Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Çocuğun göğüs kafesine dikkatli baktınız mı hiç? Hani şu nefes alırken kaburgaların altına doğru çöken o küçük boşluk... İşte orası bize çok şey anlatıyor aslında. Sıradan bir öksürük der geçersiniz ama o göğüs kafesi her nefeste içeri doğru kaçıyorsa, orada durup bir düşünmek lazım. Akciğerler erkenden alarm veriyor demektir bu, şakaya gelmez.
Ateş dediğin şey zaten evlerden ırak, çocuklu evin baş belası. Ama zatürre ateşinin o kendine has, inatçı bir hali var ki insanı çileden çıkarır. Şurupları veriyorsun, fitili atıyorsun, ıslak bezlerle bekliyorsun ama o derece bir türlü otuz sekizin altına düşmüyor ya... Vallahi billahi insanı çaresizlikten ağlatır bu tablo. Üstelik çocukta o eski neşeden, koşturmacadan eser kalmamışsa, gözünün feri sönmüş gibi bakıyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.
Öksürük var, öksürük var şimdi, yiğidi öldür hakkını yeme. Bazısı hırıltılıdır, bazısı ise sanki çocuğun ciğeri sökülüyormuş gibi derinden gelir. Hani o boğulur gibi olan, arkası kesilmeyen nöbetler yok mu? Ha işte, o ses sıradan bir farenjit sesi değil, düpedüz içeride bir şeylerin yolunda gitmediğinin kanıtı.
Bebekler dertlerini anlatamaz ki, dilleri yok garibanların. Sürekli bir mızmızlık hali, memeyi ya da biberonu alıp alıp bırakmalar, sanki nefesi yetmiyormuş gibi bir telaş... Aslında hepsi birer imdat çağrısı bunların. Beslenmek bile o küçücük beden için dağları devirmek kadar zor bir işe dönüşüyor o anlarda.
Nefes alışverişlerini hiç saymayı denediniz mi, mesela çocuk uyurken? Dakikada otuzu, kırkı, hele ki elliyi geçiyorsa o göğsün iniş kalkışları, tehlike sınırındasınız demektir. Köpek gibi solumak derler ya hani eskiler, aynen öyle hızlı ve yüzeysel bir tempo tutturur vücut. Oksijen yetmiyor çünkü, o minik ciğerler havayla tam dolamıyor...
Bazen de hiç öyle gürültülü belirtiler vermez bu hastalık, sinsi sinsi ilerler. Çocuk bir köşeye çekilir, sürekli uyumak ister, halsizlikten parmağını bile kımıldatamaz. Ne bir şey yemek ister canı, ne de oyun oynamak. Eğer çocuğunuz her zamankinden çok daha fazla uyuyor ve dünyadan kopmuş gibi duruyorsa, altında yatan sebep sadece yorgunluk olmayabilir.
Hemen acile mi koşmalı, yoksa sabaha kadar beklemeli mi? İşte ebeveynliğin en zor kararı, o bitmek bilmeyen gece yarısı ikilemleri... Ama konu solunum olunca, dudaklarda hafif bir morarma ya da tırnak yataklarında o soluk rengi gördüğünüz an... Hiç düşünmeyin, direkt yola çıkın derim.
Ateş dediğin şey zaten evlerden ırak, çocuklu evin baş belası. Ama zatürre ateşinin o kendine has, inatçı bir hali var ki insanı çileden çıkarır. Şurupları veriyorsun, fitili atıyorsun, ıslak bezlerle bekliyorsun ama o derece bir türlü otuz sekizin altına düşmüyor ya... Vallahi billahi insanı çaresizlikten ağlatır bu tablo. Üstelik çocukta o eski neşeden, koşturmacadan eser kalmamışsa, gözünün feri sönmüş gibi bakıyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.
Öksürük var, öksürük var şimdi, yiğidi öldür hakkını yeme. Bazısı hırıltılıdır, bazısı ise sanki çocuğun ciğeri sökülüyormuş gibi derinden gelir. Hani o boğulur gibi olan, arkası kesilmeyen nöbetler yok mu? Ha işte, o ses sıradan bir farenjit sesi değil, düpedüz içeride bir şeylerin yolunda gitmediğinin kanıtı.
Bebekler dertlerini anlatamaz ki, dilleri yok garibanların. Sürekli bir mızmızlık hali, memeyi ya da biberonu alıp alıp bırakmalar, sanki nefesi yetmiyormuş gibi bir telaş... Aslında hepsi birer imdat çağrısı bunların. Beslenmek bile o küçücük beden için dağları devirmek kadar zor bir işe dönüşüyor o anlarda.
Nefes alışverişlerini hiç saymayı denediniz mi, mesela çocuk uyurken? Dakikada otuzu, kırkı, hele ki elliyi geçiyorsa o göğsün iniş kalkışları, tehlike sınırındasınız demektir. Köpek gibi solumak derler ya hani eskiler, aynen öyle hızlı ve yüzeysel bir tempo tutturur vücut. Oksijen yetmiyor çünkü, o minik ciğerler havayla tam dolamıyor...
Bazen de hiç öyle gürültülü belirtiler vermez bu hastalık, sinsi sinsi ilerler. Çocuk bir köşeye çekilir, sürekli uyumak ister, halsizlikten parmağını bile kımıldatamaz. Ne bir şey yemek ister canı, ne de oyun oynamak. Eğer çocuğunuz her zamankinden çok daha fazla uyuyor ve dünyadan kopmuş gibi duruyorsa, altında yatan sebep sadece yorgunluk olmayabilir.
Hemen acile mi koşmalı, yoksa sabaha kadar beklemeli mi? İşte ebeveynliğin en zor kararı, o bitmek bilmeyen gece yarısı ikilemleri... Ama konu solunum olunca, dudaklarda hafif bir morarma ya da tırnak yataklarında o soluk rengi gördüğünüz an... Hiç düşünmeyin, direkt yola çıkın derim.