Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kombi üzerindeki su sıcaklığını ya da oda termostatını sürekli dip seviyelerde tutmak her ay gelen faturaları hafifletir sanılıyor... Yanılıyorlar çünkü kazan yoğuşma rejimini kaybedip sürekli tam yükte çalışmak zorunda kalabiliyor.
Duvarlardaki o küçük plastik kutunun ayar düğmesini yirmi derecenin altına çektiğimizde ev anında mı ısınıyor sanki? Asla ısınmıyor; aksine yapı kabuğu tamamen soğuduğu için gün boyu harcanan enerji rekor seviyelere ulaşıyor.
Metrekare başına düşen ısı kaybı hesaplanmadan yapılan bu tür kısıtlamalar ne yazık ki binanın taşıyıcı sisteminde nem ve küf oluşumunu tetikliyor.
Kazan sıcaklığını altmış derecenin altına düşürmek gaz tüketimini azaltır mantığı tamamen bir yanılsama... Düşük sıcaklıkta dönen su eşanjörde yoğuşma verimini düşürür ve cihazın ömründen yer.
Sürekli düşük derecede çalışan peteklerin etrafındaki hava sirkülasyonu yetersiz kalıyor; sonuçta odanın bir köşesi hamam gibi olurken diğeri buz deposu kalıyor... Neden acaba kimse bunu hesap etmiyor?
Yalıtımı zayıf binalarda termostatı düşük tutmak binanın termal hafızasını sıfırlıyor... Sabah tekrar ısıtmak için harcanan doğalgaz miktarı, sabit düşük sıcaklıkta tutmaktan çok daha fazla maliyet getiriyor.
KOMBİ DUR-KALK YAPTIĞINCA DAHA FAZLA YAKAR... Modülasyonlu cihazlar düşük sıcaklıkta bile minimum alev boyunda çalışarak aslında evi en ekonomik yoldan dengede tutar.
Sıcaklığı yirmi derecenin altına sabitlemek yerine, odanın kullanım sıklığına göre program yapmak en doğrusu... Tabii bunu yaparken binanın cephesini de hesaba katmak şart.
Kalorifer peteklerinin altını ellediğinizde buz gibi ama üstü ılık hissediliyorsa, termostat ayarınız ne olursa olsun o sistem verimli çalışmıyordur... Su debisi düşüktür ya da tesisatin içi tortu dolmuştur.
Biri size sürekli kısık ayarda yakmanın tasarruf sağladığını söylerse inanmayın... Fizik kuralları ortada, soğuyan duvarları tekrar ısıtmak her zaman daha maliyetlidir.
Duvarlardaki o küçük plastik kutunun ayar düğmesini yirmi derecenin altına çektiğimizde ev anında mı ısınıyor sanki? Asla ısınmıyor; aksine yapı kabuğu tamamen soğuduğu için gün boyu harcanan enerji rekor seviyelere ulaşıyor.
Metrekare başına düşen ısı kaybı hesaplanmadan yapılan bu tür kısıtlamalar ne yazık ki binanın taşıyıcı sisteminde nem ve küf oluşumunu tetikliyor.
Kazan sıcaklığını altmış derecenin altına düşürmek gaz tüketimini azaltır mantığı tamamen bir yanılsama... Düşük sıcaklıkta dönen su eşanjörde yoğuşma verimini düşürür ve cihazın ömründen yer.
Sürekli düşük derecede çalışan peteklerin etrafındaki hava sirkülasyonu yetersiz kalıyor; sonuçta odanın bir köşesi hamam gibi olurken diğeri buz deposu kalıyor... Neden acaba kimse bunu hesap etmiyor?
Yalıtımı zayıf binalarda termostatı düşük tutmak binanın termal hafızasını sıfırlıyor... Sabah tekrar ısıtmak için harcanan doğalgaz miktarı, sabit düşük sıcaklıkta tutmaktan çok daha fazla maliyet getiriyor.
KOMBİ DUR-KALK YAPTIĞINCA DAHA FAZLA YAKAR... Modülasyonlu cihazlar düşük sıcaklıkta bile minimum alev boyunda çalışarak aslında evi en ekonomik yoldan dengede tutar.
Sıcaklığı yirmi derecenin altına sabitlemek yerine, odanın kullanım sıklığına göre program yapmak en doğrusu... Tabii bunu yaparken binanın cephesini de hesaba katmak şart.
Kalorifer peteklerinin altını ellediğinizde buz gibi ama üstü ılık hissediliyorsa, termostat ayarınız ne olursa olsun o sistem verimli çalışmıyordur... Su debisi düşüktür ya da tesisatin içi tortu dolmuştur.
Biri size sürekli kısık ayarda yakmanın tasarruf sağladığını söylerse inanmayın... Fizik kuralları ortada, soğuyan duvarları tekrar ısıtmak her zaman daha maliyetlidir.