Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Garajın betonuna damlayan o pembe ya da mavi sızıntıyı ilk gördüğün anı hatırla, içinden bir şey kopar çünkü bilirsin ki o kaputun altındaki alüminyum bloklar ufak bir ihmali asla affetmez. Yıllardır bu markanın bizzat içinde, çamurun ve asfaltın tozunu yutmuş biri olarak söylüyorum; Land Rover motorları hassastır, narin balerinler gibidir ama yanlış sıvıyla beslendiğinde anında vahşi bir canavara dönüşüp seni yolda bırakır. Piyasada ucuz diye satılan o merdiven altı antifrizler var ya, işte onlar bu motorların katilidir; devirdaim pompasını yer bitirir, termostatı kilidinde bırakır ve günün birinde o hararet ibresi kırmızıya dayandığında elinde sadece binlerce liralık bir hurda yığını kalır. Kimse sana bu motorların su eksiltmesini normal bir durum gibi yutturmasın, eksiltiyorsa bir yerde kaçak vardır ya da kapağın altından kaynayan başka bir bela kapıdadır.
Sistemdeki basınç dengesi bozulduğunda genleşme tankının o çatlak plastik kapaklarından buharlaşan sıvının kokusu tıkınmış bir buruna bile batar, peki sen o kapağı sıcak motorla hiç açmaya çalıştın mı? Sakın deneme, o kaynar su suratına patladığında iş işten geçmiş olur; o yüzden antifriz seviyesini kontrol etmek sadece sabah garajdan çıkmadan önce dipstick çekmekle bitmez, hortumların kelepçelerine kadar göz gezdirmek gerekir. İngiliz mühendisliği dediğimiz şey paradokslarla doludur; muazzam bir arazi kabiliyeti sunarlar ama iş soğutma sistemindeki plastik rakorlara gelince adeta teneke reçetesinden şaşmazlar. Zamanla sertleşen o plastik dirsekler motorun sıcaklığıyla erime noktasına gelir ve en olmayacak dağ başı etabında aniden yarılarak bütün soğutma suyunu toprağa boşaltır.
Doğru antifriz seçimi OATS teknolojisiyle uyumlu olmak zorundadır, organik asit teknolojisi denilen o lanet olası sıvı olmadan bu motorlar içten içe pas tutar, çürür ve metal yorgunluğuna yenik düşer. Eski tip yeşil antifrizleri bu modern motorlara doldurmak, astımlı birine sigara içirmekle aynı şeydir; blok içindeki kanalları tıkar, radyatör peteklerini deler ve rekorları çürütür. Ne yani, üç kuruşluk ucuz sıvıdan kâr edeceğim derken on binlerce liralık motoru eline almak akıl kârı mıdır... Değildir elbette, fakat insanlar hâlâ benzinlik raflarındaki en ucuz etikete bakarak alışveriş yapmaya devam ediyorlar ve sonra da neden bu araba sürekli su kaynatıyor diye hayıflanıyorlar.
Devirdaim pompası arızası kendini ilk başta hafif bir hışırtıyla belli eder, direksiyonu çevirdiğinde gelen o minik uğultu aslında su pompasının bilyalarının ağlamaya başladığının resmidir. O ses kesilir sanma, aksine artar; gün gelir pompa mili kırılır ve su pompası döne döne kanatlarını kartere doğru fırlatır, sen de o esnada müziğin sesini açmış yolda giderken motoru kilitlersin. Bakım defterinde yazan değişim kilometrelerine asla körü körüne güvenme, hele ki Türkiye'nin o kavurucu yaz sıcaklarında ve dur-kalk trafikte o sıvılar ömrünü yarı yarıya tüketir. Değiştir o antifrizi her iki yılda bir, taze sıvı motora can verir, içindeki pas önleyicileri yeniler ve o metal yorgunluğunu en azından birkaç sezon daha erteler...
Termostat meselesi ise başka bir trajedidir, sıkışıp açık kalırsa motor ısınmaz ve yakıt tüketimin tavan yapar, kapalı kalırsa da o silindir kapağı hararetten çatlar. Orijinal olmayan parça taktıranların başına gelenleri bir bilsen, sanayi köşelerinde usta çırak ilişkisiyle harcanan o Range Rover'ların, Discovery'lerin halini görmek insanı gerçekten yaralar. Bu makineler disiplin ister, özen ister, bütçe ister; bütçen yoksa o araziye hiç girmeyeceksin arkadaş, çünkü bu motorlar lüks değil, ciddi birer bakım mühendisliği meselesidir. Kaputu açtığında o genleşme kabındaki rengin berraklığına bakacaksın, eğer su kahverengiyse veya içinde tortular yüzüyorsa, orada çoktan demir balçığı oluşmuş demektir ve acilen profesyonel bir flush yani sistem yıkama şarttır.
Her su kaçağını dışarıda arama, bazen o gizli kaçaklar EGR soğutucusundan ya da silindir kapak contasından doğrudan yanma odasına sızar ve sen egzozdan çıkan o beyaz dumanı sadece sabahları rutubet sanarsın. Su eksiliyor ama yerde bir damla bile ıslaklık yoksa, o motor o suyu içiyordur ve bu durum en korkutucu senaryodur; conta yakmanın o acı sonuyla yüzleşmek istemiyorsan o antifriz seviyesini her hafta kontrol edeceksin. Kendini kandırmaya gerek yok, Land Rover sahibi olmak biraz da bu nazlı kaprisleri çekmeyi bilmektir, çünkü o ruhu tattıktan sonra başka hiçbir direksiyon sana aynı hissi vermez. Doğru sıvıyı koy, kaliteli parça kullan, zamanında bakımını yap; o zaman bu demir yığını seni ne yolda bırakır ne de cüzdanını darmadağın eder...
Sistemdeki basınç dengesi bozulduğunda genleşme tankının o çatlak plastik kapaklarından buharlaşan sıvının kokusu tıkınmış bir buruna bile batar, peki sen o kapağı sıcak motorla hiç açmaya çalıştın mı? Sakın deneme, o kaynar su suratına patladığında iş işten geçmiş olur; o yüzden antifriz seviyesini kontrol etmek sadece sabah garajdan çıkmadan önce dipstick çekmekle bitmez, hortumların kelepçelerine kadar göz gezdirmek gerekir. İngiliz mühendisliği dediğimiz şey paradokslarla doludur; muazzam bir arazi kabiliyeti sunarlar ama iş soğutma sistemindeki plastik rakorlara gelince adeta teneke reçetesinden şaşmazlar. Zamanla sertleşen o plastik dirsekler motorun sıcaklığıyla erime noktasına gelir ve en olmayacak dağ başı etabında aniden yarılarak bütün soğutma suyunu toprağa boşaltır.
Doğru antifriz seçimi OATS teknolojisiyle uyumlu olmak zorundadır, organik asit teknolojisi denilen o lanet olası sıvı olmadan bu motorlar içten içe pas tutar, çürür ve metal yorgunluğuna yenik düşer. Eski tip yeşil antifrizleri bu modern motorlara doldurmak, astımlı birine sigara içirmekle aynı şeydir; blok içindeki kanalları tıkar, radyatör peteklerini deler ve rekorları çürütür. Ne yani, üç kuruşluk ucuz sıvıdan kâr edeceğim derken on binlerce liralık motoru eline almak akıl kârı mıdır... Değildir elbette, fakat insanlar hâlâ benzinlik raflarındaki en ucuz etikete bakarak alışveriş yapmaya devam ediyorlar ve sonra da neden bu araba sürekli su kaynatıyor diye hayıflanıyorlar.
Devirdaim pompası arızası kendini ilk başta hafif bir hışırtıyla belli eder, direksiyonu çevirdiğinde gelen o minik uğultu aslında su pompasının bilyalarının ağlamaya başladığının resmidir. O ses kesilir sanma, aksine artar; gün gelir pompa mili kırılır ve su pompası döne döne kanatlarını kartere doğru fırlatır, sen de o esnada müziğin sesini açmış yolda giderken motoru kilitlersin. Bakım defterinde yazan değişim kilometrelerine asla körü körüne güvenme, hele ki Türkiye'nin o kavurucu yaz sıcaklarında ve dur-kalk trafikte o sıvılar ömrünü yarı yarıya tüketir. Değiştir o antifrizi her iki yılda bir, taze sıvı motora can verir, içindeki pas önleyicileri yeniler ve o metal yorgunluğunu en azından birkaç sezon daha erteler...
Termostat meselesi ise başka bir trajedidir, sıkışıp açık kalırsa motor ısınmaz ve yakıt tüketimin tavan yapar, kapalı kalırsa da o silindir kapağı hararetten çatlar. Orijinal olmayan parça taktıranların başına gelenleri bir bilsen, sanayi köşelerinde usta çırak ilişkisiyle harcanan o Range Rover'ların, Discovery'lerin halini görmek insanı gerçekten yaralar. Bu makineler disiplin ister, özen ister, bütçe ister; bütçen yoksa o araziye hiç girmeyeceksin arkadaş, çünkü bu motorlar lüks değil, ciddi birer bakım mühendisliği meselesidir. Kaputu açtığında o genleşme kabındaki rengin berraklığına bakacaksın, eğer su kahverengiyse veya içinde tortular yüzüyorsa, orada çoktan demir balçığı oluşmuş demektir ve acilen profesyonel bir flush yani sistem yıkama şarttır.
Her su kaçağını dışarıda arama, bazen o gizli kaçaklar EGR soğutucusundan ya da silindir kapak contasından doğrudan yanma odasına sızar ve sen egzozdan çıkan o beyaz dumanı sadece sabahları rutubet sanarsın. Su eksiliyor ama yerde bir damla bile ıslaklık yoksa, o motor o suyu içiyordur ve bu durum en korkutucu senaryodur; conta yakmanın o acı sonuyla yüzleşmek istemiyorsan o antifriz seviyesini her hafta kontrol edeceksin. Kendini kandırmaya gerek yok, Land Rover sahibi olmak biraz da bu nazlı kaprisleri çekmeyi bilmektir, çünkü o ruhu tattıktan sonra başka hiçbir direksiyon sana aynı hissi vermez. Doğru sıvıyı koy, kaliteli parça kullan, zamanında bakımını yap; o zaman bu demir yığını seni ne yolda bırakır ne de cüzdanını darmadağın eder...