Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını yollarda, direksiyon başında ve haber peşinde koşturarak geçirmiş biri olarak söyleyebilirim ki, araba dediğiniz makine susmaz, sadece konuşma biçimini değiştirir; kimi zaman hafif bir ıslıkla başlar bu sohbet, kimi zaman da pedalın altından bacağa doğru yayılan o sinirli titremeyle devam eder ve siz Ford marka otomobilinizin o güven veren karakterine alışmışken, bir sabah işe giderken bastığınız frende o tuhaf dalgalanmayı fark edersiniz ya, işte o an aslında metalin yorgunluk çığlığıdır kulaklarınıza çalınan.
Otomobilin o muazzam mühendislik dengesini bozan şey genellikle göz ardı edilen küçük detaylardır, balataların bitip demirin demire sürtünmesiyle o kusursuz pürüzsüzlükteki döküm yüzey çiziliverir birden; oysa Ford mühendislerinin o demir akşamı hangi hesaplarla yola çıkardığını bir bilseniz, her ani duruşun o disk üzerinde yarattığı ısı şokunu ve mikroskobik deformasyonları daha iyi anlarsınız, acaba diyorum insan kendi kalbini de böyle pat diye durdurmaya kalksa o da bir yerinden çatlar mıydı...
Sıcak bir yaz günü otobanda yüksek hızla ilerlerken önünüze çıkan o ani engelde frene yüklendiğinizde direksiyonun ellerinizin arasında deli gibi titremesi sadece mekanik bir kusur değildir, o an araba size "ben yoruldum" demektedir adeta; balata ile disk arasındaki o muazzam sürtünme bin dereceye yakın sıcaklıklar üretir çünkü, yağmurlu bir kasım akşamında su birikintisine girdiğinizde o kızgın demirin ani soğumasıyla çarpılması kaçınılmazdır zaten, bazen trafikte dur kalk yaparken ayağımızı frene öyle bir mıhlarız ki zavallı diskler nefes alacak yer bulamaz.
Servet dökmeden bu işin içinden nasıl çıkılır diye düşünürken aslında asıl masrafın ihmalden doğduğunu geç de olsa fark ediyor insan, torna ed kurtarır diyen ustalara da temkinli yaklaşmak lazım çünkü malzemenin incelen sınırları hayati önem taşır; o yüzden ben her bakımda ustanın "idare eder" demesine asla inanmam, gözümle görürüm, parmak ucumla o aşınma kanalını hissederim, çünkü fren dediğin şey şakaya gelmez, hayatın kendisi o ince balata tozunun ve metalin muazzam uyumuna emanettir ne de olsa.
Otomobilin o muazzam mühendislik dengesini bozan şey genellikle göz ardı edilen küçük detaylardır, balataların bitip demirin demire sürtünmesiyle o kusursuz pürüzsüzlükteki döküm yüzey çiziliverir birden; oysa Ford mühendislerinin o demir akşamı hangi hesaplarla yola çıkardığını bir bilseniz, her ani duruşun o disk üzerinde yarattığı ısı şokunu ve mikroskobik deformasyonları daha iyi anlarsınız, acaba diyorum insan kendi kalbini de böyle pat diye durdurmaya kalksa o da bir yerinden çatlar mıydı...
Sıcak bir yaz günü otobanda yüksek hızla ilerlerken önünüze çıkan o ani engelde frene yüklendiğinizde direksiyonun ellerinizin arasında deli gibi titremesi sadece mekanik bir kusur değildir, o an araba size "ben yoruldum" demektedir adeta; balata ile disk arasındaki o muazzam sürtünme bin dereceye yakın sıcaklıklar üretir çünkü, yağmurlu bir kasım akşamında su birikintisine girdiğinizde o kızgın demirin ani soğumasıyla çarpılması kaçınılmazdır zaten, bazen trafikte dur kalk yaparken ayağımızı frene öyle bir mıhlarız ki zavallı diskler nefes alacak yer bulamaz.
Servet dökmeden bu işin içinden nasıl çıkılır diye düşünürken aslında asıl masrafın ihmalden doğduğunu geç de olsa fark ediyor insan, torna ed kurtarır diyen ustalara da temkinli yaklaşmak lazım çünkü malzemenin incelen sınırları hayati önem taşır; o yüzden ben her bakımda ustanın "idare eder" demesine asla inanmam, gözümle görürüm, parmak ucumla o aşınma kanalını hissederim, çünkü fren dediğin şey şakaya gelmez, hayatın kendisi o ince balata tozunun ve metalin muazzam uyumuna emanettir ne de olsa.