Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyonun başına geçtiğinde o çok iyi bildiğin motor sesi aniden değişmeye başladıysa, inan bana yalnız değilsin. O tanıdık, tok rölanti gürültüsü yerini garip bir sarsıntıya bıraktığında içinin nasıl cız ettiğini çok iyi biliyorum. Sen her şey yolunda sanırken, aslında kaputun altında sessiz sedasız bir fırtına kopuyor olabilir. Dizel yakıt pompası... Arabanın kalbi desek yeri. O sarsıntı, o anlık güç kaybı işte tam da bu devasa mekanizmanın sana gönderdiği ilk yardım çığlığı.
Sabahın köründe işe yetişmeye çalışırken kontağı çevirip de o motorun bir türlü marş almadığı anı hatırla. Marş basıyor, akü sağlam, ışıklar yanıyor ama o ateşleme bir türlü gerçekleşmiyor... İşte tam bu noktada insanın siniri tepesine çıkıyor tabii. Depodaki mazotu yüksek basınçla silindirlere göndermesi gereken pompa, görevini yapmayı reddettiğinde araban adeta koca bir demir yığınına dönüşür. Hatta bazen uzun uğraşlar sonucu çalışır gibi olur, sonra pat diye yine stop eder.
Yokuş yukarı çıkarken arkandaki araçların sana korna çaldığı o stresli anları bir düşün. Gaza basıyorsun, ayağının altındaki pedal tepki veriyor gibi ama araba bir türlü ivmelenmiyor, çekişten düşüyor. Sanki arkadan biri arabayı gizlice geriye doğru çekiyor gibi bir his... Yüksek basınç üretemeyen bir pompa, gaza her yüklendiğinde motoru yakıtsız bırakır ve o çok güvendiğin dizel motorun gücü bir anda buharlaşıp uçar.
Yolda giderken dikiz aynasına baktığında arkanda koyu, simsiyah bir duman bulutu gördün mü hiç? Ya da tam tersi, bembeyaz bir sis perdesi... Pompa yakıtı doğru miktarda ve doğru zamanda püskürtemediğinde silindirin içindeki o hassas denge tamamen altüst olur. Yanmamış yakıt egzozdan dışarı fırlatılırken, sen arkandaki sürücülerin sana şaşkınlıkla bakışlarını izlemek zorunda kalırsın. Kimse trafikte böyle bir durumun başrolü olmak istemez, değil mi?
Depoyu her fullediğinde cüzdanındaki o hızlı hafiflemeyi zaten hissediyorsun, bir de üzerine yakıt ibresinin her zamankinden çok daha hızlı aşağı indiğini fark ettiysen durup bir düşün. Pompa arızalandığında veya ayarı bozulduğunda araç adeta bir mazot canavarına dönüşür. Normalde seni haftalarca idare eden o depo, bir bakmışsın birkaç günde boşalıvermiş... Gereksiz yere harcanan her damla yakıt, aslında pompanın sana verdiği pahalı bir uyardır.
Sürüş esnasında kulağına gelen o tuhaf, tiz uğultuyu sakın göz ardı etme. Arka koltuğun altından veya motor bölümünden gelen, devir arttıkça yükselen o arı kovanı sesi... İçerideki rulmanlar aşındıkça, metal metale sürtündükçe pompa adeta "ben bitiyorum" diye bağırır. Müzik sesini biraz açıp o gürültüyü bastırmaya çalışmak sadece sorunu halı altına süpürmektir, başka hiçbir şey değil.
Depondaki yakıt seviyesini sürekli dipte tutma alışkanlığından bir an önce vazgeçmelisin. Çeyrek deponun altında araç kullanmak, depodaki tüm tortunun ve pisliğin doğrudan pompaya çekilmesine yol açar. Bir de üzerine nereden geldiği belli olmayan ucuz, kalitesiz mazotu depoya doldurursan... O hassas mekanizmanın ömrünü kendi ellerinle biçmiş olursun. Aracına biraz şefkat göster, bakımlarını aksatma ki o da seni yarı yolda bırakmasın.
Sabahın köründe işe yetişmeye çalışırken kontağı çevirip de o motorun bir türlü marş almadığı anı hatırla. Marş basıyor, akü sağlam, ışıklar yanıyor ama o ateşleme bir türlü gerçekleşmiyor... İşte tam bu noktada insanın siniri tepesine çıkıyor tabii. Depodaki mazotu yüksek basınçla silindirlere göndermesi gereken pompa, görevini yapmayı reddettiğinde araban adeta koca bir demir yığınına dönüşür. Hatta bazen uzun uğraşlar sonucu çalışır gibi olur, sonra pat diye yine stop eder.
Yokuş yukarı çıkarken arkandaki araçların sana korna çaldığı o stresli anları bir düşün. Gaza basıyorsun, ayağının altındaki pedal tepki veriyor gibi ama araba bir türlü ivmelenmiyor, çekişten düşüyor. Sanki arkadan biri arabayı gizlice geriye doğru çekiyor gibi bir his... Yüksek basınç üretemeyen bir pompa, gaza her yüklendiğinde motoru yakıtsız bırakır ve o çok güvendiğin dizel motorun gücü bir anda buharlaşıp uçar.
Yolda giderken dikiz aynasına baktığında arkanda koyu, simsiyah bir duman bulutu gördün mü hiç? Ya da tam tersi, bembeyaz bir sis perdesi... Pompa yakıtı doğru miktarda ve doğru zamanda püskürtemediğinde silindirin içindeki o hassas denge tamamen altüst olur. Yanmamış yakıt egzozdan dışarı fırlatılırken, sen arkandaki sürücülerin sana şaşkınlıkla bakışlarını izlemek zorunda kalırsın. Kimse trafikte böyle bir durumun başrolü olmak istemez, değil mi?
Depoyu her fullediğinde cüzdanındaki o hızlı hafiflemeyi zaten hissediyorsun, bir de üzerine yakıt ibresinin her zamankinden çok daha hızlı aşağı indiğini fark ettiysen durup bir düşün. Pompa arızalandığında veya ayarı bozulduğunda araç adeta bir mazot canavarına dönüşür. Normalde seni haftalarca idare eden o depo, bir bakmışsın birkaç günde boşalıvermiş... Gereksiz yere harcanan her damla yakıt, aslında pompanın sana verdiği pahalı bir uyardır.
Sürüş esnasında kulağına gelen o tuhaf, tiz uğultuyu sakın göz ardı etme. Arka koltuğun altından veya motor bölümünden gelen, devir arttıkça yükselen o arı kovanı sesi... İçerideki rulmanlar aşındıkça, metal metale sürtündükçe pompa adeta "ben bitiyorum" diye bağırır. Müzik sesini biraz açıp o gürültüyü bastırmaya çalışmak sadece sorunu halı altına süpürmektir, başka hiçbir şey değil.
Depondaki yakıt seviyesini sürekli dipte tutma alışkanlığından bir an önce vazgeçmelisin. Çeyrek deponun altında araç kullanmak, depodaki tüm tortunun ve pisliğin doğrudan pompaya çekilmesine yol açar. Bir de üzerine nereden geldiği belli olmayan ucuz, kalitesiz mazotu depoya doldurursan... O hassas mekanizmanın ömrünü kendi ellerinle biçmiş olursun. Aracına biraz şefkat göster, bakımlarını aksatma ki o da seni yarı yolda bırakmasın.