Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Arabanın kadranında o sarı ESP ışığı bir kere yandı mı insanın içi hafiften bir çekilir, acaba şimdi ne patlayacak diye düşünmeden edemezsin. Tam viraja gireceksin, direksiyonu kırıyorsun ama araba senin ne yapmaya çalıştığını anlamıyor gibi davranıyor, sanki tekerleklerle senin arandaki o gizli bağ kopmuş. Direksiyon açı sensörü dediğin meret tam olarak bu iletişimi sağlayan gizli kahraman işte; bozulduğu an araba seni rotada tutmak için tasarlanmış bütün o akıllı sistemleri tek kalemde çöpe atıyor. Sen direksiyonu çeyrek tur sola çeviriyorsun, araç senin düz gittiğini ya da tam tersine direksiyonu kırıp sonuna kadar dayadığını sanıyor, dolayısıyla saçma sapan zamanlarda frenleri tek tek sıkmaya çalışıyor. Yolda giderken arabanın arkasının hafiften atar gibi olması ya da olmadık yerde absürt müdahaleler yapması tesadüf değil, tamamen bu küçük elektronik parçanın kafasının karışmasından kaynaklanıyor.
Sinyal kolunu attın, virajı döndün, direksiyonu topladın ama o da ne, sinyal lambası tık tık tık yanmaya devam ediyor. Normalde direksiyonu topladığın an çıt diye atması gereken o mekanizma, sensörden doğru açı bilgisini alamayınca öylece kalakalıyor... Sürücü olarak seni deli eden küçük ama acayip sinir bozucu detaylardan biri işte bu. Direksiyonun kendi kendine toplama eğilimi zayıflıyor, viraj çıkışında arabayı düzeltmek için ekstra güç harcaman gerekiyor, araç sanki seninle bilek güreşi yapıyor. Bir aracın direksiyonunun pamuk gibi hafif veya tam gerektiği kadar sert olması gerekirken, bir bakmışsın bir taraf daha ağır dönüyor, bir taraf tüy gibi hafifleşmiş. Bir usta size "bundan bir şey olmaz, idare et" derse oradan arkanıza bakmadan kaçın derim, çünkü direksiyon hissinin dengesizleşmesi doğrudan sizin sürüş kontrolünüzün elinizden kayıp gitmesi demektir.
Direksiyonu çevirirken derinden gelen o hafif sürtünme sesi ya da tıkırtı hissi bazen her şeyi özetler aslında. Bazen sadece elektronik bir yazılım sapması sanırsın ama direksiyon kutusunun hemen arkasına gizlenmiş bu sensörün içindeki mekanik aşınma, eline kadar o pürüzlü hissi hissettirir. Aracın beyni, tekerleklerin dönme hızıyla senin direksiyona verdiğin açıyı eşleştiremeyince bocalıyor, ne yapacağını bilemeyip bütün güvenlik sistemlerini devre dışı bırakıyor. Kadran bir anda lunapark ışıkları gibi rengarenk oluyor; traction control, ESP, hill holder ne varsa sırayla arıza veriyor. Oysa sorun bu sistemlerin hiçbirinde değil, sadece en baştaki açı bilgisini okuyan o lanet sensörde...
Arabayı çalıştırdın, tam park yerinden çıkacaksın, direksiyon sertleşti ve adeta bir serçe parmakla dönen o hidrolik/elektrikli yapı bir anda 1980 model kamyon direksiyonuna dönüştü. Neden olsun ki durduk yere? Çünkü araç sizin gerçekten aracı döndürmek mi istediğinizi yoksa sadece park manevrası mı yaptığınızı anlayamıyor, elektrikli direksiyon motoruna ne kadar güç göndereceğini kestiremiyor. Tam anlamıyla bir kör dövüşü bu; bilgisayar ayrı bir telden çalıyor, sen direksiyonun başında ayrı bir mücadele veriyorsun. Şansın varsa sadece kalibrasyonla kurtarırsın, ama genelde o sensör kartı oksitlendi mi veya aşındı mı değişimden başka çaren kalmıyor.
Yüksek hızda otobanda giderken arabanın şeritte durmakta zorlanması, sanki hafif bir rüzgar esiyormuş gibi sürekli sağa sola gezinmesi tam bir kabus değil mi? Düz yolda gidiyorsun ama direksiyonu milimetrik olarak düz tutmana rağmen araç bir tarafa çekme eğilimi gösteriyor, sürekli küçük düzeltmeler yapmak zorunda kalıyorsun. Bu durum insanı inanılmaz yorar, uzun yola çıktığına çıkacağına pişman eder adamı. Direksiyon açısı ile tekerleklerin gerçek açısı arasındaki o minik derecelik fark, yüksek hızda katlanarak büyüyor ve sürüş keyfini tamamen zehir ediyor. İşi iyi bilen bir ustaya götürüp cihaz bağlatmadan, o sensörün canlı veride kaç derece gösterdiğine bakmadan rot-balansçı gezmek tamamen para ve zaman kaybı...
Sinyal kolunu attın, virajı döndün, direksiyonu topladın ama o da ne, sinyal lambası tık tık tık yanmaya devam ediyor. Normalde direksiyonu topladığın an çıt diye atması gereken o mekanizma, sensörden doğru açı bilgisini alamayınca öylece kalakalıyor... Sürücü olarak seni deli eden küçük ama acayip sinir bozucu detaylardan biri işte bu. Direksiyonun kendi kendine toplama eğilimi zayıflıyor, viraj çıkışında arabayı düzeltmek için ekstra güç harcaman gerekiyor, araç sanki seninle bilek güreşi yapıyor. Bir aracın direksiyonunun pamuk gibi hafif veya tam gerektiği kadar sert olması gerekirken, bir bakmışsın bir taraf daha ağır dönüyor, bir taraf tüy gibi hafifleşmiş. Bir usta size "bundan bir şey olmaz, idare et" derse oradan arkanıza bakmadan kaçın derim, çünkü direksiyon hissinin dengesizleşmesi doğrudan sizin sürüş kontrolünüzün elinizden kayıp gitmesi demektir.
Direksiyonu çevirirken derinden gelen o hafif sürtünme sesi ya da tıkırtı hissi bazen her şeyi özetler aslında. Bazen sadece elektronik bir yazılım sapması sanırsın ama direksiyon kutusunun hemen arkasına gizlenmiş bu sensörün içindeki mekanik aşınma, eline kadar o pürüzlü hissi hissettirir. Aracın beyni, tekerleklerin dönme hızıyla senin direksiyona verdiğin açıyı eşleştiremeyince bocalıyor, ne yapacağını bilemeyip bütün güvenlik sistemlerini devre dışı bırakıyor. Kadran bir anda lunapark ışıkları gibi rengarenk oluyor; traction control, ESP, hill holder ne varsa sırayla arıza veriyor. Oysa sorun bu sistemlerin hiçbirinde değil, sadece en baştaki açı bilgisini okuyan o lanet sensörde...
Arabayı çalıştırdın, tam park yerinden çıkacaksın, direksiyon sertleşti ve adeta bir serçe parmakla dönen o hidrolik/elektrikli yapı bir anda 1980 model kamyon direksiyonuna dönüştü. Neden olsun ki durduk yere? Çünkü araç sizin gerçekten aracı döndürmek mi istediğinizi yoksa sadece park manevrası mı yaptığınızı anlayamıyor, elektrikli direksiyon motoruna ne kadar güç göndereceğini kestiremiyor. Tam anlamıyla bir kör dövüşü bu; bilgisayar ayrı bir telden çalıyor, sen direksiyonun başında ayrı bir mücadele veriyorsun. Şansın varsa sadece kalibrasyonla kurtarırsın, ama genelde o sensör kartı oksitlendi mi veya aşındı mı değişimden başka çaren kalmıyor.
Yüksek hızda otobanda giderken arabanın şeritte durmakta zorlanması, sanki hafif bir rüzgar esiyormuş gibi sürekli sağa sola gezinmesi tam bir kabus değil mi? Düz yolda gidiyorsun ama direksiyonu milimetrik olarak düz tutmana rağmen araç bir tarafa çekme eğilimi gösteriyor, sürekli küçük düzeltmeler yapmak zorunda kalıyorsun. Bu durum insanı inanılmaz yorar, uzun yola çıktığına çıkacağına pişman eder adamı. Direksiyon açısı ile tekerleklerin gerçek açısı arasındaki o minik derecelik fark, yüksek hızda katlanarak büyüyor ve sürüş keyfini tamamen zehir ediyor. İşi iyi bilen bir ustaya götürüp cihaz bağlatmadan, o sensörün canlı veride kaç derece gösterdiğine bakmadan rot-balansçı gezmek tamamen para ve zaman kaybı...