Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün otoparkta park yerini ararken yan yana dizilmiş iki tane MG HS ilişti gözüme; hatları gerçekten havalı duruyor, insanı bir anlığına cezbediyor ama kapı kolunu tutup içeri geçtiğinde o ilk ihtişam biraz sönüveriyor sanki.
Aslında bu arabayı almayı düşünenlerin en çok merak ettiği şey o ekranların donup donmadığı; çünkü direksiyona geçip kontak bastığında bazen multimedya sistemi adeta uykudan uyanmak istemiyor, öylece siyah ekrana bakıp kalıyorsun trafikte.
Şanzıman konusuna gelince, özellikle sıkışık trafikte dur-kalk yaparken o çift kavramanın hafiften bir kararsızlık yaşadığını hissetmemek imkânsız; sanki vites geçişlerinde araba bir anlığına ne yapacağını şaşırıyor, hani derler ya kafası karışıyor insanın, tıpkı öyle.
Bir de şu ses yalıtımı meselesi var ki uzun yolda insanı bazen gerçekten yorabiliyor; rüzgâr sesi kabine bir şekilde sızmayı başarıyor, tabii müzik sesini biraz açarak bu durumu geçici olarak örtmek mümkün ama yine de kulakta o hafif uğultu kalıyor.
Yedek parça bekleyenlerin sabırlı olması gerektiğini servis salonlarında beklerken anlıyorsun; bazen basit bir plastik parça için bile haftalarca gün sayabiliyorsun, o yüzden kaportayı korumak normalden biraz daha fazla özen istiyor.
Yakıt tüketimine gelince, kâğıt üzerindeki rakamlarla şehir içindeki gerçek hayat verileri arasında ufak bir uçurum var; cüzdanı biraz üzebiliyor bu SUV, yani benzinli bir araca bindiğini unutmamak gerek hiçbir zaman.
Bütün bu ufak tefek pürüzlerine rağmen o fiyat etiketine bakınca insan yine de bir durup düşünüyor; mükemmel değil belki ama bütçe dostu oluşu bütün o küçük kusurları unutturmaya yetiyor mu, işte orası tamamen senin beklentine kalmış.
Aslında bu arabayı almayı düşünenlerin en çok merak ettiği şey o ekranların donup donmadığı; çünkü direksiyona geçip kontak bastığında bazen multimedya sistemi adeta uykudan uyanmak istemiyor, öylece siyah ekrana bakıp kalıyorsun trafikte.
Şanzıman konusuna gelince, özellikle sıkışık trafikte dur-kalk yaparken o çift kavramanın hafiften bir kararsızlık yaşadığını hissetmemek imkânsız; sanki vites geçişlerinde araba bir anlığına ne yapacağını şaşırıyor, hani derler ya kafası karışıyor insanın, tıpkı öyle.
Bir de şu ses yalıtımı meselesi var ki uzun yolda insanı bazen gerçekten yorabiliyor; rüzgâr sesi kabine bir şekilde sızmayı başarıyor, tabii müzik sesini biraz açarak bu durumu geçici olarak örtmek mümkün ama yine de kulakta o hafif uğultu kalıyor.
Yedek parça bekleyenlerin sabırlı olması gerektiğini servis salonlarında beklerken anlıyorsun; bazen basit bir plastik parça için bile haftalarca gün sayabiliyorsun, o yüzden kaportayı korumak normalden biraz daha fazla özen istiyor.
Yakıt tüketimine gelince, kâğıt üzerindeki rakamlarla şehir içindeki gerçek hayat verileri arasında ufak bir uçurum var; cüzdanı biraz üzebiliyor bu SUV, yani benzinli bir araca bindiğini unutmamak gerek hiçbir zaman.
Bütün bu ufak tefek pürüzlerine rağmen o fiyat etiketine bakınca insan yine de bir durup düşünüyor; mükemmel değil belki ama bütçe dostu oluşu bütün o küçük kusurları unutturmaya yetiyor mu, işte orası tamamen senin beklentine kalmış.