Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllardır yollarda sayısız Ford markalı otomobilin kaputunu açıp su depolarını kontrol eden ustaların yüzündeki o malum endişeli ifadeyi kimse unutamaz; çünkü bu motorlar suyu adeta gizli bir delikten yutuyormuş gibi sessizce eksiltir ve sürücüsüne hiç haber vermeden hararet ibresini kırmızıya dayayıverir. Aslında bu durum sadece bir su kaçağı meselesi değil, yılların mühendislik detaylarında kaybolmuş küçük bir contanın ya da zamanla çatlayan plastik bir dirseğin usta eller tarafından fark edilmeyi bekleyen sessiz çığlığıdır. Hani bazen sabah garajdan çıkarken yerdeki o şüpheli nemi görür de "acaba dün akşam klimadan mı kaldı" diye geçiştiririz ya, işte o an Ford su eksiltme sorununun ilk perdesi aralanmıştır bile.
Tabii ki bu devasa motor bloklarının içinde dönen binlerce derece sıcaklıktaki suyun, nikelajlı radyatör peteklerinden veya esnek hortum bağlantılarından buharlaşıp gitmesi bazen o kadar sinsi bir süreçtir ki, kaputu kaldırıp genleşme kabına baktığınızda antifriz seviyesinin minimum çizgisinin altına düstüğünü görmek neredeyse bir rutin haline gelir. Neden acaba bu araçlar bazen hiç belli etmeden o suyu yutuyor? İşte tam bu noktada, devridaim pompasının milindeki o minik keçenin zamanla aşınıp suyu dışarı değil de doğrudan motorun içine veya alt korumanın üzerine sızdırması akla gelir. Zaten eski model ya da yeni nesil fark etmez, motorun kalbindeki bu su kaybı ihmale gelmez; ya hemen o keçe değişecek ya da bu işin sonu rektefiyeye kadar varacak...
Sanayi sitelerinin tozlu yollarında çay bardakları elinde milenyum Ford'ların kronik arızalarını tartışan o eski toprak ustalar, bu su eksiltme meselesini konuşurken genelde gözlerini kısar ve termostat gövdesindeki plastik çatlaklara dikkat çekerler. Plastik malzemenin motor sıcaklığına direnemeyip kılcal çatlaklar oluşturması, trafikte sıkışıp kaldığınız o en sıcak yaz gününde aniden fıskiyeden su boşalırcasına su kaynatmanıza sebep olabilir. Halbuki insan aracına o kadar titrer, bakımını zamanında yapar, yağına suyuna gözü gibi bakar ama yine de o plastik parça zayıf halka gibi kırılıverir işte. Belki de üreticiler bu parçaları biraz daha metal ağırlıklı yapsaydı, bugün binlerce sürücü otoyol kenarlarında yardım çağrısıyla beklemek zorunda kalmazdı.
Kimi zaman da işin rengi egzozdan gelen o beyaz dumanla değişir ki, o an şoför koltuğundaki kişinin kalbine inen o soğuk damlanın tarifi imkansızdır; çünkü bu defa sorun dışarıya damlayan su değil, silindir kapak contasının yanıp suyun yanma odasına karışması demektir. Yani motorumuz adeta kendi suyunu yakmaya başlamıştır ve bu durum, radyatör kapağındaki basınç valfinin bozulup sistemi gereğinden fazla zorlamasından başka bir şey değildir. Değiştirin efendim o kapağı zamanında, yirmi liralık bir parça yüzünden binlerce liralık motor masrafına girmeyin... Sahi, en son ne zaman kontrol ettiniz o kapaktaki contanın esnekliğini?
Yola çıkmadan önce şöyle bir kaputu açıp el yordamıyla hortumları yoklamak, yumuşaklığını kontrol etmek bir otomobil sahibinin boynunun borcudur aslında; çünkü Ford marka araçlar karakterleri gereği hassastır, ilgisizliği asla affetmez ve susuz kaldığı an size asla ikinci bir şans tanımak istemez. Su eksiltme problemiyle baş etmenin tek yolu, erken teşhis ve orijinal yedek parça kullanmaktır, yan sanayi ucuz hortumlar ise sadece üç ay sonra aynı dertten yine başınızı ağrıtacaktır. Unutmayın ki, motorunuzla ne kadar iyi konuşursanız, o da sizi yolda o kadar uzun süre taşır... Şimdiden kazasız, belasız ve su eksiltmesiz keyifli sürüşler dileriz.
Tabii ki bu devasa motor bloklarının içinde dönen binlerce derece sıcaklıktaki suyun, nikelajlı radyatör peteklerinden veya esnek hortum bağlantılarından buharlaşıp gitmesi bazen o kadar sinsi bir süreçtir ki, kaputu kaldırıp genleşme kabına baktığınızda antifriz seviyesinin minimum çizgisinin altına düstüğünü görmek neredeyse bir rutin haline gelir. Neden acaba bu araçlar bazen hiç belli etmeden o suyu yutuyor? İşte tam bu noktada, devridaim pompasının milindeki o minik keçenin zamanla aşınıp suyu dışarı değil de doğrudan motorun içine veya alt korumanın üzerine sızdırması akla gelir. Zaten eski model ya da yeni nesil fark etmez, motorun kalbindeki bu su kaybı ihmale gelmez; ya hemen o keçe değişecek ya da bu işin sonu rektefiyeye kadar varacak...
Sanayi sitelerinin tozlu yollarında çay bardakları elinde milenyum Ford'ların kronik arızalarını tartışan o eski toprak ustalar, bu su eksiltme meselesini konuşurken genelde gözlerini kısar ve termostat gövdesindeki plastik çatlaklara dikkat çekerler. Plastik malzemenin motor sıcaklığına direnemeyip kılcal çatlaklar oluşturması, trafikte sıkışıp kaldığınız o en sıcak yaz gününde aniden fıskiyeden su boşalırcasına su kaynatmanıza sebep olabilir. Halbuki insan aracına o kadar titrer, bakımını zamanında yapar, yağına suyuna gözü gibi bakar ama yine de o plastik parça zayıf halka gibi kırılıverir işte. Belki de üreticiler bu parçaları biraz daha metal ağırlıklı yapsaydı, bugün binlerce sürücü otoyol kenarlarında yardım çağrısıyla beklemek zorunda kalmazdı.
Kimi zaman da işin rengi egzozdan gelen o beyaz dumanla değişir ki, o an şoför koltuğundaki kişinin kalbine inen o soğuk damlanın tarifi imkansızdır; çünkü bu defa sorun dışarıya damlayan su değil, silindir kapak contasının yanıp suyun yanma odasına karışması demektir. Yani motorumuz adeta kendi suyunu yakmaya başlamıştır ve bu durum, radyatör kapağındaki basınç valfinin bozulup sistemi gereğinden fazla zorlamasından başka bir şey değildir. Değiştirin efendim o kapağı zamanında, yirmi liralık bir parça yüzünden binlerce liralık motor masrafına girmeyin... Sahi, en son ne zaman kontrol ettiniz o kapaktaki contanın esnekliğini?
Yola çıkmadan önce şöyle bir kaputu açıp el yordamıyla hortumları yoklamak, yumuşaklığını kontrol etmek bir otomobil sahibinin boynunun borcudur aslında; çünkü Ford marka araçlar karakterleri gereği hassastır, ilgisizliği asla affetmez ve susuz kaldığı an size asla ikinci bir şans tanımak istemez. Su eksiltme problemiyle baş etmenin tek yolu, erken teşhis ve orijinal yedek parça kullanmaktır, yan sanayi ucuz hortumlar ise sadece üç ay sonra aynı dertten yine başınızı ağrıtacaktır. Unutmayın ki, motorunuzla ne kadar iyi konuşursanız, o da sizi yolda o kadar uzun süre taşır... Şimdiden kazasız, belasız ve su eksiltmesiz keyifli sürüşler dileriz.