Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direkt olarak kontağı çevirdiğimiz o ilk saniyeden bahsediyorum, motorun altımızda sessizce uyanmasını beklediğimiz o an... Mitsubishi'nin benzinli üniteleri yıllarca sağlamlığıyla bilindi, yollarda binlerce kilometre sorunsuz devirdi bu makineler. Ama son dönemde işler biraz değişti sanki; servis kapılarında ya da o bilindik forum köşelerinde rölanti dalgalanmalarından, beklenmedik anlarda artan o cüzdan yakan benzin kokularından ve istasyon yolunu aşındıranlardan bahsediliyor sürekli...
Eski tip atmosferik motorların o dertsiz tasasız günleri geride kaldı belki de, yeni nesil doğrudan enjeksiyonlu sistemler hassas ruhlar gibi kapris yapmaya bayılıyor. Deponun dibinde biriken en ufak bir tortu, kalitesiz yakıtın o metal borularda bıraktığı incecik tabaka bütün dengeyi altüst etmeye yetiyor da artıyor bile. Pompa basıncı düşünce motor sanki nefesi kesiliyormuş gibi öksürmeye başlıyor, gaza bastığında o eski canlılık yok artık...
Aslında mesele sadece bir yakıt pompası ya da tıkanmış enjektör değil; bu motorlar adeta safkan birer yarış atı gibi özel ilgi istiyor, kalitesiz benzini sevemiyorlar bir türlü. Sabahın ilk ışıklarında marşa basınca yaşanan o sarsıntılar, egzozdan yayılan çiğ benzin kokusu insanı, "Acaba nerede yanlış yapıyorum?" diye düşünmeye itiyor. Belki de hatayı hep yanlış istasyonları seçmekte arıyoruz, kim bilir...
Servis ustasının elindeki o küçük cihaz arıza kodunu okuyup ekranı gösterdiğinde taşlar yerine oturuyor gibi oluyor ama can sıkıntısı baki kalıyor tabii. Yakıt sistemindeki basınç regülatörünün o narin zarı delinecek mi diye korkuyoruz resmen, çünkü değişim maliyetleri ortada... Tasarruf edelim derken merdiven altı benzin istasyonlarına uğramanın faturası sonradan çok daha ağır çıkıyor o motorlara, bunu acı tecrübelerle öğrendik ne yazık ki.
Yılların emektar Mitsubishi motoruna binerken artık acaba yolda bırakır mı endişesi taşımak dokunuyor insana, o eski güven duygusu zedeleniyor biraz... Kaliteli katkılı yakıtlar kullanmak, filtreleri zamanından önce değiştirmek belki bir nebze olsun nefes aldırıyor sisteme ama kökten çözüm bazen imkansız gibi görünüyormuş gibi geliyor. Sonuçta metal de olsa canı var bu makinelerin, hakkını vermezsen o da senden intikamını alıyor işte...
Eski tip atmosferik motorların o dertsiz tasasız günleri geride kaldı belki de, yeni nesil doğrudan enjeksiyonlu sistemler hassas ruhlar gibi kapris yapmaya bayılıyor. Deponun dibinde biriken en ufak bir tortu, kalitesiz yakıtın o metal borularda bıraktığı incecik tabaka bütün dengeyi altüst etmeye yetiyor da artıyor bile. Pompa basıncı düşünce motor sanki nefesi kesiliyormuş gibi öksürmeye başlıyor, gaza bastığında o eski canlılık yok artık...
Aslında mesele sadece bir yakıt pompası ya da tıkanmış enjektör değil; bu motorlar adeta safkan birer yarış atı gibi özel ilgi istiyor, kalitesiz benzini sevemiyorlar bir türlü. Sabahın ilk ışıklarında marşa basınca yaşanan o sarsıntılar, egzozdan yayılan çiğ benzin kokusu insanı, "Acaba nerede yanlış yapıyorum?" diye düşünmeye itiyor. Belki de hatayı hep yanlış istasyonları seçmekte arıyoruz, kim bilir...
Servis ustasının elindeki o küçük cihaz arıza kodunu okuyup ekranı gösterdiğinde taşlar yerine oturuyor gibi oluyor ama can sıkıntısı baki kalıyor tabii. Yakıt sistemindeki basınç regülatörünün o narin zarı delinecek mi diye korkuyoruz resmen, çünkü değişim maliyetleri ortada... Tasarruf edelim derken merdiven altı benzin istasyonlarına uğramanın faturası sonradan çok daha ağır çıkıyor o motorlara, bunu acı tecrübelerle öğrendik ne yazık ki.
Yılların emektar Mitsubishi motoruna binerken artık acaba yolda bırakır mı endişesi taşımak dokunuyor insana, o eski güven duygusu zedeleniyor biraz... Kaliteli katkılı yakıtlar kullanmak, filtreleri zamanından önce değiştirmek belki bir nebze olsun nefes aldırıyor sisteme ama kökten çözüm bazen imkansız gibi görünüyormuş gibi geliyor. Sonuçta metal de olsa canı var bu makinelerin, hakkını vermezsen o da senden intikamını alıyor işte...