Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce otoyolun ortasında, tam da en hızlı aktığı anda birden teklemeye başlayan bir sedanın direksiyonundaydım ve motorun o can damarının kuruduğunu o garip öksürükten anlamıştım.
Deponun altındaki o küçük elektrikli parça sustuğu an bütün o görkemli Alman mühendisliği bir demir yığınından ibaret kalıyor, bunu kaç şoför acı tecrübeyle öğrendi acaba?
Sabahları marşa basarsınız da marş döner ama makine bir türlü o neşeli çalışma sesini vermez ya, işte o an suçluyu aramaya marş motorundan değil arkadan gelen o sessizlikten başlamak gerekir.
Ateşleme var, akü yeni, marş basıyor ama araç inatla çalışmıyorsa o benzin pompası sessizce görevini bırakmış demektir; peki ya seyir halindeyken birden yığılıp kalmalar?
Hani uzun yolda giderken motor birden güçten düşer, gaz pedalına basarsınız ama araba sanki arkadan çekiliyormuş gibi yavaşlar ve siz ne olduğunu anlamaya çalışırken...
Sanki karbüratörlü eski şahinler gibi boğulma hissi yaratır bu arıza, oysa altında yıldız taşıyan modern bir enjeksiyon sisteminden bahsediyoruz ve bu durum insanı adeta çileden çıkarır.
Arka koltuğun altından gelen o tiz vınlama sesi var ya, bazen normalden farklı bir çığlığa dönüşür, işte o ses o pompanın artık son nefeslerini tükettiğinin en açık ilanıdır.
Basınç düşer, yakıt rayına yeterince benzemez, motor beyni ne yapacağını şaşırır ve siz kendinizi o otoyol kenarında dörtlüleri yakmış bir halde çekici beklerken bulursunuz.
Peki depodaki yakıtı hep çeyreğin altında tutmanın o zavallı pompayı nasıl da erken yaşta mezara gömdüğünü kaç kişi biliyor, o benzin aynı zamanda onu soğutuyor çünkü...
Değiştirecekseniz de gidin orijinalini taktırın, o yan sanayi ucuz parçalar yolda yine yarı yolda bırakır adamı, benden söylemesi.
Deponun altındaki o küçük elektrikli parça sustuğu an bütün o görkemli Alman mühendisliği bir demir yığınından ibaret kalıyor, bunu kaç şoför acı tecrübeyle öğrendi acaba?
Sabahları marşa basarsınız da marş döner ama makine bir türlü o neşeli çalışma sesini vermez ya, işte o an suçluyu aramaya marş motorundan değil arkadan gelen o sessizlikten başlamak gerekir.
Ateşleme var, akü yeni, marş basıyor ama araç inatla çalışmıyorsa o benzin pompası sessizce görevini bırakmış demektir; peki ya seyir halindeyken birden yığılıp kalmalar?
Hani uzun yolda giderken motor birden güçten düşer, gaz pedalına basarsınız ama araba sanki arkadan çekiliyormuş gibi yavaşlar ve siz ne olduğunu anlamaya çalışırken...
Sanki karbüratörlü eski şahinler gibi boğulma hissi yaratır bu arıza, oysa altında yıldız taşıyan modern bir enjeksiyon sisteminden bahsediyoruz ve bu durum insanı adeta çileden çıkarır.
Arka koltuğun altından gelen o tiz vınlama sesi var ya, bazen normalden farklı bir çığlığa dönüşür, işte o ses o pompanın artık son nefeslerini tükettiğinin en açık ilanıdır.
Basınç düşer, yakıt rayına yeterince benzemez, motor beyni ne yapacağını şaşırır ve siz kendinizi o otoyol kenarında dörtlüleri yakmış bir halde çekici beklerken bulursunuz.
Peki depodaki yakıtı hep çeyreğin altında tutmanın o zavallı pompayı nasıl da erken yaşta mezara gömdüğünü kaç kişi biliyor, o benzin aynı zamanda onu soğutuyor çünkü...
Değiştirecekseniz de gidin orijinalini taktırın, o yan sanayi ucuz parçalar yolda yine yarı yolda bırakır adamı, benden söylemesi.