Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yakıt rayındaki basınç bir kez düşmeye görsün, o çok güvendiğiniz TDCi veya EcoBlue motor anında kendini korumaya alır. Depodan gelen mazotu mikron seviyesindeki gözeneklerinden geçirip sistemi korumakla görevli o küçücük eleman dolduğunda, yüksek basınç pompası ihtiyaç duyduğu debiyi yakalayamaz. Sonuç mu? Yokuş yukarı çıkarken birden kesilen güç, kadranda beliren o sinir bozucu motor arıza ışığı ve ardından gelen usta mesaisi... Depodaki tortunun, kalitesiz yakıtın bedeli ne yazık ki her zaman ağır oluyor.
Dizel partikül filtresi rejenere olamıyor, araç sürekli zengin-fakir karışım dengesizliğiyle boğuşuyorsa dönüp bir alt karinsaya bakmak şart. Yakıt filtresinin içindeki kağıt separatör dolduğunda yakıt akış hızı düşer, bu da yüksek basınç sensörünün ecu’ya yanlış veri göndermesine yol açar. Pompa yeterli basıncı üretemeyince de enjektörler silindir içine pülverize yakıt püskürtemez. Yani motor pürüzsüz çalışmak yerine gürültülü bir sarsıntıya teslim olur, pürüzsüz çalışma hayal haline gelir.
Sahi, en son ne zaman yakıt deposunun altındaki su tahliye tapasını gevşetip biriken nemi saldınız? Su sensörü uyarı verdiğinde o uyarıyı gürültüyle bastırmak kolay tabii. Ama o filtre elemanında biriken su ayrıştırılamadığında doğrudan kütük hatta ve oradan yüksek basınç pompasına yürür. Metalin metale sürtünmesiyle oluşan o mikro çapaklar bir kere sisteme yayıldı mı... Geçmiş olsun.
Filtre muhafazasındaki O-ring contasını değiştirmeden kapağı kapatan o dikkatsiz ustaları unutmamak lazım. Sistem hava yaptığı an Ford’un hassas yakıt besleme hattı marş bastığınızda yakıtı çekemez, motor döner durur ama bir türlü ateşleme yapmaz. Kuru marş basarak pompayı yakmak yerine, filtre değişiminde el pompasıyla veya harici cihazla hattın havasını almak bu kadar mı zor? Değişim sırasında orijinal ekipman standartlarında (OEM) mikron derecelendirmesine sahip filtre kullanmazsanız, o çok sevdiğiniz performans birkaç bin kilometre sonra buharlaşır gider.
Hangi yakıt sistemini kullanırsanız kullanın, akış direncine karşı koyabilecek bir filtreleme şarttır. Sürekli dip depo gezmeyi alışkanlık haline getirdiyseniz, deponun dibinde yıllardır biriken çamur ve katran doğrudan filter kovanına hücum eder. Sonra yolda kalındığında faturayı araca kesmek kolay. Depodaki pisliği emen bir yakıt sistemi nasıl sağlıklı kalabilir ki, nasıl pürüzsüz çalışabilir?
Periyodik bakım aralığını 15.000 kilometre sanıp filtreyi iki bakımda bir değiştirmeye kalkmak büyük kumar. Türkiye’deki istasyon standartları ve iklim koşulları göz önüne alındığında, o filtrenin ömrü çoğu zaman 10.000 kilometreyi bile bulmaz. Basınç regülatörünün valf ömrünü tüketmemek, enjektör memelerini tıkamamak için parçadan tasarruf edilmez. Yetkili servis kapısında binlerce liralık enjektör kütüğü faturasıyla karşılaşınca insan ne demek istediğimi çok daha iyi anlıyor.
Dizel partikül filtresi rejenere olamıyor, araç sürekli zengin-fakir karışım dengesizliğiyle boğuşuyorsa dönüp bir alt karinsaya bakmak şart. Yakıt filtresinin içindeki kağıt separatör dolduğunda yakıt akış hızı düşer, bu da yüksek basınç sensörünün ecu’ya yanlış veri göndermesine yol açar. Pompa yeterli basıncı üretemeyince de enjektörler silindir içine pülverize yakıt püskürtemez. Yani motor pürüzsüz çalışmak yerine gürültülü bir sarsıntıya teslim olur, pürüzsüz çalışma hayal haline gelir.
Sahi, en son ne zaman yakıt deposunun altındaki su tahliye tapasını gevşetip biriken nemi saldınız? Su sensörü uyarı verdiğinde o uyarıyı gürültüyle bastırmak kolay tabii. Ama o filtre elemanında biriken su ayrıştırılamadığında doğrudan kütük hatta ve oradan yüksek basınç pompasına yürür. Metalin metale sürtünmesiyle oluşan o mikro çapaklar bir kere sisteme yayıldı mı... Geçmiş olsun.
Filtre muhafazasındaki O-ring contasını değiştirmeden kapağı kapatan o dikkatsiz ustaları unutmamak lazım. Sistem hava yaptığı an Ford’un hassas yakıt besleme hattı marş bastığınızda yakıtı çekemez, motor döner durur ama bir türlü ateşleme yapmaz. Kuru marş basarak pompayı yakmak yerine, filtre değişiminde el pompasıyla veya harici cihazla hattın havasını almak bu kadar mı zor? Değişim sırasında orijinal ekipman standartlarında (OEM) mikron derecelendirmesine sahip filtre kullanmazsanız, o çok sevdiğiniz performans birkaç bin kilometre sonra buharlaşır gider.
Hangi yakıt sistemini kullanırsanız kullanın, akış direncine karşı koyabilecek bir filtreleme şarttır. Sürekli dip depo gezmeyi alışkanlık haline getirdiyseniz, deponun dibinde yıllardır biriken çamur ve katran doğrudan filter kovanına hücum eder. Sonra yolda kalındığında faturayı araca kesmek kolay. Depodaki pisliği emen bir yakıt sistemi nasıl sağlıklı kalabilir ki, nasıl pürüzsüz çalışabilir?
Periyodik bakım aralığını 15.000 kilometre sanıp filtreyi iki bakımda bir değiştirmeye kalkmak büyük kumar. Türkiye’deki istasyon standartları ve iklim koşulları göz önüne alındığında, o filtrenin ömrü çoğu zaman 10.000 kilometreyi bile bulmaz. Basınç regülatörünün valf ömrünü tüketmemek, enjektör memelerini tıkamamak için parçadan tasarruf edilmez. Yetkili servis kapısında binlerce liralık enjektör kütüğü faturasıyla karşılaşınca insan ne demek istediğimi çok daha iyi anlıyor.