Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yollarda akıp giderken ellerinizin altında hissettiğiniz o ince, sinir bozucu sarsıntı var ya, işte o sadece mekanik bir kusur değil; aracınızın sizinle kurmaya çalıştığı ama bir türlü başaramadığı dert yanma biçimidir, özellikle son yıllarda caddeleri dolduran o popüler Hyundai modellerinde bu durum artık kulaktan kulağa yayılan sıradan bir dert olmaktan çıktı, servis kapılarında bekleyen kalabalıkların ortak paydası haline geldi ve sürücüler o simetriyi bozan titremeyi her hız ibresinde yeniden ve yeniden içlerinde hissediyorlar.
Rot ayarlarının hassasiyetinden tutun da jantların içindeki o görünmez çamur birikintilerine kadar uzanan onlarca farklı ihtimal varken, kimse asıl suçlunun nerede saklandığını tam olarak kestiremiyor; acaba fren disklerindeki o mikro eğrilikler mi direksiyona kadar uzanan bu öfkenin sebebi, yoksa fabrikasyon montaj hatalarının yollardaki acımasız çukurlarla birleşmesi mi bütün bu tablodan sorumlu olan, bunu anlamak için ustanın tezgâhına yatan aracın alt takımını incelemek yetmiyor bazen insan ruhunu da okumak gerekiyor çünkü direksiyon denilen o çember sadece tekerlekleri yönlendirmiyor, sürücünün yolla olan güven bağını da doğrudan tutuyor.
Lastiklerin balansı bozulduğunda kabinde oluşan o ritmik dalgalanma sanki bir kalp atışını andırıyor, otobanda seksen kilometreyi geçtiğiniz anda başlayan ve yüz yirmiye doğru tırmanırken adeta arabayı bütünüyle saran o titreme dalgası insanı ister istemez geriyor, belki de asıl mesele lastik hamurunun kalitesinde ya da jantların aldığı o eski darbelerin unutulmuş izlerindedir, kim bilir, belki de biz çok şey bekliyoruz bu modern makinelerden ve onlar da bu yoğun tempoya artık direksiyonu sallayarak isyan ediyorlar.
Yetkili servislerin o steril odalarında kahvenizi yudumlarken size aktarılan teknik raporlar ne kadar tatmin edici, direksiyon kutusundaki boşlukların ya da rot başlarındaki aşınmaların bu sorunu tetiklediği söylenip duruyor ama asıl can sıkıcı olan parça değişip de o para ödendikten sonra bile o hafif titreşimin hâlâ orada durmaya devam etmesi, insan o an elindeki direksiyona bakıp kendi kendine soruyor acaba bu arabalar gerçekten kusursuz üretilebilir mi yoksa bizler binlerce liralık bu demir yığınlarının kurbanı mı oluyoruz.
Şanzımandan aks millerine kadar uzanan karmaşık bir mühendislik zincirinin en zayıf halkası mıdır acaba bu direksiyon titremesi, oysa o direksiyon bizim yolla bağımızı kuran tek köprü değil miydi, şimdi bu köprü titredikçe altımızdaki zemin kayıyor gibi hissediyoruz ve ne yazık ki hiçbir servis bülteni bu psikolojik yorgunluğun tarifini yapmıyor, belki de en iyisi müziğin sesini biraz daha açıp o titreşimi görmezden gelmek ama nerede, insan bir kez o kusuru sezdi mi artık gözü hep orada kalıyor.
Rot ayarlarının hassasiyetinden tutun da jantların içindeki o görünmez çamur birikintilerine kadar uzanan onlarca farklı ihtimal varken, kimse asıl suçlunun nerede saklandığını tam olarak kestiremiyor; acaba fren disklerindeki o mikro eğrilikler mi direksiyona kadar uzanan bu öfkenin sebebi, yoksa fabrikasyon montaj hatalarının yollardaki acımasız çukurlarla birleşmesi mi bütün bu tablodan sorumlu olan, bunu anlamak için ustanın tezgâhına yatan aracın alt takımını incelemek yetmiyor bazen insan ruhunu da okumak gerekiyor çünkü direksiyon denilen o çember sadece tekerlekleri yönlendirmiyor, sürücünün yolla olan güven bağını da doğrudan tutuyor.
Lastiklerin balansı bozulduğunda kabinde oluşan o ritmik dalgalanma sanki bir kalp atışını andırıyor, otobanda seksen kilometreyi geçtiğiniz anda başlayan ve yüz yirmiye doğru tırmanırken adeta arabayı bütünüyle saran o titreme dalgası insanı ister istemez geriyor, belki de asıl mesele lastik hamurunun kalitesinde ya da jantların aldığı o eski darbelerin unutulmuş izlerindedir, kim bilir, belki de biz çok şey bekliyoruz bu modern makinelerden ve onlar da bu yoğun tempoya artık direksiyonu sallayarak isyan ediyorlar.
Yetkili servislerin o steril odalarında kahvenizi yudumlarken size aktarılan teknik raporlar ne kadar tatmin edici, direksiyon kutusundaki boşlukların ya da rot başlarındaki aşınmaların bu sorunu tetiklediği söylenip duruyor ama asıl can sıkıcı olan parça değişip de o para ödendikten sonra bile o hafif titreşimin hâlâ orada durmaya devam etmesi, insan o an elindeki direksiyona bakıp kendi kendine soruyor acaba bu arabalar gerçekten kusursuz üretilebilir mi yoksa bizler binlerce liralık bu demir yığınlarının kurbanı mı oluyoruz.
Şanzımandan aks millerine kadar uzanan karmaşık bir mühendislik zincirinin en zayıf halkası mıdır acaba bu direksiyon titremesi, oysa o direksiyon bizim yolla bağımızı kuran tek köprü değil miydi, şimdi bu köprü titredikçe altımızdaki zemin kayıyor gibi hissediyoruz ve ne yazık ki hiçbir servis bülteni bu psikolojik yorgunluğun tarifini yapmıyor, belki de en iyisi müziğin sesini biraz daha açıp o titreşimi görmezden gelmek ama nerede, insan bir kez o kusuru sezdi mi artık gözü hep orada kalıyor.