Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahın köründe arabaya bindiğinizde, o vites topuzunun elinizde bir kaya parçasına dönüşmesi kadar güne kötü başlatan az şey vardır. Hani şöyle yumuşakça ikiye takıp yola koyulmak istersiniz ama şanzıman size adeta "Bugün olmaz" der. Zorlarsınız, avucunuzun içi acır, sanki içeride bir şeyler birbirine diş biliyordur... Yılların şoförü olsanız bile o an kendinizi acemi bir sürücü gibi hissetmekten alıkoyamazsınız. Muhtemelen ilk suçlu hemen aklınıza gelir: Şanzıman yağı. Ama durun, acele etmeyin, çünkü mesele her zaman sadece yağın eksilmesi ya da eskinin getirdiği o meşhur tortular olmayabilir.
Debriyaj pedalına sonuna kadar bastığınızdan emin olduğunuz o anlarda bile vites dişlileri size direniyorsa, artık aranızdaki bağ kopmaya başlamış demektir. Pedalın altındaki o gizli hidrolik sistem, siz ne kadar güç uygularsanız uygulayın görevini tam yapmıyordur belki de. Havalar soğuduğunda bu derdin katlanarak artması ise tamamen o metal parçaların doğasından. Yağ kalınlaşır, metaller büzüşür ve o eski akıcılık bir anda tarih olur. Sahi, en son ne zaman o debriyaj hidroliğinin seviyesine baktınız, ya da baktınız mı gerçekten? Bazen ufacık bir hava kabarcığı, koca bir mekanizmayı felç etmeye yeter.
Sanayideki usta çırak ilişkilerinden kalma bir ezber vardır; "Vites sertleştiyse baskı balata bitmiştir" derler ve geçerler. Oysa her sertlik size doğrudan sanayinin yolunu göstermez, bazen sadece vites halatlarının biraz sevgiye, biraz ayara ihtiyacı vardır. Lifte kaldırılan bir aracın altından bakınca o tellerin nasıl gerildiğini, nasıl pas tuttuğunu kendi gözlerimle çok gördüm. Bir tık ayar, biraz yağlama ve işte o kemikli geçişler birden pamuk gibi oluverir. Tabii her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz... Dişlilerin arkasındaki o sarı senkromeçler aşındıysa, vitese her geçişte o içinizi sızlatan "gırç" sesini duymaya mahkum kalırsınız.
Aracı durdurup motoru stop ettiğinizde vitesler tıkır tıkır geçiyor ama motor çalışınca iş inada biniyorsa, sorunu çok uzakta aramayın. Bu net bir şekilde debriyajın ayırmama hastalığıdır, yani motorun gücü tekerleklere giden yoldan tam olarak kesilemiyordur. Şanzıman kutusu içeride çılgınlar gibi dönmeye devam ederken siz oraya bir dişliyi sokmaya çalışıyorsunuz, adil bir savaş değil bu. Debriyaj setini komple değiştirmek kulağa her ne kadar cüzdan düşmanı bir fikir gibi gelse de, bazen arabayla inatlaşmayı bırakıp teslim olmak en doğrusudur. Kendinizi ve şanzımanı daha fazla yormanın inan hiç alemi yok.
Yola çıkmadan önce vitesi boştayken birkaç kez debriyaja basıp bırakmak, sistemi şöyle bir uyandırmak her zaman işe yarar bir ritüeldir. Bunu alışkanlık haline getirdiğinizde, o ilk hareket anındaki sertliğin hafifçe kırıldığını kendi gözlerinizle göreceksiniz. Şanzımanı zorlayarak, vites kolunu asılarak bir yere varamazsınız, sadece elinizde kalma riskini artırırsınız. Arabanın da bir ruhu, bir çalışma mantığı var nihayetinde; ona hoyrat davranırsanız o da size en sıkışık trafikte cevabını verir. Küçük belirtileri görmezden gelmeyin, kulak kabartın o sese...
Debriyaj pedalına sonuna kadar bastığınızdan emin olduğunuz o anlarda bile vites dişlileri size direniyorsa, artık aranızdaki bağ kopmaya başlamış demektir. Pedalın altındaki o gizli hidrolik sistem, siz ne kadar güç uygularsanız uygulayın görevini tam yapmıyordur belki de. Havalar soğuduğunda bu derdin katlanarak artması ise tamamen o metal parçaların doğasından. Yağ kalınlaşır, metaller büzüşür ve o eski akıcılık bir anda tarih olur. Sahi, en son ne zaman o debriyaj hidroliğinin seviyesine baktınız, ya da baktınız mı gerçekten? Bazen ufacık bir hava kabarcığı, koca bir mekanizmayı felç etmeye yeter.
Sanayideki usta çırak ilişkilerinden kalma bir ezber vardır; "Vites sertleştiyse baskı balata bitmiştir" derler ve geçerler. Oysa her sertlik size doğrudan sanayinin yolunu göstermez, bazen sadece vites halatlarının biraz sevgiye, biraz ayara ihtiyacı vardır. Lifte kaldırılan bir aracın altından bakınca o tellerin nasıl gerildiğini, nasıl pas tuttuğunu kendi gözlerimle çok gördüm. Bir tık ayar, biraz yağlama ve işte o kemikli geçişler birden pamuk gibi oluverir. Tabii her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz... Dişlilerin arkasındaki o sarı senkromeçler aşındıysa, vitese her geçişte o içinizi sızlatan "gırç" sesini duymaya mahkum kalırsınız.
Aracı durdurup motoru stop ettiğinizde vitesler tıkır tıkır geçiyor ama motor çalışınca iş inada biniyorsa, sorunu çok uzakta aramayın. Bu net bir şekilde debriyajın ayırmama hastalığıdır, yani motorun gücü tekerleklere giden yoldan tam olarak kesilemiyordur. Şanzıman kutusu içeride çılgınlar gibi dönmeye devam ederken siz oraya bir dişliyi sokmaya çalışıyorsunuz, adil bir savaş değil bu. Debriyaj setini komple değiştirmek kulağa her ne kadar cüzdan düşmanı bir fikir gibi gelse de, bazen arabayla inatlaşmayı bırakıp teslim olmak en doğrusudur. Kendinizi ve şanzımanı daha fazla yormanın inan hiç alemi yok.
Yola çıkmadan önce vitesi boştayken birkaç kez debriyaja basıp bırakmak, sistemi şöyle bir uyandırmak her zaman işe yarar bir ritüeldir. Bunu alışkanlık haline getirdiğinizde, o ilk hareket anındaki sertliğin hafifçe kırıldığını kendi gözlerinizle göreceksiniz. Şanzımanı zorlayarak, vites kolunu asılarak bir yere varamazsınız, sadece elinizde kalma riskini artırırsınız. Arabanın da bir ruhu, bir çalışma mantığı var nihayetinde; ona hoyrat davranırsanız o da size en sıkışık trafikte cevabını verir. Küçük belirtileri görmezden gelmeyin, kulak kabartın o sese...