Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Arabayı yokuş aşağı park edip el frenini çektiğinizde, o mekanik mandal sesinin verdiği güven hissi bambaşkadır aslında. Fakat bazen kolu yukarı doğru çekerken o bildik direnci hissedemezsiniz, kol sanki boşa dönüyormuş gibi hafifçe yukarı geliverir. İşte tam o an insanın içine kurt düşer, acaba tel mi koptu yoksa balatalar mı bitti diye düşünmeden edemezsiniz. Normalde birkaç tık sesinden sonra kilitlenmesi gereken o mekanizma sonuna kadar çekildiği halde aracı tutmuyorsa, arka tekerleklerdeki kilitlenme sistemi görevini yapmıyor demektir. Ya da tam tersi, kolu sonuna kadar indirdiğiniz halde arka taraftan bir şeylerin arabayı geriye doğru kastığını, gitmesine izin vermediğini fark edersiniz... Araç resmen arkadan bir güç tarafından zincirlenmiş gibi nazlanır, gitmek istemez.
Sürüş esnasında gösterge panelinde aniden yanan o kırmızı ünlem işareti bazen kabus gibi çökebilir insanın içine. Sadece el frenini çekili unuttuğunuzda yandığını sandığınız o lamba, aslında sistemdeki gizli bir hidrolik sızıntısının veya balata aşınmasının da habercisi olabilir. Yolda giderken gözünüzün ucuna takılan o kırmızı ışık yanıp sönüyorsa ya da tamamen sabit kaldıysa, fren hidrolik seviyeniz kritik bir sınırın altına inmiş demektir muhtemelen. Hani bazen önemsemeyiz, "Aman canım altı üstü bir lamba" der geçeriz ya... İşte o ihmalkarlık, hiç beklenmedik bir virajda ya da ani duruş anında pedalın boşalmasıyla sonuçlanabilir.
Yokuş kalkışlarında arabanın arkaya doğru hafifçe kayması ilk başta sürücü hatası gibi görünse de, aslında tamamen mekanizmanın gücünü kaybetmesiyle ilgilidir. Debriyajı kavrama noktasına getirip ayağınızı frenden çektiğiniz o saliselik dilimde araba arkaya doğru kaçıyorsa, el freninin balataları sıkıştırma yeteneği ciddi şekilde zayıflamıştır. Eski model araçlarda bu durum genellikle telin zamanla esneyip gevşemesinden kaynaklanırken, yeni nesil elektronik sistemlerde ise kaliper motorunun sıkışmasıyla baş gösterir. Hani dik bir rampada durursunuz da araba milim milim geriye gider... O an yaşadığınız o hafif panik hissi, aslında size servisin yolunu tutma vaktinin geldiğini fısıldayan ilk ciddi uyarıdır.
Kış aylarında sabahları arabaya bindiğinizde el freni kolunun taş gibi sertleştiğini, yerinden bile oynamadığını fark ettiğiniz olmuştur mutlaka. Telin etrafındaki koruyucu kılıfın içine bir şekilde sızan su, gece ayazında donarak mekanizmayı tamamen kilitleyip bırakır. Siz kolu indirdiğinizi sanırsınız ama arka taraftaki balatalar diske yapışmış halde kalır, tekerlekler dönmekte zorlanır. Hatta zorlayarak hareket etmeye çalışırsanız arkadan gelen o yanık kokusu ve yoğun balata dumanı balataları tamamen bitirdiğinizin resmidir. Soğuk havalarda bu mekanizmanın donma ihtimalini her zaman aklın bir köşesinde bulundurmak, sabahları büyük bir mağduriyet yaşamayı engeller.
Bazen de aracı park edip indikten sonra arka tekerleklerin oradan gelen o garip, metale sürtünme sesleri can sıkar. Balataların diske tam oturmaması ya da el freni çekildiğinde mekanizmanın içerideki küçük yayları tam kurtaramaması yüzünden sürekli bir sürtünme yaşanır arka tekerleklerde. Bu durum sadece yakıt tüketimini artırmakla kalmaz, aynı zamanda diskin aşırı ısınarak yamulmasına da yol açar. Yolda giderken camı açtığınızda kulağınıza çalınan o incecik "cıyklama" sesi, aslında arkadaki bir şeylerin ters gittiğinin en net kanıtıdır. Servise gidip bir ayar yaptırmak, ileride komple disk ve balata değiştirmek zorunda kalmaktan çok daha mantıklı bir seçim olacaktır herhalde...
Sürüş esnasında gösterge panelinde aniden yanan o kırmızı ünlem işareti bazen kabus gibi çökebilir insanın içine. Sadece el frenini çekili unuttuğunuzda yandığını sandığınız o lamba, aslında sistemdeki gizli bir hidrolik sızıntısının veya balata aşınmasının da habercisi olabilir. Yolda giderken gözünüzün ucuna takılan o kırmızı ışık yanıp sönüyorsa ya da tamamen sabit kaldıysa, fren hidrolik seviyeniz kritik bir sınırın altına inmiş demektir muhtemelen. Hani bazen önemsemeyiz, "Aman canım altı üstü bir lamba" der geçeriz ya... İşte o ihmalkarlık, hiç beklenmedik bir virajda ya da ani duruş anında pedalın boşalmasıyla sonuçlanabilir.
Yokuş kalkışlarında arabanın arkaya doğru hafifçe kayması ilk başta sürücü hatası gibi görünse de, aslında tamamen mekanizmanın gücünü kaybetmesiyle ilgilidir. Debriyajı kavrama noktasına getirip ayağınızı frenden çektiğiniz o saliselik dilimde araba arkaya doğru kaçıyorsa, el freninin balataları sıkıştırma yeteneği ciddi şekilde zayıflamıştır. Eski model araçlarda bu durum genellikle telin zamanla esneyip gevşemesinden kaynaklanırken, yeni nesil elektronik sistemlerde ise kaliper motorunun sıkışmasıyla baş gösterir. Hani dik bir rampada durursunuz da araba milim milim geriye gider... O an yaşadığınız o hafif panik hissi, aslında size servisin yolunu tutma vaktinin geldiğini fısıldayan ilk ciddi uyarıdır.
Kış aylarında sabahları arabaya bindiğinizde el freni kolunun taş gibi sertleştiğini, yerinden bile oynamadığını fark ettiğiniz olmuştur mutlaka. Telin etrafındaki koruyucu kılıfın içine bir şekilde sızan su, gece ayazında donarak mekanizmayı tamamen kilitleyip bırakır. Siz kolu indirdiğinizi sanırsınız ama arka taraftaki balatalar diske yapışmış halde kalır, tekerlekler dönmekte zorlanır. Hatta zorlayarak hareket etmeye çalışırsanız arkadan gelen o yanık kokusu ve yoğun balata dumanı balataları tamamen bitirdiğinizin resmidir. Soğuk havalarda bu mekanizmanın donma ihtimalini her zaman aklın bir köşesinde bulundurmak, sabahları büyük bir mağduriyet yaşamayı engeller.
Bazen de aracı park edip indikten sonra arka tekerleklerin oradan gelen o garip, metale sürtünme sesleri can sıkar. Balataların diske tam oturmaması ya da el freni çekildiğinde mekanizmanın içerideki küçük yayları tam kurtaramaması yüzünden sürekli bir sürtünme yaşanır arka tekerleklerde. Bu durum sadece yakıt tüketimini artırmakla kalmaz, aynı zamanda diskin aşırı ısınarak yamulmasına da yol açar. Yolda giderken camı açtığınızda kulağınıza çalınan o incecik "cıyklama" sesi, aslında arkadaki bir şeylerin ters gittiğinin en net kanıtıdır. Servise gidip bir ayar yaptırmak, ileride komple disk ve balata değiştirmek zorunda kalmaktan çok daha mantıklı bir seçim olacaktır herhalde...