Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun aniden sertleşmesi ve gösterge panelinin bir pavyon ışığı gibi yanıp sönmeye başlaması, Hyundai sürücülerinin öyle kolay kolay unutabileceği bir tecrübe değildir. Gazetecilik yıllarımdan kalma bir alışkanlık işte, nerede bir tıkırtı duysam altında yatan asıl sebebi kurcalamadan rahat edemem. Hyundai modellerinde alternatör —yani bizim emektar sanayi ustalarının deyimiyle şarj dinamosu— pes ettiği zaman otomobil size öyle ince mesajlar vermez, pat diye yüzünüze vurur gerçeği. Bir an her şey yolundadır, radyonuzda en sevdiğiniz şarkı çalar, klima buz gibi üfler... Sonra birden o küçük kırmızı akü simgesi yakar canınızı. Aküden şüphelenirsiniz önce, gidip yenisini alırsınız ama sorun orada değildir ki. Alternatör bitti mi, o gencecik aküyü de yanına katıp emükler, bitirir tamamen.
Karanlık bir otoban kenarında çekici beklemek kadar insanı kendi iç hesaplaşmalarıyla baş başa bırakan az şey vardır bu hayatta. Yıllarca direksiyon salladım, nice yollar tükettim ama o alternatör rulmanından gelen o gıcırtılı, bilye dağıtma sesini duyduğum anki çaresizlik hissi hâlâ dün gibi taze. Otomobiliniz aslında size bas bas bağırıyor o an; "Beni hemen kenara çek yoksa birazdan farların kararacak, sileceklerin duracak ve o çok güvendiğin elektronik sistemler birer birer iflas edecek" diyor. Kulak tıkıyoruz çoğu zaman, radyonun sesini biraz daha açıyoruz sanki ses kesilecekmiş gibi... Hani derler ya, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Şarj dinamosunun diyot tablası yandığında da araç tam olarak bu çöküş sürecine girer işte.
Gecenin bir yarısı farlarınızın ışığı gözle görülür şekilde zayıflamaya başladıysa, bilin ki geri sayım çoktan başlamıştır. Geçenlerde bir dostum aradı, "Yahu benim i20'nin gösterge ışıkları bir kısılıyor bir parlııyor, neden yapar bunu?" diye sordu. Cevabım çok netti: Alternatörün voltaj regülatörü son nefesini veriyor, kaç kurtar kendini! Çünkü o regülatör dediğimiz meret akıma doğru düzgün yön veremediğinde, otomobilin hassas beynine gidip gelen voltaj bir anda tavan yapar, bir anda dibe vurur. Bu dalgalanma sadece şarj sistemini değil, araçtaki bütün o pahalı elektronik modülleri de yakıp kavurabilir. Tedbirli olmak lazım, masraftan kaçarken daha büyük bir felaketin kucağına düşmemek gerek...
Kaputu açıp kayışa şöyle bir bakmak, bazen yüz bin liralık bir motor hasarının önüne geçer. Bando veya V-kayışı dediğimiz o kauçuk parça gevşediyse ya da alternatörün kasnağı kilitlendiyse, motor krank milinden aldığı o hayati dönme hareketini alternatöre aktaramaz hale gelir. Aktaramayınca da ne olur? Akü sadece var olan gücünü harcar, hiç dolmaz ve birkaç kilometre sonra aracınız tam bir demir yığınına dönüşür. Sanayiye çekilen o çekicinin üzerindeki araca bakıp "Keşke o ses geldiğinde bir ustaya gösterseydim" demenin kimseye bir faydası yok maalesef. Kimse yolda kalmayı hak etmez ama otomobiline sağır kalan sürücüye de yol yardım ekiplerinden başka kimse acımaz.
Siz hiç çalışır vaziyetteki bir aracın kutup başını sökünce motorun lap diye stop ettiğine şahit oldunuz mu? Eski ustaların yaptığı o tehlikeli test metodu vardır ya, işte tam olarak Hyundai'lerde de durumun vahameti böyledir. Alternatör düzgün üretimi kestiği an, araba bütün o ateşleme ve yakıt püskürtme yükünü akünün sırtına yükler. Ama akü dediğin şey depodaki yedek su gibidir; çeşme akmadığı sürece o depo ne kadar dayanabilir ki? Belki 10 kilometre, belki 20... Sonrasında tam bir sessizlik ve yol kenarında yakılan dörtlüler.
Sanayide "Abi bu Hyundai'lerin alternatörü kronik mi?" diye soranlara hep aynı şeyi söylerim: Hiçbir kul yapısı sonsuza kadar çalışmaz. İçindeki kömürler biter, kollektör aşınır, rulmanlar kurur ve nihayetinde o mekanik kalp durur. Önemli olan o kokuyu alabilmektir, alternatör yandığında kaputun altından yükselen o yanık plastikle karışık bakır kokusunu... O kokuyu bir kez duydunuz mu, hemen sağa çekip kontağı kapatacaksınız, başka hiçbir çaresi yok bunun. Kendi kendinize "Az daha gideyim, belki eve varırım" derseniz... Neyse, tecrübe konuşuyor diyelim.
Karanlık bir otoban kenarında çekici beklemek kadar insanı kendi iç hesaplaşmalarıyla baş başa bırakan az şey vardır bu hayatta. Yıllarca direksiyon salladım, nice yollar tükettim ama o alternatör rulmanından gelen o gıcırtılı, bilye dağıtma sesini duyduğum anki çaresizlik hissi hâlâ dün gibi taze. Otomobiliniz aslında size bas bas bağırıyor o an; "Beni hemen kenara çek yoksa birazdan farların kararacak, sileceklerin duracak ve o çok güvendiğin elektronik sistemler birer birer iflas edecek" diyor. Kulak tıkıyoruz çoğu zaman, radyonun sesini biraz daha açıyoruz sanki ses kesilecekmiş gibi... Hani derler ya, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Şarj dinamosunun diyot tablası yandığında da araç tam olarak bu çöküş sürecine girer işte.
Gecenin bir yarısı farlarınızın ışığı gözle görülür şekilde zayıflamaya başladıysa, bilin ki geri sayım çoktan başlamıştır. Geçenlerde bir dostum aradı, "Yahu benim i20'nin gösterge ışıkları bir kısılıyor bir parlııyor, neden yapar bunu?" diye sordu. Cevabım çok netti: Alternatörün voltaj regülatörü son nefesini veriyor, kaç kurtar kendini! Çünkü o regülatör dediğimiz meret akıma doğru düzgün yön veremediğinde, otomobilin hassas beynine gidip gelen voltaj bir anda tavan yapar, bir anda dibe vurur. Bu dalgalanma sadece şarj sistemini değil, araçtaki bütün o pahalı elektronik modülleri de yakıp kavurabilir. Tedbirli olmak lazım, masraftan kaçarken daha büyük bir felaketin kucağına düşmemek gerek...
Kaputu açıp kayışa şöyle bir bakmak, bazen yüz bin liralık bir motor hasarının önüne geçer. Bando veya V-kayışı dediğimiz o kauçuk parça gevşediyse ya da alternatörün kasnağı kilitlendiyse, motor krank milinden aldığı o hayati dönme hareketini alternatöre aktaramaz hale gelir. Aktaramayınca da ne olur? Akü sadece var olan gücünü harcar, hiç dolmaz ve birkaç kilometre sonra aracınız tam bir demir yığınına dönüşür. Sanayiye çekilen o çekicinin üzerindeki araca bakıp "Keşke o ses geldiğinde bir ustaya gösterseydim" demenin kimseye bir faydası yok maalesef. Kimse yolda kalmayı hak etmez ama otomobiline sağır kalan sürücüye de yol yardım ekiplerinden başka kimse acımaz.
Siz hiç çalışır vaziyetteki bir aracın kutup başını sökünce motorun lap diye stop ettiğine şahit oldunuz mu? Eski ustaların yaptığı o tehlikeli test metodu vardır ya, işte tam olarak Hyundai'lerde de durumun vahameti böyledir. Alternatör düzgün üretimi kestiği an, araba bütün o ateşleme ve yakıt püskürtme yükünü akünün sırtına yükler. Ama akü dediğin şey depodaki yedek su gibidir; çeşme akmadığı sürece o depo ne kadar dayanabilir ki? Belki 10 kilometre, belki 20... Sonrasında tam bir sessizlik ve yol kenarında yakılan dörtlüler.
Sanayide "Abi bu Hyundai'lerin alternatörü kronik mi?" diye soranlara hep aynı şeyi söylerim: Hiçbir kul yapısı sonsuza kadar çalışmaz. İçindeki kömürler biter, kollektör aşınır, rulmanlar kurur ve nihayetinde o mekanik kalp durur. Önemli olan o kokuyu alabilmektir, alternatör yandığında kaputun altından yükselen o yanık plastikle karışık bakır kokusunu... O kokuyu bir kez duydunuz mu, hemen sağa çekip kontağı kapatacaksınız, başka hiçbir çaresi yok bunun. Kendi kendinize "Az daha gideyim, belki eve varırım" derseniz... Neyse, tecrübe konuşuyor diyelim.