Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Fren pedalına bastığınızda o eski sertliği bulamayıp ayağınızın tabanınızın altında yumuşacık ezildiğini hissettiğiniz an, sürücülük tecrübenizin en tatsız anlarından biridir. Sistemdeki basıncı tekerleklere iletmekle görevli olan ana merkezin içindeki minik kauçuk contalar zamanla sıcaklık değişimlerine, kalitesiz hidrolik sıvısına veya sadece yılların getirdiği yorgunluğa yenik düşer. Metal gövdenin içinde gidip gelen pistonların etrafındaki bu sızdırmazlık elemanları aşındığında, sıvı olması gereken yerde kalmaz ve pedal direnci bir anda kaybolup gider... Aslında bakarsanız pedalın dibe doğru kayması, sistemin size sunduğu en belirgin imdat çağrısıdır. Bu sızıntı bazen dışarıya doğru sürücü kabininin içine pedalların hemen arkasına süzülür, bazen de doğrudan vestinghouse dediğimiz fren servosunun o karanlık haznesine dolarak kendini gözlerden saklar.
Hidrolik sıvısının niteliğini kaybetmesi ve nem çekmeye başlaması, bu parçanın içten içe çürümesinin en büyük sorumlusudur. Bildiğiniz gibi fren hidroliği higroskopik bir yapıda, yani ortamdaki nemi sünger gibi emen bir sıvı... Senelerce değiştirilmeyen o simsiyah olmuş sıvı, merkez silindirinin o pürüzsüz iç yüzeyinde mikroskobik pas tanecikleri ve korozyon oluşturmaya başladığında contaların ömrü hızla tükenir. Piston her hareket ettiğinde bu pürüzlü yüzeye sürtünür, aşınır ve en sonunda basınç tutamaz hale gelir. Düzenli sıvı değişimi yapmadığınızda aslında kendi elinizle o pahalı parçanın üzerini çizmiş oluyorsunuz.
Araçta görünürde hiçbir hidrolik sızıntısı yokken eksilen sıvı kutusu insanı çileden çıkarabilir, değil mi? İşte tam bu noktada şüphelerimizi fren servosunun içine, yani o kocaman siyah vakum tamburuna yöneltmemiz gerekir. Ana merkezin arka sızdırmazlık keçesi patladığında, hidrolik sıvısı vakumun etkisiyle doğrudan servonun içine emilir ve dışarıdan bakıldığında hiçbir kaçak izi göremezsiniz. Hatta durum öyle bir seviyeye gelir ki, motor o hidrolik sıvısını vakum hortumundan çekip silindirlerin içinde yakmaya başlar da egzozdan çıkan beyaz dumanın sebebini arar durursunuz... Pedalı pompaladığınızda sertleşiyor ama basılı tuttuğunuzda yavaşça tabana süzülüyorsa, kaçak aramak yerine doğrudan merkez içindeki sızdırmazlığı sorgulamak en doğrusudur.
Sadece yaşlı otomobillerde yaşanmıyor bu problem, yeni takılan yan sanayi veya hatalı üretilmiş bir parçanın birkaç ay içinde pes ettiğine defalarca şahit olduk. Üretim aşamasında pürüzlülük toleransı tutturulamamış bir silindir gövdesi, ne kadar kaliteli keçe takarsanız takın kısa sürede o kauçuğu rendeler gibi kemirir. Sürücünün sürekli ayağını fren pedalında dinlendirme alışkanlığı veya gereksiz sert frenlemelerle sistemde aşırı ısı oluşturması da bu aşınmayı ivmelendirir. Parça seçiminde üç beş kuruş tasarruf etmeye çalışırken hayati bir güvenlik unsurunu riske atmak, bir Ustanın dükkanına çekici üstünde gitmekten çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Aracınızın altına baktığınızda veya kaputu açtığınızda o bölgede hafif bir nemlilik, toz tutmuş yağlı bir tabaka fark ettiğiniz an vakit kaybetmeden müdahale etmelisiniz. Fren hidroliği son derece agresif bir kimyasaldır; değdiği yerdeki boyayı söker, kablo tesisatlarını izole eden plastikleri eritir ve temas ettiği metal yüzeyleri hızla paslandırır. Kaçağı fark ettiğinizde sadece parçayı değiştirmekle kalmamalı, sıvının temas ettiği tüm alanları bol su ve balata spreyiyle temizlemelisiniz. Fren sisteminde yapılan küçük bir erteleme, yolda giderken boşalan bir pedal demektir ki... gerisini düşünmek bile istemezsiniz.
Hidrolik sıvısının niteliğini kaybetmesi ve nem çekmeye başlaması, bu parçanın içten içe çürümesinin en büyük sorumlusudur. Bildiğiniz gibi fren hidroliği higroskopik bir yapıda, yani ortamdaki nemi sünger gibi emen bir sıvı... Senelerce değiştirilmeyen o simsiyah olmuş sıvı, merkez silindirinin o pürüzsüz iç yüzeyinde mikroskobik pas tanecikleri ve korozyon oluşturmaya başladığında contaların ömrü hızla tükenir. Piston her hareket ettiğinde bu pürüzlü yüzeye sürtünür, aşınır ve en sonunda basınç tutamaz hale gelir. Düzenli sıvı değişimi yapmadığınızda aslında kendi elinizle o pahalı parçanın üzerini çizmiş oluyorsunuz.
Araçta görünürde hiçbir hidrolik sızıntısı yokken eksilen sıvı kutusu insanı çileden çıkarabilir, değil mi? İşte tam bu noktada şüphelerimizi fren servosunun içine, yani o kocaman siyah vakum tamburuna yöneltmemiz gerekir. Ana merkezin arka sızdırmazlık keçesi patladığında, hidrolik sıvısı vakumun etkisiyle doğrudan servonun içine emilir ve dışarıdan bakıldığında hiçbir kaçak izi göremezsiniz. Hatta durum öyle bir seviyeye gelir ki, motor o hidrolik sıvısını vakum hortumundan çekip silindirlerin içinde yakmaya başlar da egzozdan çıkan beyaz dumanın sebebini arar durursunuz... Pedalı pompaladığınızda sertleşiyor ama basılı tuttuğunuzda yavaşça tabana süzülüyorsa, kaçak aramak yerine doğrudan merkez içindeki sızdırmazlığı sorgulamak en doğrusudur.
Sadece yaşlı otomobillerde yaşanmıyor bu problem, yeni takılan yan sanayi veya hatalı üretilmiş bir parçanın birkaç ay içinde pes ettiğine defalarca şahit olduk. Üretim aşamasında pürüzlülük toleransı tutturulamamış bir silindir gövdesi, ne kadar kaliteli keçe takarsanız takın kısa sürede o kauçuğu rendeler gibi kemirir. Sürücünün sürekli ayağını fren pedalında dinlendirme alışkanlığı veya gereksiz sert frenlemelerle sistemde aşırı ısı oluşturması da bu aşınmayı ivmelendirir. Parça seçiminde üç beş kuruş tasarruf etmeye çalışırken hayati bir güvenlik unsurunu riske atmak, bir Ustanın dükkanına çekici üstünde gitmekten çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Aracınızın altına baktığınızda veya kaputu açtığınızda o bölgede hafif bir nemlilik, toz tutmuş yağlı bir tabaka fark ettiğiniz an vakit kaybetmeden müdahale etmelisiniz. Fren hidroliği son derece agresif bir kimyasaldır; değdiği yerdeki boyayı söker, kablo tesisatlarını izole eden plastikleri eritir ve temas ettiği metal yüzeyleri hızla paslandırır. Kaçağı fark ettiğinizde sadece parçayı değiştirmekle kalmamalı, sıvının temas ettiği tüm alanları bol su ve balata spreyiyle temizlemelisiniz. Fren sisteminde yapılan küçük bir erteleme, yolda giderken boşalan bir pedal demektir ki... gerisini düşünmek bile istemezsiniz.