Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyon Açı Sensörü Kablo Arızası denilen o lanet olası durum, sürücünün hayatını bir anda zindana çeviren, servisteki ustaların bile bazen günlerce bulamadığı o sinsi elektriksel kaostan başka bir şey değildir. Gösterge panelinde yanıp sönen o absürt ESP veya direksiyon simidi lambası, aslında kablo demetinin içeride binlerce kez dönmekten bıkıp usandığının ve nihayetinde isyan bayrağını çektiğinin en net kanıtıdır. Kimse bu kabloların içeride nasıl bir işkenceye maruz kaldığını düşünmez; sonuçta direksiyonu her sağa sola çevirişinizte, o zigarbon gibi incecik bakır teller milimetrik esnemelere zorlanır ve metal yorgunluğuna yenik düşer.
Zamanla kopma noktasına gelen bu iletkenler, bazen temassızlık yaparak aracı adeta deliye döndürür, yolda giderken ani arıza kodları patlatır. Servise gidersiniz, eline bilgisayarı alan usta hemen sensörün bozulduğunu iddia edip size milyarlık fatura çıkarır... Oysa asıl mesele, o sensöre giden akımın geçtiği zavallı kablonun lehim yerinden kopması ya da spirallerin arasında ezilmesidir. İnsan işte tam bu noktada öfkeleniyor, çünkü kimse o plastiğin altını söküp bakmaya tenezzül etmiyor, direkt parça değişimiyle işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.
Sürekli aynı dönüşleri yapmaktan aşınan kablo izolasyonları, içerideki nemi ve sıcaklığı da hesaba katarsak, kısa devre yapmaya fazlasıyla müsait hale gelir. Direksiyonu tam tur çevirdiğiniz an gelen o hafif çıtırtı sesini hatırlıyor musunuz? İşte o ses, kablonun içten içe koptuğunun, sinyallerin yolda kaybolduğunun ilk ve son işareti olabilir. Ne yapmalı peki, hemen yeni bir sargı mı almalı, yoksa o incecik kabloyu ustaca onarmak mı daha mantıklı? Tabii ki kaliteli bir kablolama ve doğru izole edilmiş ekler bu işi kökten çözer ama bunu yapacak o titiz el nerede...
Otomobil dediğimiz makine aslında yaşayan bir organizma gibidir ve sinir sistemi yani kablo tesisatı zarar gördüğünde, en pahalı beyinler bile çöp hükmüne geçer. Sürücü koltuğuna oturduğunuzda direksiyonun o yumuşak ama kararlı tepkisini ararsınız; fakat arıza lambası yandığı an o güven hissi yerle bir olur. Belki de direksiyon kutusunun altındaki o sıkışık bölgeye biraz daha özen gösterilseydi, bu kronik sorunlar asla yaşanmayacaktı...
Zamanla kopma noktasına gelen bu iletkenler, bazen temassızlık yaparak aracı adeta deliye döndürür, yolda giderken ani arıza kodları patlatır. Servise gidersiniz, eline bilgisayarı alan usta hemen sensörün bozulduğunu iddia edip size milyarlık fatura çıkarır... Oysa asıl mesele, o sensöre giden akımın geçtiği zavallı kablonun lehim yerinden kopması ya da spirallerin arasında ezilmesidir. İnsan işte tam bu noktada öfkeleniyor, çünkü kimse o plastiğin altını söküp bakmaya tenezzül etmiyor, direkt parça değişimiyle işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar.
Sürekli aynı dönüşleri yapmaktan aşınan kablo izolasyonları, içerideki nemi ve sıcaklığı da hesaba katarsak, kısa devre yapmaya fazlasıyla müsait hale gelir. Direksiyonu tam tur çevirdiğiniz an gelen o hafif çıtırtı sesini hatırlıyor musunuz? İşte o ses, kablonun içten içe koptuğunun, sinyallerin yolda kaybolduğunun ilk ve son işareti olabilir. Ne yapmalı peki, hemen yeni bir sargı mı almalı, yoksa o incecik kabloyu ustaca onarmak mı daha mantıklı? Tabii ki kaliteli bir kablolama ve doğru izole edilmiş ekler bu işi kökten çözer ama bunu yapacak o titiz el nerede...
Otomobil dediğimiz makine aslında yaşayan bir organizma gibidir ve sinir sistemi yani kablo tesisatı zarar gördüğünde, en pahalı beyinler bile çöp hükmüne geçer. Sürücü koltuğuna oturduğunuzda direksiyonun o yumuşak ama kararlı tepkisini ararsınız; fakat arıza lambası yandığı an o güven hissi yerle bir olur. Belki de direksiyon kutusunun altındaki o sıkışık bölgeye biraz daha özen gösterilseydi, bu kronik sorunlar asla yaşanmayacaktı...