Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Modern otomotiv mühendisliğinin çevre kaygısıyla ürettiği o dahi sistemler, günün sonunda kendi yarattıkları bataklıkta boğuluyor. Egzoz Gazı Geri Dönüşümü (EGR) adını verdiğimiz o parça, sırf azot oksit gazlarını dizginlemek uğruna motorunun taze nefesine sürekli kirli duman üflüyor. Sen gaza bastıkça, o zararlı gazlar tekrar silindire giriyor ve bir noktadan sonra motor adeta kendi dışkısıyla beslenen bir organizmaya dönüşüyor. Sistem, doğayı korumak için tasarlanmışken kendi kendini imha eden bir kısırdöngünün merkezinde buluyor kendini...
Sanayi sitelerinde usta çırak ilişkisinde dönen o meşhur "kurum bağlamış" lafı, aslında senin sürüş alışkanlıklarının motordaki karbon izidir. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken, motorunun ideal çalışma sıcaklığına ulaşmasına izin vermediğin o kısa mesafelerde sistem sürekli çiğ yakıt kusar. Egzoz gazındaki o nemli, yağlı is tabakası valfin çeperlerine tutunur; önce ince bir tül gibi başlayan bu birikme, zamanla katranlaşan bir zifte dönüşür. Valf mekanizması artık hareket edemez, o metal kapakçık sıkışır kalır...
Peki, o canım dizel motorunun bir sabah aniden nefessiz kalması, çekişten düşmesi sadece basit bir mekanik yorgunluk mu dersin? Karbon karası, yanma odasından yükselen yağ buharıyla birleştiğinde adeta motorun damarlarını tıkayan bir kolesterole dönüşüyor. Hava akımı daralıyor, silindirlere giden oksijen miktarı azalıyor ve aracın altındaki o yüzlerce beygir gücü bir anda hımbıl bir ata dönüşüveriyor. Gaz pedalına yüklendiğinde aldığın o isteksiz yanıt, aslında valfin çeperlerinde biriken katranın motoru boğmasından başka bir şey değil.
Sana o çok övdükleri, reklam üstüne reklam yaptıkları "ekonomik ve çevreci" sürüş modları var ya; işte o modlar bu sistemin en büyük düşmanıdır. Motor devrini sürekli alt sınırlarda tuttuğunda, egzoz gazının hızı o biriken kurumları süpürmeye yetmez. Düşük devirde uzun süre seyretmek, kurum parçacıklarının valf yüzeyine yerleşmesi için onlara adeta davetiye çıkarmaktır. Bazen motoru bağırtmak, o devir saatini yukarılara taşımak gerekir ki egzoz sistemindeki o yüksek basınç içerideki pisliği söküp atabilsin...
Zamanında müdahale edilmeyen her kurum tabakası, motor bloğunun derinliklerinde daha büyük bir fırtınanın habercisidir. Sen sadece arıza lambasının yandığını görürsün ama arka planda zengin karışımla çalışan motor, partikül filtresini de yanma odasını da yavaş yavaş eritir. Temizletmekten kaçtığın o küçücük valf, yarın bir gün karşına devasa bir motor revizyon faturası olarak çıkıverir. İş işten geçmeden, o metal parça tamamen felç olmadan önce profesyonel bir kurum temizliği yaptırmak, motorun ömrünü uzatmanın en kestirme, en mantıklı yoludur aslında.
Sanayi sitelerinde usta çırak ilişkisinde dönen o meşhur "kurum bağlamış" lafı, aslında senin sürüş alışkanlıklarının motordaki karbon izidir. Şehir içi trafiğinde dur-kalk yaparken, motorunun ideal çalışma sıcaklığına ulaşmasına izin vermediğin o kısa mesafelerde sistem sürekli çiğ yakıt kusar. Egzoz gazındaki o nemli, yağlı is tabakası valfin çeperlerine tutunur; önce ince bir tül gibi başlayan bu birikme, zamanla katranlaşan bir zifte dönüşür. Valf mekanizması artık hareket edemez, o metal kapakçık sıkışır kalır...
Peki, o canım dizel motorunun bir sabah aniden nefessiz kalması, çekişten düşmesi sadece basit bir mekanik yorgunluk mu dersin? Karbon karası, yanma odasından yükselen yağ buharıyla birleştiğinde adeta motorun damarlarını tıkayan bir kolesterole dönüşüyor. Hava akımı daralıyor, silindirlere giden oksijen miktarı azalıyor ve aracın altındaki o yüzlerce beygir gücü bir anda hımbıl bir ata dönüşüveriyor. Gaz pedalına yüklendiğinde aldığın o isteksiz yanıt, aslında valfin çeperlerinde biriken katranın motoru boğmasından başka bir şey değil.
Sana o çok övdükleri, reklam üstüne reklam yaptıkları "ekonomik ve çevreci" sürüş modları var ya; işte o modlar bu sistemin en büyük düşmanıdır. Motor devrini sürekli alt sınırlarda tuttuğunda, egzoz gazının hızı o biriken kurumları süpürmeye yetmez. Düşük devirde uzun süre seyretmek, kurum parçacıklarının valf yüzeyine yerleşmesi için onlara adeta davetiye çıkarmaktır. Bazen motoru bağırtmak, o devir saatini yukarılara taşımak gerekir ki egzoz sistemindeki o yüksek basınç içerideki pisliği söküp atabilsin...
Zamanında müdahale edilmeyen her kurum tabakası, motor bloğunun derinliklerinde daha büyük bir fırtınanın habercisidir. Sen sadece arıza lambasının yandığını görürsün ama arka planda zengin karışımla çalışan motor, partikül filtresini de yanma odasını da yavaş yavaş eritir. Temizletmekten kaçtığın o küçücük valf, yarın bir gün karşına devasa bir motor revizyon faturası olarak çıkıverir. İş işten geçmeden, o metal parça tamamen felç olmadan önce profesyonel bir kurum temizliği yaptırmak, motorun ömrünü uzatmanın en kestirme, en mantıklı yoludur aslında.