Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Modern bir dizel motorun kalbine yerleştirilen en sinsi parça kesinlikle NOx sensörüdür. Egzoz borusunun karanlığında, o zehirli azot oksit gazlarını ölçeceğim diye debelenip duran bu küçük parça bozulduğunda, arabanız bir anda karakter değiştirir. Geçen gün uzun yolda benim emektarın göstergesinde o meşhur motor arıza lambası sapsarı belirdi; insan iliklerine kadar hissediyor bir şeylerin ters gittiğini... Egzoz emisyon değerleri tavan yapıyor ama sizin ruhunuz duymuyor, ta ki araç o hantal, o isteksiz ruh haline bürünene kadar. Sensörün ucundaki seramik element zamanla egzoz kurumuna teslim oluyor, kimyasal körlük yaşıyor bir nevi.
Yakıt ibresinin her zamankinden daha hızlı aşağı indiğini fark ettiğiniz o an, NOx sensörünün çoktan havlu attığının resmidir. Motor kontrol ünitesi, bu arkadaştan doğru düzgün veri alamayınca kör uçuşu yapmaya başlar ve silindirlere ne kadar yakıt göndereceğini şaşırır. Zengin karışım mı dersiniz, çiğ yakıt kokusu mu... Depoyu daha dün doldurmuş olsanız bile, menzil göstergesindeki rakamların adeta eridiğini görürsünüz. Aslında sistem sadece motoru korumaya çalışıyor ama faturayı doğrudan sizin cebinize kesiyor.
Egzozdan gelen o keskin, genzi yakan çiğ kokuyu bir kez aldıysanız, muhtemelen sensörünüz oksijenle azotun hesabını tamamen karıştırmıştır. Arabayı rölantide çalıştırıp arkasına geçtiğinizde, o eski temiz koku yerine adeta eski nesil bir kamyonun arkasındaymış gibi hissettiren o ağır koku... Katalizörün arkasındaki kimyasal denge bozulduğunda, araba o zehirli gazları filtreleyemeden doğrudan dışarı fırlatır. Bu durum sadece doğaya ihanet değil, aynı zamanda motorun kendi kendini içeriden boğması anlamına geliyor.
Gaza bastığınızda o eski yırtıcı ivmelenmeyi bulamıyor, motorun adeta can çekiştiğini hissediyorsanız suçluyu uzakta aramayın. Beyin, egzozdan çıkan gazın miktarını kestiremediği için motoru güvenli moda, yani o meşhur "limp mode" dedikleri acil durum programına alır. Rampada vites düşürmek zorunda kalırsınız, araba gitmem diye diretir, arkadaki araçların selektörlerine maruz kalırsınız... Turbo devreye giriyor gibi yapar ama o eski tork hissi, o güç çoktan uçup gitmiştir.
Rölantideki o tuhaf, kesintili öksürmeler ve devir saatinin kendi kendine aşağı yukarı oynaması tesadüf olamaz. Motor sıcakken bile ışıklarda durduğunuzda araba titremeye başlar, sanki her an stop edecekmiş gibi bir korku salar içinize. Temiz hava ile geri dönüştürülen egzoz gazının oranı tutturulamayınca, motorun nefes borusu tıkanmış bir sporcu gibi kalması çok doğal. Bazen sadece üzerindeki kurum tabakasını temizlemek işe yarar gibi görünür ama çoğunlukla o sensörün vadesi dolmuştur artık.
Sorunu görmezden gelip "nasılsa gidiyor" diyerek yola devam etmek, yakında çok daha büyük bir faturaya imza atacağınız anlamına gelir. Bozulan o minik parça yüzünden partikül filtresi dolar, dizel egzoz sıvısı yani AdBlue sistemi saçmalamaya başlar ve bir bakmışsınız araba tamamen kilitlenmiş. Servise gitmeyi ertelediğiniz her gün, egzoz hattındaki diğer pahalı bileşenlerin ömründen çalıyorsunuz aslında. Benden size bir dost tavsiyesi; o sarı lamba yandığı an işi gücü bırakıp bir egzoz analizine girin, yoksa sonra çok pişman...
Yakıt ibresinin her zamankinden daha hızlı aşağı indiğini fark ettiğiniz o an, NOx sensörünün çoktan havlu attığının resmidir. Motor kontrol ünitesi, bu arkadaştan doğru düzgün veri alamayınca kör uçuşu yapmaya başlar ve silindirlere ne kadar yakıt göndereceğini şaşırır. Zengin karışım mı dersiniz, çiğ yakıt kokusu mu... Depoyu daha dün doldurmuş olsanız bile, menzil göstergesindeki rakamların adeta eridiğini görürsünüz. Aslında sistem sadece motoru korumaya çalışıyor ama faturayı doğrudan sizin cebinize kesiyor.
Egzozdan gelen o keskin, genzi yakan çiğ kokuyu bir kez aldıysanız, muhtemelen sensörünüz oksijenle azotun hesabını tamamen karıştırmıştır. Arabayı rölantide çalıştırıp arkasına geçtiğinizde, o eski temiz koku yerine adeta eski nesil bir kamyonun arkasındaymış gibi hissettiren o ağır koku... Katalizörün arkasındaki kimyasal denge bozulduğunda, araba o zehirli gazları filtreleyemeden doğrudan dışarı fırlatır. Bu durum sadece doğaya ihanet değil, aynı zamanda motorun kendi kendini içeriden boğması anlamına geliyor.
Gaza bastığınızda o eski yırtıcı ivmelenmeyi bulamıyor, motorun adeta can çekiştiğini hissediyorsanız suçluyu uzakta aramayın. Beyin, egzozdan çıkan gazın miktarını kestiremediği için motoru güvenli moda, yani o meşhur "limp mode" dedikleri acil durum programına alır. Rampada vites düşürmek zorunda kalırsınız, araba gitmem diye diretir, arkadaki araçların selektörlerine maruz kalırsınız... Turbo devreye giriyor gibi yapar ama o eski tork hissi, o güç çoktan uçup gitmiştir.
Rölantideki o tuhaf, kesintili öksürmeler ve devir saatinin kendi kendine aşağı yukarı oynaması tesadüf olamaz. Motor sıcakken bile ışıklarda durduğunuzda araba titremeye başlar, sanki her an stop edecekmiş gibi bir korku salar içinize. Temiz hava ile geri dönüştürülen egzoz gazının oranı tutturulamayınca, motorun nefes borusu tıkanmış bir sporcu gibi kalması çok doğal. Bazen sadece üzerindeki kurum tabakasını temizlemek işe yarar gibi görünür ama çoğunlukla o sensörün vadesi dolmuştur artık.
Sorunu görmezden gelip "nasılsa gidiyor" diyerek yola devam etmek, yakında çok daha büyük bir faturaya imza atacağınız anlamına gelir. Bozulan o minik parça yüzünden partikül filtresi dolar, dizel egzoz sıvısı yani AdBlue sistemi saçmalamaya başlar ve bir bakmışsınız araba tamamen kilitlenmiş. Servise gitmeyi ertelediğiniz her gün, egzoz hattındaki diğer pahalı bileşenlerin ömründen çalıyorsunuz aslında. Benden size bir dost tavsiyesi; o sarı lamba yandığı an işi gücü bırakıp bir egzoz analizine girin, yoksa sonra çok pişman...