Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yokuş yukarı dur kalk yaparken o arkaya kayma korkusu varya, işte insanı en çok o yıpratıyor bu şanzımanda. Debriyajı olmayan, iki ayrı kavramanın sürekli bir dans içinde olduğu bu mekanizma aslında hayatı ne kadar kolaylaştırıyormuş gibi görünse de şehir içi sıkışık trafikte bazen tam bir sinir harbine dönüşebiliyor. Trafik akmadığı, durup durup bir iki metre ilerlediğimiz o can sıkıcı anlarda balatalar aşırı ısınıyor ve şanzıman beyni kendini korumaya almak için adeta isyan bayrağını çekiyor.
Aslında bütün mesele o ilk kalkış anındaki kararsızlığı yönetebilmekte bitiyor. Dur kalk trafikte her durduğumuzda frene hafifçe basıp arabanın öne atılmasını beklemek yerine, fren pedalına biraz daha net ve kararlı basarak kavramanın gereksiz yere sürtünmesini engellemek lazım. Eğer durduğunuz yerde araba hafifçe titremeye başlıyorsa bil ki o balatalar şu an sıcaktan kavruluyor ve sen farkında olmadan ömründen yiyorsun.
Manuel moda geçip vitesin sürekli birinci ve ikinci dişliler arasında gidip gelmesini engellemek o kadar rahatlatıcı bir çözüm ki bunu keşfettikten sonra trafikteki ömrüm uzadı sanki. Sürekli dur kalk yapılan o yoğun saatlerde D modunda bırakınca şanzıman kafayı yiyor, tam ikinci vitese atacakken önteki duruyor ve hop yine bire düşüyor. İşte o sürekli vites büyütüp küçültme çilesi şanzımanı en çok yoran şey zaten.
Kırmızı ışıkta beklerken vitesi boşa almak mı, yoksa frene basıp D konumunda sabırla beklemek mi sorusunun cevabı aslında çok basit ama kimse bunu uygulamıyor. Uzun süreli beklemelerde boşa atmak kavramayı boşa çıkarıp sistemi rahatlatıyor ama üç saniyelik ışıklarda sürekli N ile D arasında o kolu oynamak da başka bir mekanik aşınmaya davetiye çıkarıyor. Yani nerede ne yapacağını bilmek biraz da arabanın sesini ve tıkırtılarını kulağınla duyabilmekten geçiyor...
Kalkış yaparken gaza öyle tahta basar gibi abanmamak, ayağını pamuk gibi tutup arabanın kendi kendine yavaşça süzülmesine izin vermek o kadar değiştiriyor ki her şeyi. Zaten seri olacağım diye acele edersen o çift kavrama bir an bocalıyor, arkadan biri korna çalacak korkusuyla daha çok hata yapıyorsun ve sonuçta olan yine zavallı şanzıman kutusuna oluyor.
Eğer uzun süreli bir sıkışıklığın ortasında kalındıysa, arabayı biraz olsun kenara çekip ya da akışın biraz rahatlamasını sağlayıp sisteme nefes aldıracak birkaç dakika tanımak gerek. Sonuçta bu metal yığınlarının da bir sabrı var ve sen ona nasıl davranırsan o da sana yolda kalarak ya da masraf çıkararak karşılığını veriyor çünkü makine dediğin ruhsuz görünse de aslında sahibinin karakterini birebir yansıtıyor.
Aslında bütün mesele o ilk kalkış anındaki kararsızlığı yönetebilmekte bitiyor. Dur kalk trafikte her durduğumuzda frene hafifçe basıp arabanın öne atılmasını beklemek yerine, fren pedalına biraz daha net ve kararlı basarak kavramanın gereksiz yere sürtünmesini engellemek lazım. Eğer durduğunuz yerde araba hafifçe titremeye başlıyorsa bil ki o balatalar şu an sıcaktan kavruluyor ve sen farkında olmadan ömründen yiyorsun.
Manuel moda geçip vitesin sürekli birinci ve ikinci dişliler arasında gidip gelmesini engellemek o kadar rahatlatıcı bir çözüm ki bunu keşfettikten sonra trafikteki ömrüm uzadı sanki. Sürekli dur kalk yapılan o yoğun saatlerde D modunda bırakınca şanzıman kafayı yiyor, tam ikinci vitese atacakken önteki duruyor ve hop yine bire düşüyor. İşte o sürekli vites büyütüp küçültme çilesi şanzımanı en çok yoran şey zaten.
Kırmızı ışıkta beklerken vitesi boşa almak mı, yoksa frene basıp D konumunda sabırla beklemek mi sorusunun cevabı aslında çok basit ama kimse bunu uygulamıyor. Uzun süreli beklemelerde boşa atmak kavramayı boşa çıkarıp sistemi rahatlatıyor ama üç saniyelik ışıklarda sürekli N ile D arasında o kolu oynamak da başka bir mekanik aşınmaya davetiye çıkarıyor. Yani nerede ne yapacağını bilmek biraz da arabanın sesini ve tıkırtılarını kulağınla duyabilmekten geçiyor...
Kalkış yaparken gaza öyle tahta basar gibi abanmamak, ayağını pamuk gibi tutup arabanın kendi kendine yavaşça süzülmesine izin vermek o kadar değiştiriyor ki her şeyi. Zaten seri olacağım diye acele edersen o çift kavrama bir an bocalıyor, arkadan biri korna çalacak korkusuyla daha çok hata yapıyorsun ve sonuçta olan yine zavallı şanzıman kutusuna oluyor.
Eğer uzun süreli bir sıkışıklığın ortasında kalındıysa, arabayı biraz olsun kenara çekip ya da akışın biraz rahatlamasını sağlayıp sisteme nefes aldıracak birkaç dakika tanımak gerek. Sonuçta bu metal yığınlarının da bir sabrı var ve sen ona nasıl davranırsan o da sana yolda kalarak ya da masraf çıkararak karşılığını veriyor çünkü makine dediğin ruhsuz görünse de aslında sahibinin karakterini birebir yansıtıyor.