Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını haber peşinde koşturarak, otobanların o bitmek bilmeyen asfaltında eskitmiş bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki, direksiyondaki o minik sarsıntıyı ilk hissettiğiniz an, aslında otomobilinizin size çektiği gizli bir telgraftır; ne yazık ki sürücülerin çoğu bu uyarıyı ya müziğin sesinden duymazlıktan gelir ya da "aman altı üstü ufak bir titreme, idare eder" diyerek geçiştiriverir ama o ufak titremenin cüzdanınızda açacağı devasa deliği henüz hesap etmemiştir.
Hani bazen tam otoyola çıkarsınız, ibre yüzü devirdiği an elleriniz karıncalanmaya başlar ya, işte o an parmağınızın ucunda hissettiğiniz o melun salınım, sabah kahvesini içerken döktüğünüz telveden çok daha net bir gelecek söyler size; ya bu işi en kısa zamanda ustasına havale edip üç beş kuruşla kurtulacaksınız ya da direksiyon kutusunu elinize alıp binlerce liralık faturaya imza atacaksınız.
Peki nedir bu işin aslı, ustaların "rot balans" deyip işin içinden sıyrıldığı, parça değişimi işin içine girdiğinde ise rakamların bir anda nasıl tavan yaptığı... Aslında her şey o dönen tekerleklerin ağırlık merkezinin şaşmasıyla başlar, bazen derin bir çukura girmek yeterlidir bazen de yılların yorgunluğu... O yüzdendir ki tamir masrafı tek bir kaleme bağlı kalmaz, bazen sadece yüz liralık bir balans ayarı, bazen de on binleri bulan salıncak ve rotil değişimleri kapınızı çalar.
Yıllar evvel Ankara yolunda başıma gelen o talihsiz rotil kopmasından sonra öğrendim ki, araba dediğin makine insan gibidir, sinyalini önceden verir ama biz kulak arkası ederiz; işte tam da bu yüzden direksiyon titremesi tamir maliyeti masaya yatırıldığında, işçilik ücretlerinden parça kalitesine kadar uzanan o gri alan, merkeze hangi ustayı aldığınıza göre tamamen değişir.
Belki de şimdi kendi kendinize soruyorsunuz, "acaba bu ay bütçeyi ne kadar sarsacak" diye, haklısınız çünkü enflasyon canavarının döviz kurunu vurduğu şu günlerde orijinal parça almak adeta bir servet, yan sanayi ürünler ise balık baştan kokar misali birkaç ay sonra aynı derdi yeniden başınıza sarıyor... O yüzden usta parmakların arasından geçen o hesabı yaparken, sadece bugünü değil, yarın otoyolda hız yaparken yaşayacağınız güvenliği de satın aldığınızı unutmayın sakın.
Hani bazen tam otoyola çıkarsınız, ibre yüzü devirdiği an elleriniz karıncalanmaya başlar ya, işte o an parmağınızın ucunda hissettiğiniz o melun salınım, sabah kahvesini içerken döktüğünüz telveden çok daha net bir gelecek söyler size; ya bu işi en kısa zamanda ustasına havale edip üç beş kuruşla kurtulacaksınız ya da direksiyon kutusunu elinize alıp binlerce liralık faturaya imza atacaksınız.
Peki nedir bu işin aslı, ustaların "rot balans" deyip işin içinden sıyrıldığı, parça değişimi işin içine girdiğinde ise rakamların bir anda nasıl tavan yaptığı... Aslında her şey o dönen tekerleklerin ağırlık merkezinin şaşmasıyla başlar, bazen derin bir çukura girmek yeterlidir bazen de yılların yorgunluğu... O yüzdendir ki tamir masrafı tek bir kaleme bağlı kalmaz, bazen sadece yüz liralık bir balans ayarı, bazen de on binleri bulan salıncak ve rotil değişimleri kapınızı çalar.
Yıllar evvel Ankara yolunda başıma gelen o talihsiz rotil kopmasından sonra öğrendim ki, araba dediğin makine insan gibidir, sinyalini önceden verir ama biz kulak arkası ederiz; işte tam da bu yüzden direksiyon titremesi tamir maliyeti masaya yatırıldığında, işçilik ücretlerinden parça kalitesine kadar uzanan o gri alan, merkeze hangi ustayı aldığınıza göre tamamen değişir.
Belki de şimdi kendi kendinize soruyorsunuz, "acaba bu ay bütçeyi ne kadar sarsacak" diye, haklısınız çünkü enflasyon canavarının döviz kurunu vurduğu şu günlerde orijinal parça almak adeta bir servet, yan sanayi ürünler ise balık baştan kokar misali birkaç ay sonra aynı derdi yeniden başınıza sarıyor... O yüzden usta parmakların arasından geçen o hesabı yaparken, sadece bugünü değil, yarın otoyolda hız yaparken yaşayacağınız güvenliği de satın aldığınızı unutmayın sakın.