Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dizel motorlu araçların egzozundan yükselen o yabancı renkli bulut, sürücünün kalbine kısa bir anlık da olsa her zaman korku salar... Özellikle konu dizel partikül filtresi olduğunda, mekanik aklın karmaşık işleyişi kafaları daha da çok karıştırır. Aslında her şey filtrenin içindeki kurum yükünün sınırları zorlamasıyla başlar ve bir bakıma motor kendi kendini korumaya çalışır. Beyaz dumanın arkasındaki fiziksel gerçeklik, doğrudan yanma odalarındaki ısı değişimiyle ve mazotun püskürtülme zamanlamasıyla alakalıdır... Kimi zaman tıkanan petekler, motorun nefes almasını o kadar engeller ki, egzoz manifoldundan dışarıya atılan gazların rengi aniden griye veya beyaza kesiverir.
Rejenerasyon süreci dediğimiz o kritik evre, tam da bu noktada devreye girer; yani filtrenin içerisindeki zehirli kalıntıların yüksek sıcaklıkta yakılarak temizlenmesi olayı... Bilgisayar beyni bu temizliği başlatmak için egzoz gazı sıcaklığını artırmak zorundadır ve bunun için mazot püskürtme miktarını akıllıca (!) saptar. Fakat enjektörlerde ufak bir damlatma varsa ya da motor yağı yanma odasına sızıyorsa, işte o zaman işin rengi tamamen değişir... Filtrenin içi doluyken bir de bu kimyasal yoğunluk eklenince, dışarıya yayılan o yoğun beyaz duman aslında sistemin boğulduğunun en net kanıtıdır. Hani derler ya, motor adeta nefes borusuna kaçan bir şey varmış gibi öksürür; tam da öyle bir tıkanıklık hissiyatı yaratır insanda.
Egzozdan çıkan bu yoğun buharı sıradan bir su buharı sanıp geçmemek gerekir çünkü koku duyusu burada en büyük rehberdir... Eğer genzi yakan ağır bir mazot kokusu burun direğini sızlatıyorsa, orada eksik yanma ve tıkanmış bir filtrenin yarattığı ezici bir basınç var demektir. Tabii bu durum sadece şehir içi trafikte sürekli düşük devirde araba kullanmanın getirdiği kaçınılmaz bir sondur aslında... Sürekli dur-kalk yapan motor, o yüksek ısıyı bir türlü yakalayamaz ve kurum birikintileri filtrenin hücrelerini tıka basa doldurur. Sonunda beyin çareyi temizlik başlatmakta arar ama geç kalınmıştır; atılan o beyaz dumanlar mazotun tam olarak yakılamadan dışarı savrulmasının acı tablosudur.
Bazen tamirhaneye giden sürücünün ustaya ilk cümlesi şu olur: "Arabayı çalıştırdım, arkası adeta sisler şehrine döndü." Gerçekten de filtrenin tamamen doymuş olması, egzoz gazı akışını kesintiye uğratır ve turbonun miline kadar binlerce liralık masrafın kapısını aralar... Basınç geri teptiği için turbo keçeleri zorlanır ve motor yağı egzoza doğru sızmaya başlar; bu da beyaz dumanın en tehlikeli ve masraflı halidir. Aracı böyle kullanmaya devam etmek, sadece cebi yakmakla kalmaz, motorun ömründen de çok ciddi anlamda çalmaya başlar... İşi şansa bırakmamak ve o lamba ilk yandığı an çevre yolu gibi açık bir alanda aracı yüksek devirde biraz koşturmak belki de en masrafsız çözümdür.
Mekanik sistemler insan vücudu gibidir; sessizce sinyal verir ama biz genelde o sinyalleri ses açarak bastırmaya çalışırız... DPF arıza lambası yanıp sönerken aslında motor size "Ben artık bu yükü taşıyamıyorum, bana biraz alan ver" diye yalvarıyordur adeta. Çıkan o beyaz dumanlar ise bu haykırışın en görünür, en somut ve en masraflı halinden başka bir şey değildir... Belki de arabaya her bindiğimizde sadece marşa basıp gitmek yerine, onun çıkardığı en ufak sese kulak vermek en doğrusudur. Ne dersiniz, belki de makineler bizden çok daha dürüst, sadece biz onların dilini anlamakta biraz gecikiyoruz...
Rejenerasyon süreci dediğimiz o kritik evre, tam da bu noktada devreye girer; yani filtrenin içerisindeki zehirli kalıntıların yüksek sıcaklıkta yakılarak temizlenmesi olayı... Bilgisayar beyni bu temizliği başlatmak için egzoz gazı sıcaklığını artırmak zorundadır ve bunun için mazot püskürtme miktarını akıllıca (!) saptar. Fakat enjektörlerde ufak bir damlatma varsa ya da motor yağı yanma odasına sızıyorsa, işte o zaman işin rengi tamamen değişir... Filtrenin içi doluyken bir de bu kimyasal yoğunluk eklenince, dışarıya yayılan o yoğun beyaz duman aslında sistemin boğulduğunun en net kanıtıdır. Hani derler ya, motor adeta nefes borusuna kaçan bir şey varmış gibi öksürür; tam da öyle bir tıkanıklık hissiyatı yaratır insanda.
Egzozdan çıkan bu yoğun buharı sıradan bir su buharı sanıp geçmemek gerekir çünkü koku duyusu burada en büyük rehberdir... Eğer genzi yakan ağır bir mazot kokusu burun direğini sızlatıyorsa, orada eksik yanma ve tıkanmış bir filtrenin yarattığı ezici bir basınç var demektir. Tabii bu durum sadece şehir içi trafikte sürekli düşük devirde araba kullanmanın getirdiği kaçınılmaz bir sondur aslında... Sürekli dur-kalk yapan motor, o yüksek ısıyı bir türlü yakalayamaz ve kurum birikintileri filtrenin hücrelerini tıka basa doldurur. Sonunda beyin çareyi temizlik başlatmakta arar ama geç kalınmıştır; atılan o beyaz dumanlar mazotun tam olarak yakılamadan dışarı savrulmasının acı tablosudur.
Bazen tamirhaneye giden sürücünün ustaya ilk cümlesi şu olur: "Arabayı çalıştırdım, arkası adeta sisler şehrine döndü." Gerçekten de filtrenin tamamen doymuş olması, egzoz gazı akışını kesintiye uğratır ve turbonun miline kadar binlerce liralık masrafın kapısını aralar... Basınç geri teptiği için turbo keçeleri zorlanır ve motor yağı egzoza doğru sızmaya başlar; bu da beyaz dumanın en tehlikeli ve masraflı halidir. Aracı böyle kullanmaya devam etmek, sadece cebi yakmakla kalmaz, motorun ömründen de çok ciddi anlamda çalmaya başlar... İşi şansa bırakmamak ve o lamba ilk yandığı an çevre yolu gibi açık bir alanda aracı yüksek devirde biraz koşturmak belki de en masrafsız çözümdür.
Mekanik sistemler insan vücudu gibidir; sessizce sinyal verir ama biz genelde o sinyalleri ses açarak bastırmaya çalışırız... DPF arıza lambası yanıp sönerken aslında motor size "Ben artık bu yükü taşıyamıyorum, bana biraz alan ver" diye yalvarıyordur adeta. Çıkan o beyaz dumanlar ise bu haykırışın en görünür, en somut ve en masraflı halinden başka bir şey değildir... Belki de arabaya her bindiğimizde sadece marşa basıp gitmek yerine, onun çıkardığı en ufak sese kulak vermek en doğrusudur. Ne dersiniz, belki de makineler bizden çok daha dürüst, sadece biz onların dilini anlamakta biraz gecikiyoruz...