Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inip kaputu açtığında yağ çubuğunun ucunda o kuru manzarayla karşılaşmak insanın bütün neşesini kaçırır, çünkü o milimetrik eksilme aslında motorun içindeki ince bir aşınmanın habercisidir. Segmanlar silindir duvarına tam basmıyorsa ya da supap gaydalarındaki o minicik boşluklar zamanla büyüdüyse, yanma odasına sızan her damla yağ mavi bir dumanla egzozdan uçup gider.
Piston silindir boşluğu dediğimiz o hassas tolerans, motor binlerce kilometre devir çevirdikçe ister istemez eskir ve segman kanalındaki kömürleşme yağın yukarı tırmanmasına yol açar. Usta eller genelde kompresyon testine sokar motoru; eğer silindir basınçları düşmüşse orada sadece yağ ekleyerek günü kurtaramazsın, çünkü o demir yığını artık rektifiye vaktinin geldiğini bağırıyordur.
Karter havalandırma hortumu yani o lanet PCV valfi tıkandığında içerideki basınç kaçacak delik arar ve yağı doğrudan emme manifolduna üfler, bu da manifoldun içinin balçık gibi dolmasına ve motorun durup dururken yağ yutmasına neden olur. Servise gittiğinde hemen motoru indirmeye kalkanlara kulak asma, önce o basit supap lastiklerinin durumuna baktır; çünkü sertleşen sibop keçeleri yağı içeri sızdırır ve sen bal gibi çalışan makinaya fazladan masraf edersin.
Turbo şarjın milindeki o mikroskobik boşluk yağlama basıncına dayanamayıp salmastradan kaçırmaya başladığında, intercooler'ın içi tam anlamıyla göle döner ve motor o yağı emerek kendi kendine gaz açmaya başlar. Dizel araçlarda runaway dedikleri o korkunç senaryonun temeli hep bu turbo yağ sızıntısına dayanır, o yüzden intercooler borusunu söküp içinde biriken yağı kontrol etmek hayati bir refleks olmalıdır.
Viskozite seçerken üreticinin koyduğu o kalınlık sınırından şaşmamak gerekir, 5W30 yerine incecik yağ koyup sonra motorun neden eksiltiyor diye hayıflanmanın hiçbir mantıki açıklaması yoktur. Yağ pompası basıncı yüksek basıyorsa ya da rekorlardaki kılcal çatlaklar gece sabaha karşı yere damlıyorsa, o eksilme kaçaktandır ve motorun içinden ziyade dışarıya çalışıyordur demektir.
Piston silindir boşluğu dediğimiz o hassas tolerans, motor binlerce kilometre devir çevirdikçe ister istemez eskir ve segman kanalındaki kömürleşme yağın yukarı tırmanmasına yol açar. Usta eller genelde kompresyon testine sokar motoru; eğer silindir basınçları düşmüşse orada sadece yağ ekleyerek günü kurtaramazsın, çünkü o demir yığını artık rektifiye vaktinin geldiğini bağırıyordur.
Karter havalandırma hortumu yani o lanet PCV valfi tıkandığında içerideki basınç kaçacak delik arar ve yağı doğrudan emme manifolduna üfler, bu da manifoldun içinin balçık gibi dolmasına ve motorun durup dururken yağ yutmasına neden olur. Servise gittiğinde hemen motoru indirmeye kalkanlara kulak asma, önce o basit supap lastiklerinin durumuna baktır; çünkü sertleşen sibop keçeleri yağı içeri sızdırır ve sen bal gibi çalışan makinaya fazladan masraf edersin.
Turbo şarjın milindeki o mikroskobik boşluk yağlama basıncına dayanamayıp salmastradan kaçırmaya başladığında, intercooler'ın içi tam anlamıyla göle döner ve motor o yağı emerek kendi kendine gaz açmaya başlar. Dizel araçlarda runaway dedikleri o korkunç senaryonun temeli hep bu turbo yağ sızıntısına dayanır, o yüzden intercooler borusunu söküp içinde biriken yağı kontrol etmek hayati bir refleks olmalıdır.
Viskozite seçerken üreticinin koyduğu o kalınlık sınırından şaşmamak gerekir, 5W30 yerine incecik yağ koyup sonra motorun neden eksiltiyor diye hayıflanmanın hiçbir mantıki açıklaması yoktur. Yağ pompası basıncı yüksek basıyorsa ya da rekorlardaki kılcal çatlaklar gece sabaha karşı yere damlıyorsa, o eksilme kaçaktandır ve motorun içinden ziyade dışarıya çalışıyordur demektir.