Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Dacia elektrikli direksiyon sistemi, sürücünün yoldaki yükünü omuzlarından alan o akıllı mekanizmadır... Hani şu park ederken serçe parmağınızla çevirdiğiniz, yola çıktıkça sertleşip güven veren o hassas yapıdan bahsediyorum. Direksiyon kutusunun üzerindeki minik elektrik motoru, aslında bütün o hidrolik yağ devrini tarih olmaya itti. Artık yağa gerek yok, sadece kablolar, sensörler ve kusursuz bir yazılım var. Şehir içinde o manevraları yaparken arkada dönen dolapları bir bilseniz...
Aslında her şey gayet güzel giderken bir sabah o direksiyonun taş gibi kalması yok mu... Kontra veriyorsunuz ama sanki lastikler betona yapışmış gibi kımıldamıyor. Gösterge panelinde yanan o sarı direksiyon lambası da zaten her şeyi özetliyor... EPS arızası dediğimiz o can sıkıcı durum, genelde direksiyon kolonundaki sensörlerin kafayı yemes başlar. Bazen akü voltajındaki en ufak bir dalgalanma bile o hassas beyni altüst etmeye yetiyor.
Sürücü koltuğunda otururken o ani sertleşmeyi hissettiğiniz an ne yapacağınızı bilemiyorsunuz tabii... Sakın pes etmeyin, arabayı kenara çekip kontağı kapatıp açmak bazen o küçük hatayı sıfırlayabiliyor... Ama her zaman bu kadar şanslı olmuyorsunuz maalesef. İçerideki sensörlerin ömrü bittiyse ya da o minik elektrik motoru kömürlerini yaktıysa, işin rengi değişiyor. Tamir masrafından kaçayım derken direksiyonu tamamen kitlemek hiç akıllıca değil.
Peki bu arıza neden hep en olmadık zamanda kapınızı çalar... Aslında bakarsanız elektronik aksamlar neme ve sıcaklığa karşı oldukça hassas varlıklardır. Motor sıcaklığı ve kabin içi rutubet birleşince, o hassas devre kartları zamanla oksitlenmeye başlıyor. Temassızlık dediğimiz o lanet olay, direksiyonun bir çalışıp bir çalışmamasına yol açıyor.
Kimi ustalar hemen çıkma parça takalım diye tutturur ama bu işin şakası yoktur... Direksiyon dediğin şey hayati önem taşır, yarın öbür gün otoyolda hızla giderken kilitlenirse ne olacak peki... Güvenilir bir serviste o EPS kutusunun masaya yatırılması, lehimlerin tek tek kontrol edilmesi şart. Parçayı değiştirmek her zaman en temiz çözümdür, bütçeyi biraz yorsa da can güvenliğinden kıymetli mi...
Direksiyonu park halinde sertçe çevirme alışkanlığından artık vazgeçmeniz gerekiyor... Lastikler durduğu yerde dönerken o elektrik motoru varını yoğunu ortaya koyup aşırı akım çekiyor. Zamanla o sargılar ısınıyor, eriyor ve sonunda havlu atıyor. Biraz daha nazik davranmak, o mekanizmanın ömrünü neredeyse iki katına çıkarabilir.
Aracınızı her yıkattığınızda veya o motoru temizlettiğinizde dikkatli olun derim... Tazyikli su, direksiyon kutusunun o hassas elektronik soketlerine sızarsa kısa devre kaçınılmaz oluyor. Sonra durduk yere direksiyon arıza lambası yanar ve siz sebebini arayıp durursunuz.
Usta ellerde yapılan kalibrasyon ayarı olmadan bu işler asla çözülmez... Yeni takılan parça bile o aracın beyin yazılımıyla tam uyumlu çalışmak zorunda. Direksiyonu sağa sola tam tur çevirip o sıfırlama işlemini yapmazsanız, yolda sürekli sağa çekmelerle uğraşırsınız.
Yani işin özü, Dacia'nın o elektrikli direksiyonu narin bir çiçek gibidir... Ona iyi bakarsanız, o da size her virajda en yumuşak tepkiyi verir. Arıza sinyalini gördğünüz an kulak arkası etmeyin, çünkü teknoloji ihmale asla gelmez.
Aslında her şey gayet güzel giderken bir sabah o direksiyonun taş gibi kalması yok mu... Kontra veriyorsunuz ama sanki lastikler betona yapışmış gibi kımıldamıyor. Gösterge panelinde yanan o sarı direksiyon lambası da zaten her şeyi özetliyor... EPS arızası dediğimiz o can sıkıcı durum, genelde direksiyon kolonundaki sensörlerin kafayı yemes başlar. Bazen akü voltajındaki en ufak bir dalgalanma bile o hassas beyni altüst etmeye yetiyor.
Sürücü koltuğunda otururken o ani sertleşmeyi hissettiğiniz an ne yapacağınızı bilemiyorsunuz tabii... Sakın pes etmeyin, arabayı kenara çekip kontağı kapatıp açmak bazen o küçük hatayı sıfırlayabiliyor... Ama her zaman bu kadar şanslı olmuyorsunuz maalesef. İçerideki sensörlerin ömrü bittiyse ya da o minik elektrik motoru kömürlerini yaktıysa, işin rengi değişiyor. Tamir masrafından kaçayım derken direksiyonu tamamen kitlemek hiç akıllıca değil.
Peki bu arıza neden hep en olmadık zamanda kapınızı çalar... Aslında bakarsanız elektronik aksamlar neme ve sıcaklığa karşı oldukça hassas varlıklardır. Motor sıcaklığı ve kabin içi rutubet birleşince, o hassas devre kartları zamanla oksitlenmeye başlıyor. Temassızlık dediğimiz o lanet olay, direksiyonun bir çalışıp bir çalışmamasına yol açıyor.
Kimi ustalar hemen çıkma parça takalım diye tutturur ama bu işin şakası yoktur... Direksiyon dediğin şey hayati önem taşır, yarın öbür gün otoyolda hızla giderken kilitlenirse ne olacak peki... Güvenilir bir serviste o EPS kutusunun masaya yatırılması, lehimlerin tek tek kontrol edilmesi şart. Parçayı değiştirmek her zaman en temiz çözümdür, bütçeyi biraz yorsa da can güvenliğinden kıymetli mi...
Direksiyonu park halinde sertçe çevirme alışkanlığından artık vazgeçmeniz gerekiyor... Lastikler durduğu yerde dönerken o elektrik motoru varını yoğunu ortaya koyup aşırı akım çekiyor. Zamanla o sargılar ısınıyor, eriyor ve sonunda havlu atıyor. Biraz daha nazik davranmak, o mekanizmanın ömrünü neredeyse iki katına çıkarabilir.
Aracınızı her yıkattığınızda veya o motoru temizlettiğinizde dikkatli olun derim... Tazyikli su, direksiyon kutusunun o hassas elektronik soketlerine sızarsa kısa devre kaçınılmaz oluyor. Sonra durduk yere direksiyon arıza lambası yanar ve siz sebebini arayıp durursunuz.
Usta ellerde yapılan kalibrasyon ayarı olmadan bu işler asla çözülmez... Yeni takılan parça bile o aracın beyin yazılımıyla tam uyumlu çalışmak zorunda. Direksiyonu sağa sola tam tur çevirip o sıfırlama işlemini yapmazsanız, yolda sürekli sağa çekmelerle uğraşırsınız.
Yani işin özü, Dacia'nın o elektrikli direksiyonu narin bir çiçek gibidir... Ona iyi bakarsanız, o da size her virajda en yumuşak tepkiyi verir. Arıza sinyalini gördğünüz an kulak arkası etmeyin, çünkü teknoloji ihmale asla gelmez.