Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona her geçtiğimizde hayatımızı gözümüzü bile kırpmadan teslim ettiğimiz o birkaç pedaldan biri ansızın sünger gibi ezilmeye başladıysa, orada durup derin bir nefes almak gerekir. Sürücü koltuğuna oturup gaza basmak kolay, peki ya durmak istediğinizde o metal yıfıl yıfıl kayıyorsa? İşte tam bu noktada, fren sisteminin o sessiz ama hayati kahramanı olan balatalara beklenmedik bir misafir davetsizce sızmış olabilir: Fren hidroliği. Normalde o sistemin kılcal damarlarında hayat veren o yağlı sıvı, ait olduğu hortumdan çıkıp balatanın gözeneklerine bir kez sirayet etti mi, işler tamamen çığırından çıkar.
Bir otomobilin durma yetisini kaybetmesi öyle akşamdan sabaha pat diye olan bir felaket değildir aslında, basbayağı bağıra bağıra gelir. Balataya sızan hidrolik, o yüzeyin sürtünme katsayısını anında sıfırlamaya oynar; pedala bastığınızda araba durmak yerine sanki buzun üstünde süzülüyormuş gibi ileri kaymaya devam eder. Hani bazen frenin tutmadığını hissedersiniz de ayağınızı biraz daha kasmaya başlarsınız ya... İşte o an hissettiğiniz o tuhaf yumuşaklık, balatanın yağı emip süngerleştiğinin en somut kanıtıdır.
Sanayide "Bi balata spreyi sıkarız, geçer abi" diyen ustalara denk gelirseniz, oradan hemen uzaklaşın. Gözenekli bir yapıya sahip olan balata malzemesi hidroliği bir kere içine emdi mi, onu temizlemek yağlı tavayı soğuk suyla yıkamaya benzer; asla netice alamazsınız. Birkaç gün idare eder gibi görünür, sonra ilk sert frenda o yağ ısınır ve balatayı pişirip cam gibi yapar. Ne tutuş kalır ne emniyet...
Peki, pedalın o hissizliğiyle yüzleştiğiniz an tam olarak ne yapacaksınız? Panikle direksiyonu kırıp sağa sola kaçmak yerine, aracı hemen güvenli bir yere çekip balatadaki o zehirli sıvının kaynağını bulmak tek mantıklı yoldur. Kaliper contası mı patladı, yoksa rekorlardan biri mi gevşedi? Sızıntı çözülmeden ve o yağa batan balata takımı komple yenilenmeden o koltuğa gönül rahatlığıyla oturamazsınız.
Bazen küçücük bir sızıntı, koskoca bir arabayı yolda çaresiz bir teneke yığınına dönüştürmeye yeter de artar bile. Yağlanmış bir frenle yola devam etmek, frene her bastığınızda rulet çarkını yeniden çevirmekten farksızdır. Kendi canınızı da karşınızdakini de riske atmayın; fren pedalı size o pelte gibi yumuşak hissi verdiği an değişim vaktinin geldiğini kabul edin.
Bir otomobilin durma yetisini kaybetmesi öyle akşamdan sabaha pat diye olan bir felaket değildir aslında, basbayağı bağıra bağıra gelir. Balataya sızan hidrolik, o yüzeyin sürtünme katsayısını anında sıfırlamaya oynar; pedala bastığınızda araba durmak yerine sanki buzun üstünde süzülüyormuş gibi ileri kaymaya devam eder. Hani bazen frenin tutmadığını hissedersiniz de ayağınızı biraz daha kasmaya başlarsınız ya... İşte o an hissettiğiniz o tuhaf yumuşaklık, balatanın yağı emip süngerleştiğinin en somut kanıtıdır.
Sanayide "Bi balata spreyi sıkarız, geçer abi" diyen ustalara denk gelirseniz, oradan hemen uzaklaşın. Gözenekli bir yapıya sahip olan balata malzemesi hidroliği bir kere içine emdi mi, onu temizlemek yağlı tavayı soğuk suyla yıkamaya benzer; asla netice alamazsınız. Birkaç gün idare eder gibi görünür, sonra ilk sert frenda o yağ ısınır ve balatayı pişirip cam gibi yapar. Ne tutuş kalır ne emniyet...
Peki, pedalın o hissizliğiyle yüzleştiğiniz an tam olarak ne yapacaksınız? Panikle direksiyonu kırıp sağa sola kaçmak yerine, aracı hemen güvenli bir yere çekip balatadaki o zehirli sıvının kaynağını bulmak tek mantıklı yoldur. Kaliper contası mı patladı, yoksa rekorlardan biri mi gevşedi? Sızıntı çözülmeden ve o yağa batan balata takımı komple yenilenmeden o koltuğa gönül rahatlığıyla oturamazsınız.
Bazen küçücük bir sızıntı, koskoca bir arabayı yolda çaresiz bir teneke yığınına dönüştürmeye yeter de artar bile. Yağlanmış bir frenle yola devam etmek, frene her bastığınızda rulet çarkını yeniden çevirmekten farksızdır. Kendi canınızı da karşınızdakini de riske atmayın; fren pedalı size o pelte gibi yumuşak hissi verdiği an değişim vaktinin geldiğini kabul edin.