Mehmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Çift kavramalı sistemlerin o ilk heyecanlı vites geçişleri kulağa ne kadar teknolojik gelse de trafikte dur-kalk yapmaya başladığında işin rengi tamamen değişiyor.
Volkswagen grubunun kuru tip DQ200 şanzımanları özellikle yoğun yaz sıcaklarında ve sürekli sıkışık trafikte meşatür meşakkatli balata ısınma problemleriyle adeta baş edemiyor.
Debriyaj mekatronik ünitesi ile sürekli bir veri alışverişi halindeyken içerideki yağ basıncının düşmesiyle birlikte o istenmeyen sarsıntılar ve titremeler bir anda kendini belli etmeye başlıyor.
Ford’un PowerShift kodlu şanzımanlarında ise durum biraz daha farklı ve açıkçası işler mekanik aşınmadan ziyade erken kavrama sızdırmazlık elemanlarının yağ kaçırmasıyla sarpa sarıyor.
Kavrama diskleri hidrolik yağla ıslanıp sürtünme katsayısını kaybettiğinde araç birinci vitesten ikinci vitese geçerken sanki arkadan biri vurmuş gibi sert bir silkeleme yapıyor...
Acaba mühendisler bu kuru kavramaları tasarlarken bizim bu rezil İstanbul trafiğini gerçekten hesaba katmışlar mıdır dersin?
Renault’nun EDC sistemlerinde ıslak tip kavramalar kuru olanlara nazaran çok daha uzun ömürlü soluklar aldırsa bile bazen mekatronik beynin yazılım hatası yüzünden kavramayı kaçırma eğilimi gösterdiği biliniyor.
Asla acele etmeyin ve yokuş yukarı kalkışlarda aracı fren yerine sadece gazla tutmaya çalışarak o zavallı balataları ateşe atmayın.
Japon üreticilerin tork konvertörlü geleneksel otomatiklere olan sadakati bu tarz kronik kavrama dertlerini büyük oranda tarihe gömse de iş performans odaklı çift kavramaya gelince onlar da benzer hassasiyetler yaşıyor.
Volant boşluğu arttıkça o metalik tıkırtılar ve vites geçişlerindeki kararsızlıklar artar...
Hangi markaya biniyor olursanız olun şanzıman beyninin adaptasyon ayarlarını periyodik olarak sıfırlatmak mekanik ömrü uzatmak adına atılacak en akıllıca adımlardan birisidir.
Kavrama sıyırmaya başladığında ekrandaki arıza lambasını beklemek yerine o ani gaz kesintilerindeki hissizliği erken fark etmek en büyük kurtarıcınız olacaktır.
Volkswagen grubunun kuru tip DQ200 şanzımanları özellikle yoğun yaz sıcaklarında ve sürekli sıkışık trafikte meşatür meşakkatli balata ısınma problemleriyle adeta baş edemiyor.
Debriyaj mekatronik ünitesi ile sürekli bir veri alışverişi halindeyken içerideki yağ basıncının düşmesiyle birlikte o istenmeyen sarsıntılar ve titremeler bir anda kendini belli etmeye başlıyor.
Ford’un PowerShift kodlu şanzımanlarında ise durum biraz daha farklı ve açıkçası işler mekanik aşınmadan ziyade erken kavrama sızdırmazlık elemanlarının yağ kaçırmasıyla sarpa sarıyor.
Kavrama diskleri hidrolik yağla ıslanıp sürtünme katsayısını kaybettiğinde araç birinci vitesten ikinci vitese geçerken sanki arkadan biri vurmuş gibi sert bir silkeleme yapıyor...
Acaba mühendisler bu kuru kavramaları tasarlarken bizim bu rezil İstanbul trafiğini gerçekten hesaba katmışlar mıdır dersin?
Renault’nun EDC sistemlerinde ıslak tip kavramalar kuru olanlara nazaran çok daha uzun ömürlü soluklar aldırsa bile bazen mekatronik beynin yazılım hatası yüzünden kavramayı kaçırma eğilimi gösterdiği biliniyor.
Asla acele etmeyin ve yokuş yukarı kalkışlarda aracı fren yerine sadece gazla tutmaya çalışarak o zavallı balataları ateşe atmayın.
Japon üreticilerin tork konvertörlü geleneksel otomatiklere olan sadakati bu tarz kronik kavrama dertlerini büyük oranda tarihe gömse de iş performans odaklı çift kavramaya gelince onlar da benzer hassasiyetler yaşıyor.
Volant boşluğu arttıkça o metalik tıkırtılar ve vites geçişlerindeki kararsızlıklar artar...
Hangi markaya biniyor olursanız olun şanzıman beyninin adaptasyon ayarlarını periyodik olarak sıfırlatmak mekanik ömrü uzatmak adına atılacak en akıllıca adımlardan birisidir.
Kavrama sıyırmaya başladığında ekrandaki arıza lambasını beklemek yerine o ani gaz kesintilerindeki hissizliği erken fark etmek en büyük kurtarıcınız olacaktır.