Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Eski evlerin o sarımtırak ışıklı, hafif toz kokulu salonlarında otururken duvarın içinden gelen hafif bir cızırtıya kaçımız kulak kabarttık acaba; aslında o ses binanın fısıltısıdır, belki de imdat çığlığı. Duvarların ardında yıllara meydan okuyan o kablolar artık taşıyamıyor bugünün yükünü; kliması, fırını, aynı anda çalışan üç şarj cihazıyla yorulan bakır teller sessizce eriyor bazen. Ne zaman prizden küçük bir kıvılcım atlasa ya da sigorta durup dururken atsa o an fark ediyoruz tehlikenin büyüklüğünü, geç kalmış olmanın o ağır pişmanlığıyla kalakalıyoruz ortada.
Yıllarca dokunulmayan, "çalışıyorsa elleme" denilen o sistemler var ya, tam bir saatli bomba aslında; kim bilir kaç yıllık yalıtımları parça parça dökülüyor sıranın altında. Duvarı delerken ya da sadece bir lamba anahtarına basarken gelen o tıkırtılar güven vermiyor artık kimseye, vermemeli de zaten. Bazen insan evine o kadar alışıyor ki altındaki riskleri görmezden geliyor, ta ki o karanlık basıp da tüm şalterler karardığı ana kadar.
Tesisatı yenilemek öyle hani birkaç saatlik boya badana işine benzemiyor; köklü bir ameliyat adeta, evin damarlarını baştan aşağı değiştirmek gibi bir şey. Duvarların oyulması, molozun tozu, günlerce süren o dağınıklık gözümüzü korkutuyor tabii, haklıyız da bu endişede. Ama ya öbür tarafta sevdiklerimizin hayatı riske giriyorsa; o zaman bütün o zahmet bir anda anlamını yitiriveriyor, geriye sadece "keşke" kalıyor.
Kimi zaman usta çağırıp baktırmak bile istemiyoruz çünkü masrafından çekiniyoruz, paranın kıymeti bindi başımıza tabii. Oysa bugünün harcayacağımız üç kuruşu, yarın çıkacak çok daha büyük bir felaketin önüne geçiyor; bunu görmek için illa canın yanması gerekmiyor insanın. Hem belki de sadece sigorta kutusunu ve ana hatları değiştirmek yetecek, kim bilir, belki de bütün evi baştan kazımaya gerek bile kalmayacak.
Kendi ellerimizle yarattığımız bu yuvalarda huzurla oturmak istiyorsak eğer, biraz da görünmeyen yerlere yatırım yapmak gerekiyor, sadece salonun perdesine değil. Duvarın içindeki o yorgun kablolara kulak vermek, onların da bir ömrü olduğunu kabul etmek lazım. Belki de bu akşam eve gittiğinizde o prizlere bir kez daha dikkatle bakarsınız, kimbilir...
Yıllarca dokunulmayan, "çalışıyorsa elleme" denilen o sistemler var ya, tam bir saatli bomba aslında; kim bilir kaç yıllık yalıtımları parça parça dökülüyor sıranın altında. Duvarı delerken ya da sadece bir lamba anahtarına basarken gelen o tıkırtılar güven vermiyor artık kimseye, vermemeli de zaten. Bazen insan evine o kadar alışıyor ki altındaki riskleri görmezden geliyor, ta ki o karanlık basıp da tüm şalterler karardığı ana kadar.
Tesisatı yenilemek öyle hani birkaç saatlik boya badana işine benzemiyor; köklü bir ameliyat adeta, evin damarlarını baştan aşağı değiştirmek gibi bir şey. Duvarların oyulması, molozun tozu, günlerce süren o dağınıklık gözümüzü korkutuyor tabii, haklıyız da bu endişede. Ama ya öbür tarafta sevdiklerimizin hayatı riske giriyorsa; o zaman bütün o zahmet bir anda anlamını yitiriveriyor, geriye sadece "keşke" kalıyor.
Kimi zaman usta çağırıp baktırmak bile istemiyoruz çünkü masrafından çekiniyoruz, paranın kıymeti bindi başımıza tabii. Oysa bugünün harcayacağımız üç kuruşu, yarın çıkacak çok daha büyük bir felaketin önüne geçiyor; bunu görmek için illa canın yanması gerekmiyor insanın. Hem belki de sadece sigorta kutusunu ve ana hatları değiştirmek yetecek, kim bilir, belki de bütün evi baştan kazımaya gerek bile kalmayacak.
Kendi ellerimizle yarattığımız bu yuvalarda huzurla oturmak istiyorsak eğer, biraz da görünmeyen yerlere yatırım yapmak gerekiyor, sadece salonun perdesine değil. Duvarın içindeki o yorgun kablolara kulak vermek, onların da bir ömrü olduğunu kabul etmek lazım. Belki de bu akşam eve gittiğinizde o prizlere bir kez daha dikkatle bakarsınız, kimbilir...