Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inip kaputu açtığında o siyah kapağı çevirmek bile bazen insanın tüm hevesini kaçırmaya yeter, değil mi?
Yağ çubuğunu çekip ucundaki o minik lekeye bakmak, yılların tecrübesiyle bile hep aynı hafif tedirginliği yaratır içimizde.
Beş bin kilometrede bir, bazen daha erken, motorun o can damarındaki sıvının nereye kaybolduğunu kim bilebilir ki?
Hani bazı günler motor sesine kulak verirsin de yol boyunca "Acaba eksiltti mi?" sorusu kemirir durur ya beynini.
Aslında bu işin o kadar da göz büyütülecek bir tarafı yok, yeter ki doğru zamanda ve doğru yerde kontrol etmesini bilelim.
Düz bir zemin bulmak bu işin ilk ve belki de en hayati kuralıdır, çünkü yokuşta yapılan ölçüm insanı ya boşuna sevindirir ya da durduk yere paniğe sokar.
Motoru stop edip birkaç dakika yağın kartere süzülmesi için sessizce beklemek gerek, ne acele ediyorsun ki sanki.
Çubuğu çekip önce temiz bir bezle silmek, ardından tekrar daldırıp gerçek seviyeyi görmek usta işi bir refleks gibidir bizim buralarda.
Çizgilerin neresinde duruyor o damlalar, tam ortada mı yoksa dibe mi yaklaşmış, gözünle iyice bir tartmalısın.
Eğer eksilme varsa panik yapıp hemen servise koşmaktansa, acaba kaç kilometrede ne kadar yakmış diye bir hesap yapmak lazım.
Her motor biraz yağ yakar derler ya, aslında bu işin de bir sınırı var; usta ellerin koyduğu o sınır aşılmadıkça korkmaya gerek yok.
Kilometre defterini açıp son değişimi ne zaman yapmıştık diye bir bakmak, belki de en sadık dostumuzdur uzun yolda.
Eksilen yağı tamamlarken aynı viskozitede olmasına dikkat etmek şart, yoksa motorun canına okuruz fark etmeden.
Zamanla aşınan contalar, esneyen keçeler derken motor o gizli kaçağı bir şekilde belli eder zaten kendine.
Arada bir kaputu açıp motorun etrafını şöyle bir gözle süzmek, altındaki o minik damlaları yakalamak bizim elimizde.
Yağ çubuğunu çekip ucundaki o minik lekeye bakmak, yılların tecrübesiyle bile hep aynı hafif tedirginliği yaratır içimizde.
Beş bin kilometrede bir, bazen daha erken, motorun o can damarındaki sıvının nereye kaybolduğunu kim bilebilir ki?
Hani bazı günler motor sesine kulak verirsin de yol boyunca "Acaba eksiltti mi?" sorusu kemirir durur ya beynini.
Aslında bu işin o kadar da göz büyütülecek bir tarafı yok, yeter ki doğru zamanda ve doğru yerde kontrol etmesini bilelim.
Düz bir zemin bulmak bu işin ilk ve belki de en hayati kuralıdır, çünkü yokuşta yapılan ölçüm insanı ya boşuna sevindirir ya da durduk yere paniğe sokar.
Motoru stop edip birkaç dakika yağın kartere süzülmesi için sessizce beklemek gerek, ne acele ediyorsun ki sanki.
Çubuğu çekip önce temiz bir bezle silmek, ardından tekrar daldırıp gerçek seviyeyi görmek usta işi bir refleks gibidir bizim buralarda.
Çizgilerin neresinde duruyor o damlalar, tam ortada mı yoksa dibe mi yaklaşmış, gözünle iyice bir tartmalısın.
Eğer eksilme varsa panik yapıp hemen servise koşmaktansa, acaba kaç kilometrede ne kadar yakmış diye bir hesap yapmak lazım.
Her motor biraz yağ yakar derler ya, aslında bu işin de bir sınırı var; usta ellerin koyduğu o sınır aşılmadıkça korkmaya gerek yok.
Kilometre defterini açıp son değişimi ne zaman yapmıştık diye bir bakmak, belki de en sadık dostumuzdur uzun yolda.
Eksilen yağı tamamlarken aynı viskozitede olmasına dikkat etmek şart, yoksa motorun canına okuruz fark etmeden.
Zamanla aşınan contalar, esneyen keçeler derken motor o gizli kaçağı bir şekilde belli eder zaten kendine.
Arada bir kaputu açıp motorun etrafını şöyle bir gözle süzmek, altındaki o minik damlaları yakalamak bizim elimizde.