüşür, hele bir de Opel'in o güzelim havalandırma menfezlerinden ılık hava üflemeye başladığı o lanet anı yaşadıysanız.
Kompresörden gelen o minik tıkırtıyı hatırlıyor musun, hani şu soğutmanın başladığını müjdeleyen ses... İşte o ses birdenbire kesildiyse, geçmiş olsun, arabanın ciğerlerinde bir şeyler sönmüş demektir.
Gazı eksilmiştir belki de, alt tarafı bir dolum işi diyerek geçiştirmeyin sakın; çünkü Opel'in narin hortumları ve hassas radyatör petekleri zamanla delinir, o pahalı gazı da fark ettirmeden havaya salıverir.
Bir de fan meselesi var tabii, içeride içeride cayır cayır yanan o motoru kim soğutacak peki?
Klima radyatörünün önüne doluşan o kurumuş yapraklar, zavallı peteğin nefes almasını engeller de insan evladı bunu ancak motor hararet yapınca anlar...
Polen filtresini ne zaman değiştirdiniz en son, hani şu torpido gözünün arkasındaki o tozdan görünmeyen zavallı parça?
Tıkalı bir filtre sadece kötü koku yaymakla kalmaz, o üfleme gücünü de bıçak gibi keser atar; bazen tek yapmanız gereken elinize bir tornavida alıp o filtreyi çöpe atmaktır, o kadar.
Elektronik beyin her zaman haklı çıkmaz dostum, bazen o dijital ekran cıbıldak kalır ve tuşlara bastıkça klape motorları içeride sessiz bir ölüm savaşı verir.
Kalorifer peteği ile soğutma odası arasındaki o sıcak-soğuk dengesini sağlayan minik dişliler sıyrılıverir bir anda, siz de arabanın içinde fırında patates gibi kalırsınız öylece.
Sistemin kalbi olan o devasa kompresör eğer kilitlendiyse, parayı hazırlayın çünkü usta yüzünüze bakarken bile cüzdanınızın hafiflediğini hissedeceksiniz.
Kayışın koptuğu ya da gevşediği o bariz detayları gözden kaçırmayın sakın, kaputu açıp şöyle bir dikkatle bakmak yeter bazen bütün sırrı çözmeye.
Hiçbir şey yapamıyorsanız bile, en azından yetkili servisin kapısını aşındırmadan önce basit bir sigorta tablosunu kontrol edin, belki de bütün bu çile sadece on liralık küçük bir sigortanın yanmasındandır...
Kompresörden gelen o minik tıkırtıyı hatırlıyor musun, hani şu soğutmanın başladığını müjdeleyen ses... İşte o ses birdenbire kesildiyse, geçmiş olsun, arabanın ciğerlerinde bir şeyler sönmüş demektir.
Gazı eksilmiştir belki de, alt tarafı bir dolum işi diyerek geçiştirmeyin sakın; çünkü Opel'in narin hortumları ve hassas radyatör petekleri zamanla delinir, o pahalı gazı da fark ettirmeden havaya salıverir.
Bir de fan meselesi var tabii, içeride içeride cayır cayır yanan o motoru kim soğutacak peki?
Klima radyatörünün önüne doluşan o kurumuş yapraklar, zavallı peteğin nefes almasını engeller de insan evladı bunu ancak motor hararet yapınca anlar...
Polen filtresini ne zaman değiştirdiniz en son, hani şu torpido gözünün arkasındaki o tozdan görünmeyen zavallı parça?
Tıkalı bir filtre sadece kötü koku yaymakla kalmaz, o üfleme gücünü de bıçak gibi keser atar; bazen tek yapmanız gereken elinize bir tornavida alıp o filtreyi çöpe atmaktır, o kadar.
Elektronik beyin her zaman haklı çıkmaz dostum, bazen o dijital ekran cıbıldak kalır ve tuşlara bastıkça klape motorları içeride sessiz bir ölüm savaşı verir.
Kalorifer peteği ile soğutma odası arasındaki o sıcak-soğuk dengesini sağlayan minik dişliler sıyrılıverir bir anda, siz de arabanın içinde fırında patates gibi kalırsınız öylece.
Sistemin kalbi olan o devasa kompresör eğer kilitlendiyse, parayı hazırlayın çünkü usta yüzünüze bakarken bile cüzdanınızın hafiflediğini hissedeceksiniz.
Kayışın koptuğu ya da gevşediği o bariz detayları gözden kaçırmayın sakın, kaputu açıp şöyle bir dikkatle bakmak yeter bazen bütün sırrı çözmeye.
Hiçbir şey yapamıyorsanız bile, en azından yetkili servisin kapısını aşındırmadan önce basit bir sigorta tablosunu kontrol edin, belki de bütün bu çile sadece on liralık küçük bir sigortanın yanmasındandır...