Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kış ayının ortasındasın, dışarıda camları buz kesmiş bir hava var, sen ise arabaya bindiğin gibi o tanıdık sıcaklığı bekliyorsun ama içerisi hâlâ bir buzdolabı... Mitsubishi'nin o efsanevi sağlamlığına güvenip bindiğin aracın kalorifer peteklerinden hâlâ buz gibi hava üflemesi insanın tüm neşesini kaçırmaya yeter de artar bile, hele ki bu işten pek anlamıyorsan hemeneyvah demeye başlıyorsun içinden.
Kalorifer sisteminin tamamen suskun kalmasının arkasında yatan en büyük hain genellikle termostattır; motor suyu yeterli sıcaklığa ulaşamadığı için peteklere giden o sıcak su döngüsü aslında hiç başlamıyor, sen de direksiyon başında dişlerini sıkarak yol bitmesini bekliyorsun işte. Su eksilmesi de işin tuz biberi tabii, kaputu açıp genleşme kabına şöyle bir baktın mı durumu hemen çakıyorsun zaten, radyatör hortumlarından sızan o pembe ya da yeşil antifriz kokusu her şeyi ele veriyor.
Peteklerin içi zamanla öyle bir tortuyla doluyor ki, sanki çeşme suyu doldurulmuş çaydanlık gibi suyun geçeceği tek bir milimetrelik delik bile kalmıyor; işte o zaman sanayi yolunda ustaya dert anlatmak kaçınılmaz oluyor, kim bilir yine ne masraf çıkaracak diye düşünmeden edemiyorsun. Kalorifer radyatörünün tıkanması sadece soğuk bırakmaz adamı, motorun hararet yapmasına bile zemin hazırlar da farkına varamazsın...
Ön konsolun derinliklerinden gelen o sinir bozucu tıkırtılar veya fanın kademelerini değiştirdiğinde hiçbir şeyin değişmemesi var ya, insanı deli etmeye yeter; ha işte o rezistans arızası tam bir kapalı kutudur, sigorta tablosunu kurcalatır adama. Fan motoru kömürleri bitmiş olabilir, elektrik akımı o pervaneyi döndürmeye yetmiyordur belki de, parmaklarını ızgaraya dayayıp ılık bir nefes bile hissedememek var ya, insanın tüm sürüş keyfini sıfırlıyor aniden.
Kimi zaman da klape motorları dişli sıyırır ve sen sıcak ayarını sonuna kadar dayasan bile yönlendirme kapakları yerinden oynamaz; yani sıcak hava üretilir ama o minik plastik dişliler kırıldığı için bir türlü senin tarafına, yani camlara veya ayaklarına üflenemez. Göğüslüğü komple söküp o minicik parçayı değiştirmek öyle zahmetli bir iştir ki, ustalar bile o işe başlarken iki kere düşünür, senin de canın bu duruma fazlasıyla sıkılır tabii.
Antifriz seçiminde yapılan o ucuzluk kokan hatalar bütün bu alüminyum boruları içeriden çürütür ve bir gün trafikte kalakalrsın; kış gelmeden önce o sistme şöyle bir bakım yaptırmak, suyunu yenilemek varken hep erteliyoruz değil mi... Sonra yolda kalınca anlıyoruz paranın değil, vaktinde yapılan bakımın ne kadar kıymetli olduğunu ama iş işten geçmiş oluyor maalesef.
Kalorifer sisteminin tamamen suskun kalmasının arkasında yatan en büyük hain genellikle termostattır; motor suyu yeterli sıcaklığa ulaşamadığı için peteklere giden o sıcak su döngüsü aslında hiç başlamıyor, sen de direksiyon başında dişlerini sıkarak yol bitmesini bekliyorsun işte. Su eksilmesi de işin tuz biberi tabii, kaputu açıp genleşme kabına şöyle bir baktın mı durumu hemen çakıyorsun zaten, radyatör hortumlarından sızan o pembe ya da yeşil antifriz kokusu her şeyi ele veriyor.
Peteklerin içi zamanla öyle bir tortuyla doluyor ki, sanki çeşme suyu doldurulmuş çaydanlık gibi suyun geçeceği tek bir milimetrelik delik bile kalmıyor; işte o zaman sanayi yolunda ustaya dert anlatmak kaçınılmaz oluyor, kim bilir yine ne masraf çıkaracak diye düşünmeden edemiyorsun. Kalorifer radyatörünün tıkanması sadece soğuk bırakmaz adamı, motorun hararet yapmasına bile zemin hazırlar da farkına varamazsın...
Ön konsolun derinliklerinden gelen o sinir bozucu tıkırtılar veya fanın kademelerini değiştirdiğinde hiçbir şeyin değişmemesi var ya, insanı deli etmeye yeter; ha işte o rezistans arızası tam bir kapalı kutudur, sigorta tablosunu kurcalatır adama. Fan motoru kömürleri bitmiş olabilir, elektrik akımı o pervaneyi döndürmeye yetmiyordur belki de, parmaklarını ızgaraya dayayıp ılık bir nefes bile hissedememek var ya, insanın tüm sürüş keyfini sıfırlıyor aniden.
Kimi zaman da klape motorları dişli sıyırır ve sen sıcak ayarını sonuna kadar dayasan bile yönlendirme kapakları yerinden oynamaz; yani sıcak hava üretilir ama o minik plastik dişliler kırıldığı için bir türlü senin tarafına, yani camlara veya ayaklarına üflenemez. Göğüslüğü komple söküp o minicik parçayı değiştirmek öyle zahmetli bir iştir ki, ustalar bile o işe başlarken iki kere düşünür, senin de canın bu duruma fazlasıyla sıkılır tabii.
Antifriz seçiminde yapılan o ucuzluk kokan hatalar bütün bu alüminyum boruları içeriden çürütür ve bir gün trafikte kalakalrsın; kış gelmeden önce o sistme şöyle bir bakım yaptırmak, suyunu yenilemek varken hep erteliyoruz değil mi... Sonra yolda kalınca anlıyoruz paranın değil, vaktinde yapılan bakımın ne kadar kıymetli olduğunu ama iş işten geçmiş oluyor maalesef.