Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dolaşım sisteminin o incecik kılcal damar ağlarında tıkandığı anlar vardır ya, işte mikrosirkülasyon bozulduğu anda deri altındaki adiposit hücreleri kontrolsüzce şişmeye başlıyor. Hücre içi sıvının dokular arasına sızmasıyla oluşan bu ödem, zamanla oradaki kolajen liflerini sertleştirip aşağıya doğru çekmeye başlayınca... Anlayacağınız o portakal kabuğu görüntüsü aslında tamamen dokunun altındaki fasyal bantların hapsolmasıyla alakalı. Yani meselenin sadece kilo almakla bir ilgisi yok, vallahi billahi zayıf insanlarda da aynı mekanizma işliyor.
Lenf drenajı dediğimiz olay tam da burada hayati bir rol oynuyor; lenfatik akış yavaşladığında dokuda biriken toksik proteinler fibrozise yol açar. Hücreler arası matriste biriken bu kalsifiye yapılar, derinin üst tabakasını çökertip o dalgalı görünümü iyice belirginleştirir. E haliyle dışarıdan sürülen kremler ancak epidermisin en üst katmanına nem verir, o sertleşmiş fibrous septa dediğimiz bağ dokusu bantlarına ulaşamaz ki. Hatta sırf bu yüzden mekanik masaj teknikleri veya vakum terapileriyle o derin dokuyu gevşetmek gerekir, bağ dokusunun esnekliğini yeniden kazandırmak şart.
Radyofrekans teknolojisi derine inen termal dalgalarla dermisteki fibroblastları tetiklerken, aynı zamanda kolajen üretimini yeniden başlatıyor. Isınan dokuda kan akışı hızlanıyor, yağ hücrelerinin zarları geçirgenleşiyor ve sıkışmış yağ asitleri serbest kalıyor. Hani bazen ne yaparsak yapalım o bölge bir türlü sıkılaşmaz ya... Tıbbi estetik cihazlarının olayı işte o ısıl enerjiyle dokuyu alt katmandan itibaren rejenere etmek.
Mezoterapi seanslarında cilt altına enjekte edilen dolaşım düzenleyici enginar ekstresi, kafein ve L-karnitin gibi aktif maddeler direkt olarak hedef odaklı çalışır. Lipolizi tetikleyen bu enzim miksleri, mikrodolaşımı düzenleyerek hücreler arası alandaki durgunluğu çözer. Doğrudan problemli bölgeye minimal dozlarda yapılan bu mikro iğneleme işlemi, dokunun metabolik hızını katlayarak artırır; yani yağ dokusunun metabolize edilmesini kolaylaştırır, bölgedeki hücresel atıkların atılmasını sağlar.
Şu kitle indeksi veya genetik yatkınlık meselesi var bir de, östrojen hormonunun su tutma kapasitesi arttıkça durum daha da komplike bir hal alıyor. Yaşam tarzında radikal bir değişim yapmadan, sadece masaj masasında mucize beklemek ne kadar gerçekçi olabilir ki? Günlük su tüketimini artırıp sodyum dengesini gözetmek, dokular arasındaki osmotik basıncı düzenlemenin en temel, en masrafsız yoludur abi.
Kas dokusunun aktif çalışması, kas içi pompalamayı artırarak venöz dönüşü destekler ve böylece bacaklardaki durağan kanı yukarı taşır. Derin doku uyarımı sağlayan direnç egzersizleri, hem kas tonusunu artırır hem de üstteki deri tabakasının daha pürüzsüz ve gergin durmasına doğrudan katkı sağlar. Hücresel düzeyde oksijenlenmeyi artırmadan, kılcal damar sağlığını korumadan kalıcı bir pürüzsüzlük elde etmek pek mümkün değil açıkçası...
Lenf drenajı dediğimiz olay tam da burada hayati bir rol oynuyor; lenfatik akış yavaşladığında dokuda biriken toksik proteinler fibrozise yol açar. Hücreler arası matriste biriken bu kalsifiye yapılar, derinin üst tabakasını çökertip o dalgalı görünümü iyice belirginleştirir. E haliyle dışarıdan sürülen kremler ancak epidermisin en üst katmanına nem verir, o sertleşmiş fibrous septa dediğimiz bağ dokusu bantlarına ulaşamaz ki. Hatta sırf bu yüzden mekanik masaj teknikleri veya vakum terapileriyle o derin dokuyu gevşetmek gerekir, bağ dokusunun esnekliğini yeniden kazandırmak şart.
Radyofrekans teknolojisi derine inen termal dalgalarla dermisteki fibroblastları tetiklerken, aynı zamanda kolajen üretimini yeniden başlatıyor. Isınan dokuda kan akışı hızlanıyor, yağ hücrelerinin zarları geçirgenleşiyor ve sıkışmış yağ asitleri serbest kalıyor. Hani bazen ne yaparsak yapalım o bölge bir türlü sıkılaşmaz ya... Tıbbi estetik cihazlarının olayı işte o ısıl enerjiyle dokuyu alt katmandan itibaren rejenere etmek.
Mezoterapi seanslarında cilt altına enjekte edilen dolaşım düzenleyici enginar ekstresi, kafein ve L-karnitin gibi aktif maddeler direkt olarak hedef odaklı çalışır. Lipolizi tetikleyen bu enzim miksleri, mikrodolaşımı düzenleyerek hücreler arası alandaki durgunluğu çözer. Doğrudan problemli bölgeye minimal dozlarda yapılan bu mikro iğneleme işlemi, dokunun metabolik hızını katlayarak artırır; yani yağ dokusunun metabolize edilmesini kolaylaştırır, bölgedeki hücresel atıkların atılmasını sağlar.
Şu kitle indeksi veya genetik yatkınlık meselesi var bir de, östrojen hormonunun su tutma kapasitesi arttıkça durum daha da komplike bir hal alıyor. Yaşam tarzında radikal bir değişim yapmadan, sadece masaj masasında mucize beklemek ne kadar gerçekçi olabilir ki? Günlük su tüketimini artırıp sodyum dengesini gözetmek, dokular arasındaki osmotik basıncı düzenlemenin en temel, en masrafsız yoludur abi.
Kas dokusunun aktif çalışması, kas içi pompalamayı artırarak venöz dönüşü destekler ve böylece bacaklardaki durağan kanı yukarı taşır. Derin doku uyarımı sağlayan direnç egzersizleri, hem kas tonusunu artırır hem de üstteki deri tabakasının daha pürüzsüz ve gergin durmasına doğrudan katkı sağlar. Hücresel düzeyde oksijenlenmeyi artırmadan, kılcal damar sağlığını korumadan kalıcı bir pürüzsüzlük elde etmek pek mümkün değil açıkçası...