Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın kör ayazında kontağı çevirdiğimiz o an, motorun gıkının çıkmaması hepimizin tüylerini diken diken eder... Bazen tık diye bir ses gelir, bazen çıt bile çıkmaz, işte o saniyede bütün planlarımız altüst olur.
Hangi arabanın marş motoru nerede zayıflar, bunu en iyi sokaktaki ustalar bilir; meselâ Fransız grubu araçlarda kömür bitmesi klasik bir haftasonu eğlencesidir... Almanlar ise işi elektriksel izolasyona döker ama o selenoid dediğimiz parça bir kez takıldı mı yolda kalmak kaçınılmazdır.
Japon otolarında marş dişlisi sıyırma derdi pek görülmez ama kontak entegresi yaşlandıkça akımı keser... Bizim gibi yıllarını yollarda devirmiş şoförler bu sesin tınısından arızanın adını koyar, röle mi çekti yoksa batarya mı nalları dikti hemen anlarız.
Her marş basışımızda aslında motorun kalbine bir akım gönderiyoruz, o akım kömürlerden kollektöre ulaşmazsa ortalık sessizliğe gömülür... Kimi zaman marş dinamosuna hafifçe anahtarla vurmakta buluruz çareyi, ne garip değil mi, teknoloji ilerliyor ama hâlâ tornavidatla çalışan çözümlerimiz var.
Yedek parça tezgahlarında asırlık markaların yan sanayi ürünleri kapış kapış gidiyor, oysa orijinal marş dişlisi takılmayan her araç eninde sonunda yine yolda bırakır... Tasarruf edelim derken sanayi esnafına fazladan veriyoruz parayı, bu da bizim milletin asırlık kaderi işte.
Ustaların atölyesinde geçen o uzun saatler boyunca hep aynı hikayeyi dinleriz; marş motoruna gelen elektrik zayıfsa, usta hemen kutup başlarını zımparalamaya başlar... Acaba kaçımız akü başlarındaki o yeşil oksitlenmeyi zamanında temizliyoruz, yoksa hep yolda kalmayı mı bekliyoruz?
Kimi modelin marş motoru öyle bir yere saklanmıştır ki, sökmek için yarım motoru indirmeniz gerekir; mühendisler bunu tasarlarken hiç mi düşünmezler bu kömürlerin biteceğini... İşte o daracık motor kaputunun altında akıl dökmek zorunda kalır usta, terler silinir, cıvatalar sökülür ve nihayet o özlenen marş sesi duyulur.
Hangi arabanın marş motoru nerede zayıflar, bunu en iyi sokaktaki ustalar bilir; meselâ Fransız grubu araçlarda kömür bitmesi klasik bir haftasonu eğlencesidir... Almanlar ise işi elektriksel izolasyona döker ama o selenoid dediğimiz parça bir kez takıldı mı yolda kalmak kaçınılmazdır.
Japon otolarında marş dişlisi sıyırma derdi pek görülmez ama kontak entegresi yaşlandıkça akımı keser... Bizim gibi yıllarını yollarda devirmiş şoförler bu sesin tınısından arızanın adını koyar, röle mi çekti yoksa batarya mı nalları dikti hemen anlarız.
Her marş basışımızda aslında motorun kalbine bir akım gönderiyoruz, o akım kömürlerden kollektöre ulaşmazsa ortalık sessizliğe gömülür... Kimi zaman marş dinamosuna hafifçe anahtarla vurmakta buluruz çareyi, ne garip değil mi, teknoloji ilerliyor ama hâlâ tornavidatla çalışan çözümlerimiz var.
Yedek parça tezgahlarında asırlık markaların yan sanayi ürünleri kapış kapış gidiyor, oysa orijinal marş dişlisi takılmayan her araç eninde sonunda yine yolda bırakır... Tasarruf edelim derken sanayi esnafına fazladan veriyoruz parayı, bu da bizim milletin asırlık kaderi işte.
Ustaların atölyesinde geçen o uzun saatler boyunca hep aynı hikayeyi dinleriz; marş motoruna gelen elektrik zayıfsa, usta hemen kutup başlarını zımparalamaya başlar... Acaba kaçımız akü başlarındaki o yeşil oksitlenmeyi zamanında temizliyoruz, yoksa hep yolda kalmayı mı bekliyoruz?
Kimi modelin marş motoru öyle bir yere saklanmıştır ki, sökmek için yarım motoru indirmeniz gerekir; mühendisler bunu tasarlarken hiç mi düşünmezler bu kömürlerin biteceğini... İşte o daracık motor kaputunun altında akıl dökmek zorunda kalır usta, terler silinir, cıvatalar sökülür ve nihayet o özlenen marş sesi duyulur.