Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gösterge panelinde o sarı motor lambası yandığı an herkesin kafasında tek bir soru döner: yola devam edebilir miyim, yoksa yolda mı kalacağım? O sensör egzoz gazındaki oksijen miktarını ölçüp beyne sinyal yolluyor; beyin de yakıt-hava karışımını buna göre ayarlıyor. Arızalandığı an bu hassas denge altüst olur. Yakıt tüketimi aniden fırlar, egzozdan çiğ benzin kokusu gelmeye başlar... Yani araba yürür ama nasıl yürür, orası mesele.
Zengin veya fakir karışım dediğimiz olay tam da bu parçanın bozulmasıyla başlar. Motor ya fazladan yakıt püskürtür silindirlere ya da yeterli yakıtı veremez; bu da pistonların tepesinde düzensiz patlamalara yol açar. Katalitik konvertör denilen o pahalı parça aşırı derecede ısınır, içi yanar, tıkanır... Sonra da binlerce liralık masraf kapıya dayanır. Kısa mesafede servise kadar gidersin tabii, kimse yolda kalmaz hemen ama kilometrelerce bu şekilde binmek motora ihanettir resmen.
Kabloları erimiş, ucu kurum bağlamış bir oksijen sensörü aracı adeta boğar. Rolantide dalgalanma yapar, trafikte dur kalk yaparken stop eder, ara hızlanmalarda yığılır kalır motor. Sensör bozuksa beyin körlemesine çalışır, sabit bir haritaya geçer ve yakıt ekonomisi diye bir şey kalmaz ortada. Cüzdanı delik deşik eden o akaryakıt istasyonu ziyaretleri de böyle başlar işte.
Değiştir gitsin bu kadar basit aslında, parça parası kaç para ki... OEM parça yerine yan sanayi takıp üç gün sonra yine aynı arıza lambasıyla uyananlar da az değil hani. O yüzden işin ehline gidip arıza kodunu okutmak şart. Bilgisayara bağlanmadan, rastgele parça değiştirerek usta avcılığı yapmayın sakın.
Sürekli zengin karışımla gezmek katalizörün canına okur, bilmem farkında mısın? Egzoz muayenesinden kalmak da işin tuzu biberi olur tabii. Risk almak istiyorsan bin bakalım o arızayla; ama unutma ki o küçük parça, motorun tüm dengesini elinde tutuyor... Yolda bırakmaz belki ama cebini yakacağı kesin.
Zengin veya fakir karışım dediğimiz olay tam da bu parçanın bozulmasıyla başlar. Motor ya fazladan yakıt püskürtür silindirlere ya da yeterli yakıtı veremez; bu da pistonların tepesinde düzensiz patlamalara yol açar. Katalitik konvertör denilen o pahalı parça aşırı derecede ısınır, içi yanar, tıkanır... Sonra da binlerce liralık masraf kapıya dayanır. Kısa mesafede servise kadar gidersin tabii, kimse yolda kalmaz hemen ama kilometrelerce bu şekilde binmek motora ihanettir resmen.
Kabloları erimiş, ucu kurum bağlamış bir oksijen sensörü aracı adeta boğar. Rolantide dalgalanma yapar, trafikte dur kalk yaparken stop eder, ara hızlanmalarda yığılır kalır motor. Sensör bozuksa beyin körlemesine çalışır, sabit bir haritaya geçer ve yakıt ekonomisi diye bir şey kalmaz ortada. Cüzdanı delik deşik eden o akaryakıt istasyonu ziyaretleri de böyle başlar işte.
Değiştir gitsin bu kadar basit aslında, parça parası kaç para ki... OEM parça yerine yan sanayi takıp üç gün sonra yine aynı arıza lambasıyla uyananlar da az değil hani. O yüzden işin ehline gidip arıza kodunu okutmak şart. Bilgisayara bağlanmadan, rastgele parça değiştirerek usta avcılığı yapmayın sakın.
Sürekli zengin karışımla gezmek katalizörün canına okur, bilmem farkında mısın? Egzoz muayenesinden kalmak da işin tuzu biberi olur tabii. Risk almak istiyorsan bin bakalım o arızayla; ama unutma ki o küçük parça, motorun tüm dengesini elinde tutuyor... Yolda bırakmaz belki ama cebini yakacağı kesin.