Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yazın ortasında Ege otobanında eritme derecesine gelmiş bir asfaltta ilerlerken, o havalandırma menfezinden yüzünüze aniden ılık bir üfleme yayıldıysa ne demek istediğimi çok iyi bilirsiniz. İnsanın başından aşağı kaynar sular dökülür; tam da klimanın o buz gibi serinliğine muhtaç olduğunuz an, Opel’iniz size küçük ama oldukça tatsız bir şaka yapmaya karar vermiştir. Yıllarca direksiyon sallamış, sanayi sitelerinin tozunu yutmuş biri olarak söylerim: Bu araçların sürüş keyfine diyecek yoktur ama iklimlendirme sistemi kafasına göre takılmaya başladı mı adamı çileden çıkarır. Bir anda o çok sevdiğiniz meşhur Alman mühendisliği gözünüzde küçülür, kendinizi "Şimdi durup dururken ne oldu bu alete?" diye sorarken bulursunuz.
Kompresör kilitlenmesi denilen o lanet olası meret, Opel sahiplerinin adeta kabusudur. Motor kaputunun altından gelen o garip, sürtünme sesini duyduğunuz an anlamalısınız ki iş işten geçmek üzere... Hani bazen bir şeylerin ters gittiğini hissedersiniz ya, havalandırma tuşuna bastığınızda o bilindik "tık" sesi gelmiyorsa, kompresör debriyajı pes etmiş demektir. Yani uzun lafın kısası, sistem komut almayı reddediyor, soğutma çarkı dönmüyor.
Klima gazının uçup gitmesi meselesi ise ayrı bir muamma, adeta sessiz bir sabotaj. Bir bakarsınız dün buz gibi üfleyen araba, bugün bildiğiniz vantilatör gibi içeriye sıcak hava pompalıyor. Gaz kaçacağı öyle kolay kolay ben buradayım demez; radyatördeki mini minnacık bir taş deliği, yaşlanmış bir conta veya sarsıntıdan gevşemiş bir boru bağlantısı bütün gazı havaya karıştırıverir. Sistemde gaz kalmayınca da haliyle o koskoca iklimlendirme ünitesi tamamen süs niyetine kalır torpidonun arkasında.
Göğsün altından gelen o saçma gıcırtı ve tıkırtı seslerini duymamazlıktan gelmeyin sakın. Klapelerden bahsediyorum; havanın yönünü, sıcaklığını ayarlayan o küçük plastik parçalardan... Zamanla gevreyecek, kırılacak ve siz klimayı en soğuğa getirseniz bile içeriye sıcacık fırın havası üflemeye devam edecek. Bir tarafınızı dondururken diğer tarafınızı pişiren bir araba fikri kulağa nasıl geliyor? İşte tam olarak bu yüzden o küçük flap motorlarını küçümsememek, sesleri erkenden dinlemek gerek.
Polen filtresini değiştirmeyi sürekli erteleyen, "Daha gider bu" deyip geçen o kadar çok sürücü gördüm ki... Sonra bir bakıyorlar, arabanın içinde tuhaf bir rutubet kokusu, camlarda bitmek bilmeyen bir buğu ve zayıflamış bir hava akışı. Oysa hava kanallarında biriken nem ve toz, zamanla tam bir bakteri yuvasına dönüşür. Ciğerlerinize çektiğiniz o havayı bir düşünün... Bazen çözüm sanıldığı kadar karmaşık veya pahalı değildir; basit bir temizlik, taze bir filtre bile her şeyi bambaşka bir boyuta taşıyabilir.
Elektrik tesisatındaki o gizli, sinsi arızalar yok mu, insanı usta usta gezdirir de yine de çözülemez bazen. Sigorta kutusundaki ufak bir korozyon veya kablo demetindeki kopukluk, koca sistemi bir anda felç edebilir. Tuşa basarsınız, ışık yanar ama arkada tık yok... Ustaya götürürsünüz "kompresör bitmiş" der, başkasına gidersiniz "gazı bitik" der; oysa sorun alt tarafı gevşemiş bir röle ayağıdır. Arabanızın dilinden anlamayan adamlara el sürdürmeyin, basit bir kablo arızası yüzünden cebinizi boş yere yaktırmayın.
Kompresör kilitlenmesi denilen o lanet olası meret, Opel sahiplerinin adeta kabusudur. Motor kaputunun altından gelen o garip, sürtünme sesini duyduğunuz an anlamalısınız ki iş işten geçmek üzere... Hani bazen bir şeylerin ters gittiğini hissedersiniz ya, havalandırma tuşuna bastığınızda o bilindik "tık" sesi gelmiyorsa, kompresör debriyajı pes etmiş demektir. Yani uzun lafın kısası, sistem komut almayı reddediyor, soğutma çarkı dönmüyor.
Klima gazının uçup gitmesi meselesi ise ayrı bir muamma, adeta sessiz bir sabotaj. Bir bakarsınız dün buz gibi üfleyen araba, bugün bildiğiniz vantilatör gibi içeriye sıcak hava pompalıyor. Gaz kaçacağı öyle kolay kolay ben buradayım demez; radyatördeki mini minnacık bir taş deliği, yaşlanmış bir conta veya sarsıntıdan gevşemiş bir boru bağlantısı bütün gazı havaya karıştırıverir. Sistemde gaz kalmayınca da haliyle o koskoca iklimlendirme ünitesi tamamen süs niyetine kalır torpidonun arkasında.
Göğsün altından gelen o saçma gıcırtı ve tıkırtı seslerini duymamazlıktan gelmeyin sakın. Klapelerden bahsediyorum; havanın yönünü, sıcaklığını ayarlayan o küçük plastik parçalardan... Zamanla gevreyecek, kırılacak ve siz klimayı en soğuğa getirseniz bile içeriye sıcacık fırın havası üflemeye devam edecek. Bir tarafınızı dondururken diğer tarafınızı pişiren bir araba fikri kulağa nasıl geliyor? İşte tam olarak bu yüzden o küçük flap motorlarını küçümsememek, sesleri erkenden dinlemek gerek.
Polen filtresini değiştirmeyi sürekli erteleyen, "Daha gider bu" deyip geçen o kadar çok sürücü gördüm ki... Sonra bir bakıyorlar, arabanın içinde tuhaf bir rutubet kokusu, camlarda bitmek bilmeyen bir buğu ve zayıflamış bir hava akışı. Oysa hava kanallarında biriken nem ve toz, zamanla tam bir bakteri yuvasına dönüşür. Ciğerlerinize çektiğiniz o havayı bir düşünün... Bazen çözüm sanıldığı kadar karmaşık veya pahalı değildir; basit bir temizlik, taze bir filtre bile her şeyi bambaşka bir boyuta taşıyabilir.
Elektrik tesisatındaki o gizli, sinsi arızalar yok mu, insanı usta usta gezdirir de yine de çözülemez bazen. Sigorta kutusundaki ufak bir korozyon veya kablo demetindeki kopukluk, koca sistemi bir anda felç edebilir. Tuşa basarsınız, ışık yanar ama arkada tık yok... Ustaya götürürsünüz "kompresör bitmiş" der, başkasına gidersiniz "gazı bitik" der; oysa sorun alt tarafı gevşemiş bir röle ayağıdır. Arabanızın dilinden anlamayan adamlara el sürdürmeyin, basit bir kablo arızası yüzünden cebinizi boş yere yaktırmayın.