Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Şanzıman dediğin gücü yola aktarır, mühendislik harikasıdır falan derler ama işin aslı trafikte sıkıştığında bastığın debriyajla başlar. Alman mühendisliği her şeyi kusursuz tasarlar sanıyorsan, Mercedes'in çift kavramalı şanzımanlarıyla tanışmamışsın demektir; o kibar görünen vites geçişleri bir gün ansızın silkelenmeye başladığında insan o prestijli logoya bakıp derin bir "eyvah" çekiyor.
Kavrama dediğin parça iki balatanın birbirine sarılmasından ibaret değil aslında, içeride sürekli bir dans var ama bazen bu dans tango yerine kabusa dönüyor. Kim demiş bu şanzımanlar ömürlük diye? Trafikte dur-kalk yaparken balatalar sıcaktan kavruluyor, mekatronik beyin ne yapacağını şaşırıyor ve o pürüzsüz sürüş keyfi bir anda yerini takurtulara bırakıyor...
Kimse sana o ilk kalkıştaki titremenin aslında büyük bir masrafın habercisi olduğunu söylemez, galeriden çıkarken yüzünde güller açar ama ışıklarda araba horon teptiğinde o gülüş solup gidiyor. Servise gidiyorsun, "normal abi bunlar" diyorlar; normal falan değil, o metal yorgunluğu ve ısınma problemi bu teknolojinin asıl fıtratında var işte.
Yaz sıcaklarında İstanbul trafiğinde iki saat kal da gör o mekatronik arızasını, araba vites geçiremeyince ortada kalıyorsun öylece. Değiştiriyorsun parçayı, binlerce lira döküyorsun masaya ama içindeki o şüphe kurdu bir kere kemirmeye başlıyor insanı; ya yine yolda bırakırsa?
Şanzıman yağı seçerken üç kuruşluk kar edeyim derken bütün sistemi eline alırsın, sonra "neden böyle oldu" diye dövünmenin anlamı kalmıyor. Kim derdi ki o yıldızlı amblemin altında böyle nazlı bir mekanizma yatsın, insan bazen eski tip tork konvertörlü emektar şanzımanları özlüyor vallahi...
Kavrama dediğin parça iki balatanın birbirine sarılmasından ibaret değil aslında, içeride sürekli bir dans var ama bazen bu dans tango yerine kabusa dönüyor. Kim demiş bu şanzımanlar ömürlük diye? Trafikte dur-kalk yaparken balatalar sıcaktan kavruluyor, mekatronik beyin ne yapacağını şaşırıyor ve o pürüzsüz sürüş keyfi bir anda yerini takurtulara bırakıyor...
Kimse sana o ilk kalkıştaki titremenin aslında büyük bir masrafın habercisi olduğunu söylemez, galeriden çıkarken yüzünde güller açar ama ışıklarda araba horon teptiğinde o gülüş solup gidiyor. Servise gidiyorsun, "normal abi bunlar" diyorlar; normal falan değil, o metal yorgunluğu ve ısınma problemi bu teknolojinin asıl fıtratında var işte.
Yaz sıcaklarında İstanbul trafiğinde iki saat kal da gör o mekatronik arızasını, araba vites geçiremeyince ortada kalıyorsun öylece. Değiştiriyorsun parçayı, binlerce lira döküyorsun masaya ama içindeki o şüphe kurdu bir kere kemirmeye başlıyor insanı; ya yine yolda bırakırsa?
Şanzıman yağı seçerken üç kuruşluk kar edeyim derken bütün sistemi eline alırsın, sonra "neden böyle oldu" diye dövünmenin anlamı kalmıyor. Kim derdi ki o yıldızlı amblemin altında böyle nazlı bir mekanizma yatsın, insan bazen eski tip tork konvertörlü emektar şanzımanları özlüyor vallahi...