Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Soğuk bir çorba kaşığı dudaklarınıza değdiğinde, o sızının hafifçe geri çekildiğini hissedersiniz. İlk gün ocağın yanına bile yaklaşmamak en doğrusu galiba. Sıcak bir çorba içeyim derseniz, vallahi billahi dikişlerin sızım sızım sızladığını görürsünüz. Ilık, hatta oda sıcaklığında yoğurt gibisi yok bu anlarda. Zaten canınız bir şey yemek de istemez pek...
Püre kıvamına getirilmiş her şey o koltuktan kalktıktan sonra en yakın dostunuz oluveriyor. Patatesi haşlayıp çatalla ezerken içine biraz süt katmak fena fikir değil. Ama sakın ha, o meşhur pipetleri mutfağın en derin çekmecesine saklayın. Ağızdaki o emme hareketi var ya, hani o yarayı koruyan kan pıhtısını yerinden söküp atıveren cinsten... İnsan dalgınlıkla yapıveriyor işte, sonra uğraş dur.
Çiğneme refleksini bir süreliğine unutmak gerekiyor, en azından ağzın o diğer tarafıyla barışana kadar. Muhallebi, puding ya da şöyle güzelce ezilmiş bir avokado iş görüyor. Çilek falan yemeyin ama, o küçük çekirdeklerin gidip o boşluğa kaçma ihtimali... Düşünmesi bile insanı huylandırmaya yetiyor.
Aç kalmak da bir çözüm değil ki, vücudun toparlanması için enerjiye ihtiyacı var sonuçta. Blenderdan geçirilmiş muzlu bir smoothie, içine azıcık yulaf unu eklenince bayağı tok tutuyor insanı. Gerçi sürekli tatlı şeyler yemekten de bir süre sonra içiniz kıyılabilir, haklısınız. Arada bir ılık bir tavuk suyuna ekmek içi banıp iyice ezerek yutmak...
Birkaç gün sonra yavaş yavaş normal hayata, o özlenen katı gıdalara geçiş başlar zaten. Tabii öyle hemen gidip de kuruyemiş falan çıtırdatmaya kalkmazsınız herhalde, biraz sabır. Yumuşacık pişmiş bir sebze yemeği, belki iyice çatalla ezilmiş bir mücver... Kendinize biraz zaman tanıyın, o yara elbet kapanacak.
Püre kıvamına getirilmiş her şey o koltuktan kalktıktan sonra en yakın dostunuz oluveriyor. Patatesi haşlayıp çatalla ezerken içine biraz süt katmak fena fikir değil. Ama sakın ha, o meşhur pipetleri mutfağın en derin çekmecesine saklayın. Ağızdaki o emme hareketi var ya, hani o yarayı koruyan kan pıhtısını yerinden söküp atıveren cinsten... İnsan dalgınlıkla yapıveriyor işte, sonra uğraş dur.
Çiğneme refleksini bir süreliğine unutmak gerekiyor, en azından ağzın o diğer tarafıyla barışana kadar. Muhallebi, puding ya da şöyle güzelce ezilmiş bir avokado iş görüyor. Çilek falan yemeyin ama, o küçük çekirdeklerin gidip o boşluğa kaçma ihtimali... Düşünmesi bile insanı huylandırmaya yetiyor.
Aç kalmak da bir çözüm değil ki, vücudun toparlanması için enerjiye ihtiyacı var sonuçta. Blenderdan geçirilmiş muzlu bir smoothie, içine azıcık yulaf unu eklenince bayağı tok tutuyor insanı. Gerçi sürekli tatlı şeyler yemekten de bir süre sonra içiniz kıyılabilir, haklısınız. Arada bir ılık bir tavuk suyuna ekmek içi banıp iyice ezerek yutmak...
Birkaç gün sonra yavaş yavaş normal hayata, o özlenen katı gıdalara geçiş başlar zaten. Tabii öyle hemen gidip de kuruyemiş falan çıtırdatmaya kalkmazsınız herhalde, biraz sabır. Yumuşacık pişmiş bir sebze yemeği, belki iyice çatalla ezilmiş bir mücver... Kendinize biraz zaman tanıyın, o yara elbet kapanacak.