Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Nissan'ın direksiyonuna geçip yaz sıcağında o düğmeye bastığında kulaklarını tırmalayan o yorgun hırıltıyı duyduğunda insanın içindeki bütün heves birden sönüyor, bilirim. Kompresörden gelen o cılız ses içeriyi serinletmeye yetmiyor, üstelik torpido gözünün altından sızan nemli ve ağır koku da cabası. Yıllar önce meslekte ilk haberlerimin peşinde koştururken bindiğim emektar Qashqai'de de benzer bir yaz ocağına düşmüştüm, usta "gazı bitmiştir abiciğim" deyip geçiştirmişti ama işin aslı hiç de öyle basit değildi.
Sistemdeki o gizli kaçağı bulmak bazen samanlıkta iğne aramaya benzer çünkü polen filtresinden tutun da radyatör peteklerine kadar her köşe bucak titizlikle incelenmeli. Bazen sadece tıkanmış bir tahliye hortumu yüzünden ayak parmaklarının ucuna suların sızdığını görürsün, bazen de elektronik beynin o minicik soketi oksitlendiği için sensörler tamamenyiyle susar. Servis yollarında ömrünü tüketmiş biri olarak söyleyebilirim ki bu arızalar öyle parça değişimleriyle hemen çözülmez, önce sabırla dinlemek gerekir arabayı.
Gaz basıp yollarına devam edenlerin üç gün sonra aynı dertten muzdarip olmasının temel sebebi, sistemdeki asıl kanserli hücrenin gözden kaçırılmasıdır. Kalorifer peteğinin arkasındaki o minik vana bozulduğunda sıcak hava ile soğuk hava birbirine karışır, sen de direksiyonda ter içinde kalırsın. Kimisi camı açıp idare etmeye çalışır ama o rüzgâr sesi bir süre sonra başını öyle bir ağrıtı ki...
Ustaların eli çabuk tutulsun diye alelacele sıktığı civatalar ileride yeni seslere kapı aralar, o yüzden bu işe biraz zaman tanımak lazım. Direksiyonu sağa kırıp davlumbazı söktüğüm o akşamlarda öğrendim ki Nissan klimaları aslında oldukça dayanıklıdır ama bakımsızlıktan çabuk küserler. Polenin tozunu senede bir kez temizlemekle bu iş bitmiyor maalesef, boruların ek yerindeki o minik o-ring contalar zamanla kuruyup gazı kaçırıyor...
Belki de en iyisi aracı sabahın erken saatlerinde gölgeye çekip kaputun altındaki o karmaşık kablo demetini tek tek gözden geçirmektir, kim bilir? Belki de sorun sandığın kadar büyük değildir de sadece sigorta kutusundaki o onluk amperlik parça kendini salmıştır. Yine de insan bazen yolda kalma korkusuyla o soğuk üflemeyen menfezlere bakıp derin bir ah çekiyor, neyse...
Sistemdeki o gizli kaçağı bulmak bazen samanlıkta iğne aramaya benzer çünkü polen filtresinden tutun da radyatör peteklerine kadar her köşe bucak titizlikle incelenmeli. Bazen sadece tıkanmış bir tahliye hortumu yüzünden ayak parmaklarının ucuna suların sızdığını görürsün, bazen de elektronik beynin o minicik soketi oksitlendiği için sensörler tamamenyiyle susar. Servis yollarında ömrünü tüketmiş biri olarak söyleyebilirim ki bu arızalar öyle parça değişimleriyle hemen çözülmez, önce sabırla dinlemek gerekir arabayı.
Gaz basıp yollarına devam edenlerin üç gün sonra aynı dertten muzdarip olmasının temel sebebi, sistemdeki asıl kanserli hücrenin gözden kaçırılmasıdır. Kalorifer peteğinin arkasındaki o minik vana bozulduğunda sıcak hava ile soğuk hava birbirine karışır, sen de direksiyonda ter içinde kalırsın. Kimisi camı açıp idare etmeye çalışır ama o rüzgâr sesi bir süre sonra başını öyle bir ağrıtı ki...
Ustaların eli çabuk tutulsun diye alelacele sıktığı civatalar ileride yeni seslere kapı aralar, o yüzden bu işe biraz zaman tanımak lazım. Direksiyonu sağa kırıp davlumbazı söktüğüm o akşamlarda öğrendim ki Nissan klimaları aslında oldukça dayanıklıdır ama bakımsızlıktan çabuk küserler. Polenin tozunu senede bir kez temizlemekle bu iş bitmiyor maalesef, boruların ek yerindeki o minik o-ring contalar zamanla kuruyup gazı kaçırıyor...
Belki de en iyisi aracı sabahın erken saatlerinde gölgeye çekip kaputun altındaki o karmaşık kablo demetini tek tek gözden geçirmektir, kim bilir? Belki de sorun sandığın kadar büyük değildir de sadece sigorta kutusundaki o onluk amperlik parça kendini salmıştır. Yine de insan bazen yolda kalma korkusuyla o soğuk üflemeyen menfezlere bakıp derin bir ah çekiyor, neyse...