Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını direksiyon başında ve sanayi rampalarının tozlu arasında geçirmiş bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki, bir aracın kalbi durmaya görsün; Ford’un o karakteristik motor hırıltısı ansızın kesildiğinde arka koltuğun altından gelen o tiz vızıltı aslında size son uyarısını veriyordur... Deponun içindeki fırçalı elektrik motorunun, özellikle 4 bar civarındaki çalışma basıncını üretemez hale gelmesi ve armatür sargılarındaki aşınma, marş anında yakıt rayındaki (fuel rail) basıncın 2.5 barın altına düşmesine doğrudan sebep olur.
Sabahları marşa bastığınızda marş motoru motoru çeviriyor lakin motor bir türlü çalışmaya yanaşmıyorsa, meseleyi hemen aküye ya da bujilere yormayın... Pompanın içindeki çekvalfin (non-return valve) kaçırması sonucu sistemdeki basıncın boşa düşmesi, sistemin her defasında dekompresyona uğramasına ve ilk marşta yakıtı silindirlere ulaştıramamasına yol açar; yani o uzun süren marş seansları aslında deponun içindeki sessiz çığlığın ta kendisidir.
Yokuş yukarı tırmanırken ya da sollama anında motor birden yığılıp gaz yemeyi reddediyorsa, orada başka bir fizik kuralı devreye giriyor demektir... ECU’nun gönderdiği akım değerine rağmen pompa içindeki türbin çarkının yeterli debiyi (litre/saat) sağlayamaması, enjektörlerin silindirlere atomize edemediği yakıt yüzünden fakir karışım hatası (lean mixture) üretmesine neden olur ve araç adeta boğulur gibi tekleme yapar.
Arka koltuğun altından gelen ve radyo sesini bastıracak kadar kulak tırmalayan o metalik uğultu, yatak saran bir pompanın habercisidir... Bobin sargılarının aşırı ısınmasıyla birlikte çekilen amper değerinin artması ve bunun sigorta kutusundaki 15 amperlik devreyi ısıtması, pompanın artık ömrünü tamamladığının ve milimetrik toleransların tamamen bittiğinin en net göstergesidir.
Depoyu sürekli çeyreğin altında tutma alışkanlığı, tulumba gibi çalışan o küçük elektrikli pompanın soğumasını engeller ve erken iflas etmesine davetiye çıkarır... Pompanın kendi yakıtıyla soğutulduğu gerçeğini unutup çeyrek depo gezmeye devam ederseniz, sargıların yanması kaçınılmaz bir son olarak kapınızı çalacaktır; zira bu işin lamı cimi yok, bakımsızlık asla affetmez.
Sabahları marşa bastığınızda marş motoru motoru çeviriyor lakin motor bir türlü çalışmaya yanaşmıyorsa, meseleyi hemen aküye ya da bujilere yormayın... Pompanın içindeki çekvalfin (non-return valve) kaçırması sonucu sistemdeki basıncın boşa düşmesi, sistemin her defasında dekompresyona uğramasına ve ilk marşta yakıtı silindirlere ulaştıramamasına yol açar; yani o uzun süren marş seansları aslında deponun içindeki sessiz çığlığın ta kendisidir.
Yokuş yukarı tırmanırken ya da sollama anında motor birden yığılıp gaz yemeyi reddediyorsa, orada başka bir fizik kuralı devreye giriyor demektir... ECU’nun gönderdiği akım değerine rağmen pompa içindeki türbin çarkının yeterli debiyi (litre/saat) sağlayamaması, enjektörlerin silindirlere atomize edemediği yakıt yüzünden fakir karışım hatası (lean mixture) üretmesine neden olur ve araç adeta boğulur gibi tekleme yapar.
Arka koltuğun altından gelen ve radyo sesini bastıracak kadar kulak tırmalayan o metalik uğultu, yatak saran bir pompanın habercisidir... Bobin sargılarının aşırı ısınmasıyla birlikte çekilen amper değerinin artması ve bunun sigorta kutusundaki 15 amperlik devreyi ısıtması, pompanın artık ömrünü tamamladığının ve milimetrik toleransların tamamen bittiğinin en net göstergesidir.
Depoyu sürekli çeyreğin altında tutma alışkanlığı, tulumba gibi çalışan o küçük elektrikli pompanın soğumasını engeller ve erken iflas etmesine davetiye çıkarır... Pompanın kendi yakıtıyla soğutulduğu gerçeğini unutup çeyrek depo gezmeye devam ederseniz, sargıların yanması kaçınılmaz bir son olarak kapınızı çalacaktır; zira bu işin lamı cimi yok, bakımsızlık asla affetmez.