Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Torpido gözünün o karanlık ve sıkışık derinliklerinde dönen dolapları artık kimse halı altı edemez; çünkü Fransız mühendisliğinin o gururla tasarladığı havalandırma kanalları birer mini küfü yuvasına dönüştü bile.
Klima düğmesine her dokunuşunuzda yüzünüze çarpan o ağır, rutubetli ve balgam söktürücü koku sadece ucuz bir oda spreyiyle geçiştirilemeyecek kadar ironik bir mühendislik skandalıdır.
Yıllardır yetkili servislerin "abi o parça orijinal, normaldir" diyerek geçiştirdiği o dandik filtre malzemesi, en ufak bir nemde pamuk şeker gibi eriyip bütün solunum yolumuzu zehirliyor.
Sırf o üç kuruşluk plastik kapağı sökmek için bütün orta konsolu sökmek zorunda kalmak hangi aklın ürünüdür, Allah aşkına birisi çıkıp bunu bize açıklasın...
Değiştiriyorsun, evet; atıyorsun eskisini, takıyorsun yenisini ama asıl mesele o yuvanın içindeki kanalizasyonu andıran pisliğin bir türlü o metalik kokuyu bırakmamasında bitiyor.
Gözlerimiz yolda, aklımız klimalarda; o polen filtresi denilen lanet şey tıkanmaya görsün, arabanın içindenefes almak tüp bebek merkezi aramak kadar zahmetli bir hal alıyor.
Fransızlar arabayı tasarlarken estetiğe o kadar kafayı takmışlar ki, içerideki adamın ciğerine nelerin dolacağını hesap etmeyi unuttular galiba.
Yaz sıcağında o kalorifer peteğinden üflenen toz bulutunu yutmaktansa camı sonuna kadar açıp egzoz dumanı solumak çok daha insani bir tercih olurdu sanki.
Kimse kusura bakmasın ama bu saatten sonra o orijinal filtrelerin etiketine binlerce lira bayılmak akıl kârı değil; sanayi erbabının o derme çatma karbonlu çözümleri bile fabrikanın koyduğu o süngerimsi şeylerden bin kat daha iyi iş görüyor.
Klima düğmesine her dokunuşunuzda yüzünüze çarpan o ağır, rutubetli ve balgam söktürücü koku sadece ucuz bir oda spreyiyle geçiştirilemeyecek kadar ironik bir mühendislik skandalıdır.
Yıllardır yetkili servislerin "abi o parça orijinal, normaldir" diyerek geçiştirdiği o dandik filtre malzemesi, en ufak bir nemde pamuk şeker gibi eriyip bütün solunum yolumuzu zehirliyor.
Sırf o üç kuruşluk plastik kapağı sökmek için bütün orta konsolu sökmek zorunda kalmak hangi aklın ürünüdür, Allah aşkına birisi çıkıp bunu bize açıklasın...
Değiştiriyorsun, evet; atıyorsun eskisini, takıyorsun yenisini ama asıl mesele o yuvanın içindeki kanalizasyonu andıran pisliğin bir türlü o metalik kokuyu bırakmamasında bitiyor.
Gözlerimiz yolda, aklımız klimalarda; o polen filtresi denilen lanet şey tıkanmaya görsün, arabanın içindenefes almak tüp bebek merkezi aramak kadar zahmetli bir hal alıyor.
Fransızlar arabayı tasarlarken estetiğe o kadar kafayı takmışlar ki, içerideki adamın ciğerine nelerin dolacağını hesap etmeyi unuttular galiba.
Yaz sıcağında o kalorifer peteğinden üflenen toz bulutunu yutmaktansa camı sonuna kadar açıp egzoz dumanı solumak çok daha insani bir tercih olurdu sanki.
Kimse kusura bakmasın ama bu saatten sonra o orijinal filtrelerin etiketine binlerce lira bayılmak akıl kârı değil; sanayi erbabının o derme çatma karbonlu çözümleri bile fabrikanın koyduğu o süngerimsi şeylerden bin kat daha iyi iş görüyor.