Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yolda giderken gaza basıyorsun, motor birden çıldırmış gibi devirleniyor ama araba kıpırdamıyor bile... İşte o an, o pek sevdiğimiz emektar baskı balatanın sana pes ettiğini fısıldadığı andır. Şehir içi trafiğinde sürekli dur-kalk yaparken hiç düşünmeyiz o pedalın altında nasıl bir felaket senaryosu pişiyor. Metal metale sürtüyor, o balata her vites değişiminde eriyip gidiyor aslında. Sol ayağını o pedalın üstünde unutanlardansan eğer, sanayi yolunu şimdiden zihnine kazımaya başlasan iyi edersin.
Debriyaj pedalın son zamanlarda taş gibi mi sertleşti, yoksa pamuk gibi dibe çöküp orada öylece kalıyor mu? Bir sabah arabaya bindiğinde o pedalın sana eskisi gibi davranmadığını hissettiğin an, fırtına öncesi sessizliktesin demektir. Bazen de o vitesler geçmek bilmez, sanki içeride bir şeyler birbirini dişliyordur... Israrla zorlarsan şanzımanı eline alman işten bile değil. Bak bunu unutma; o sertlik sana "ben artık bittim" demez, doğrudan cebindeki paraya göz diker.
Arabanın içini aniden saran o keskin, yanık plastik kokusunu bilir misin; hani insanı bir an olsun panikleten o ağır koku? Yokuş yukarı kalkmaya çalışırken arabanın titremesinden dişlerinin birbirine vurması da cabası. Debriyaj kaçırıyor işte, açık ve net. Balata sürtünme özelliğini kaybettiğinde, motorun ürettiği gücü tekerleklere aktaramaz hale gelir. Güç var ama hareket yok... Tam bir çile.
Kırmızı ışıkta beklerken ayağını debriyajda tutma alışkanlığından ne zaman vazgeçeceksin merak ediyorum. O minicik bilye orada cayır cayır yanarken, sen sadece yeşil ışığı beklediğini sanıyorsun. Sol ayağını o pedalın üzerinden çekeceksin, dinlenme pedalı boşuna konmadı oraya. Bir de o yokuşlarda arabayı debriyajla askıda tutma sevdası var ki... İntihar gibi bir şey bu usta.
Sanayiye yolun düştüğünde "sadece balatayı değiştirsek kurtarmaz mı" diye sorma bile ustaya. O seti bir bütün olarak düşüneceksin; baskısı, balatası, bilyesi hepsi bir arada değişir bu meretin. Biri yenilenip diğeri eski kaldığında, birkaç ay sonra kendini yine aynı çırağın sana çay ikram ettiği o dükkanda bulursun. Parandan olmak istemiyorsan, bir kere yaptır ama tam yaptır. İşçiliği zaten parçadan pahalıya patlayan bir dertten bahsediyoruz burada.
Debriyaj pedalın son zamanlarda taş gibi mi sertleşti, yoksa pamuk gibi dibe çöküp orada öylece kalıyor mu? Bir sabah arabaya bindiğinde o pedalın sana eskisi gibi davranmadığını hissettiğin an, fırtına öncesi sessizliktesin demektir. Bazen de o vitesler geçmek bilmez, sanki içeride bir şeyler birbirini dişliyordur... Israrla zorlarsan şanzımanı eline alman işten bile değil. Bak bunu unutma; o sertlik sana "ben artık bittim" demez, doğrudan cebindeki paraya göz diker.
Arabanın içini aniden saran o keskin, yanık plastik kokusunu bilir misin; hani insanı bir an olsun panikleten o ağır koku? Yokuş yukarı kalkmaya çalışırken arabanın titremesinden dişlerinin birbirine vurması da cabası. Debriyaj kaçırıyor işte, açık ve net. Balata sürtünme özelliğini kaybettiğinde, motorun ürettiği gücü tekerleklere aktaramaz hale gelir. Güç var ama hareket yok... Tam bir çile.
Kırmızı ışıkta beklerken ayağını debriyajda tutma alışkanlığından ne zaman vazgeçeceksin merak ediyorum. O minicik bilye orada cayır cayır yanarken, sen sadece yeşil ışığı beklediğini sanıyorsun. Sol ayağını o pedalın üzerinden çekeceksin, dinlenme pedalı boşuna konmadı oraya. Bir de o yokuşlarda arabayı debriyajla askıda tutma sevdası var ki... İntihar gibi bir şey bu usta.
Sanayiye yolun düştüğünde "sadece balatayı değiştirsek kurtarmaz mı" diye sorma bile ustaya. O seti bir bütün olarak düşüneceksin; baskısı, balatası, bilyesi hepsi bir arada değişir bu meretin. Biri yenilenip diğeri eski kaldığında, birkaç ay sonra kendini yine aynı çırağın sana çay ikram ettiği o dükkanda bulursun. Parandan olmak istemiyorsan, bir kere yaptır ama tam yaptır. İşçiliği zaten parçadan pahalıya patlayan bir dertten bahsediyoruz burada.