Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kış kapıya dayandığında o kusursuz Alman mühendisliğinin o ihtişamlı yıldızı nasıl da nazlanmaya başlar biliriz; sabahın o dondurucu ayazında kontağı çeviririz ama tık yok...
Akü dediğin safidir, havalar eksilere düştüğünde o da bizim gibi üşür, içerideki kimyasal reaksiyonlar birden uykuya geçer ve marş motoru o ağır krankı döndürmekte direnir.
Aslında ortada büyük bir arıza falan yok, tamamen fizik kuralı; mazotun ya da benzinin o soğukta viskozitesi artar, yağ yoğurt kıvamına gelir de ondan dönmez o çarklar.
Kızdırma bujileri dedikleri o küçük mucizeler eğer zamanında değişmediyse, dizel bir Mercedes'in o buz gibi sabahı atlatması adeta imkansızlaşır; mazot püskürür ama ateş almaz, ortalığı çiğ mazot kokusu sarar.
Peki ne yapacağız şimdi, arabayı kapının önünde kaderine mi terk edeceğiz?
Tabii ki hayır; kaliteli bir akü takviyesiyle o motoru hayata döndürmek bizim elimizde, yeter ki marşa balıklama atlamayalım, önce elektronik sistemleri bir kendine getirelim.
Kontak açılıp o ısıtma lambasının sönmesini beklemek var ya, işte o sabır o motorun ömrünü uzatır; hemen marşa basıp marş motorunu yakmanın kime ne faydası var ki zaten?
Zamanında bakımı yapılmamış bir yakıt filtresi donmuş su damlacıklarıyla dolduğunda, mazot akmaz olur; sonra usta usta gez dur, halbuki mesele alt tarafı bir filtre değişimi.
Alman arabaları hassastır dostum, pamuk eller öpülmez belki ama o kontak çevrilirken biraz özen ister, sabahları o marşı uzun uzun zorlamak yerine iki üç kez yarım kontak yapıp yakıtı ısıtmak en akıllıca iş.
Kışın o buz kesen sabahlarında kaputu açıp şöyle bir motoru dinlemek lazım bazen; her şey insanla araba arasında bir gönül bağı meselesi çünkü, sen ona iyi bakarsan o da seni yolda bırakmaz.
Akü dediğin safidir, havalar eksilere düştüğünde o da bizim gibi üşür, içerideki kimyasal reaksiyonlar birden uykuya geçer ve marş motoru o ağır krankı döndürmekte direnir.
Aslında ortada büyük bir arıza falan yok, tamamen fizik kuralı; mazotun ya da benzinin o soğukta viskozitesi artar, yağ yoğurt kıvamına gelir de ondan dönmez o çarklar.
Kızdırma bujileri dedikleri o küçük mucizeler eğer zamanında değişmediyse, dizel bir Mercedes'in o buz gibi sabahı atlatması adeta imkansızlaşır; mazot püskürür ama ateş almaz, ortalığı çiğ mazot kokusu sarar.
Peki ne yapacağız şimdi, arabayı kapının önünde kaderine mi terk edeceğiz?
Tabii ki hayır; kaliteli bir akü takviyesiyle o motoru hayata döndürmek bizim elimizde, yeter ki marşa balıklama atlamayalım, önce elektronik sistemleri bir kendine getirelim.
Kontak açılıp o ısıtma lambasının sönmesini beklemek var ya, işte o sabır o motorun ömrünü uzatır; hemen marşa basıp marş motorunu yakmanın kime ne faydası var ki zaten?
Zamanında bakımı yapılmamış bir yakıt filtresi donmuş su damlacıklarıyla dolduğunda, mazot akmaz olur; sonra usta usta gez dur, halbuki mesele alt tarafı bir filtre değişimi.
Alman arabaları hassastır dostum, pamuk eller öpülmez belki ama o kontak çevrilirken biraz özen ister, sabahları o marşı uzun uzun zorlamak yerine iki üç kez yarım kontak yapıp yakıtı ısıtmak en akıllıca iş.
Kışın o buz kesen sabahlarında kaputu açıp şöyle bir motoru dinlemek lazım bazen; her şey insanla araba arasında bir gönül bağı meselesi çünkü, sen ona iyi bakarsan o da seni yolda bırakmaz.