Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta yolda kalınca insan anlıyor bu metal yığınlarının da birer canı olduğunu, hele ki o Citroen’in kaputunun altında homurdanan motor birden bire teklemeye başlayınca insan ne yapacağını şaşırıyor, resmen ellerim ayağıma dolaştı direksiyon başında. Sabah marşa bastığımda o her zamanki pürüzsüz çalışma sesi yoktu artık, sanki motorun içinde küçük bir marangoz takımı tahta kesiyormuş gibi tuhaf, düzensiz ve hırçın bir metalik vuruntu kulağımı tırmalamaya başladı. Zaten bu Fransızların narin makineleri biraz hassastır, kalitesiz yakıtı gördü mü hemen küserler adama; nitekim benimki de o lanet benzinlikten aldığım son depo mazotun kurbanı oldu sanırım. Erken uyanmak lazım bu sinyallere, yoksa yolda o soğukta tek başına kalmak işten bile değil, insan o an geçmişte duyduğu o garip sesleri hatırlıyor ama iş işten geçmiş oluyor işte.
Egzozdan yayılan o koyu gri, hatta bazen burnu direk yakan o acı yakıt kokusunu ilk fark ettiğimde camı açıp geçiştirmiştim kendi kendime, meğer enjektörlerden biri ya da birkaçı mesaiyi erkenden bırakmış da çiğ yakıtı dışarı atıyormuş meğer. Motor sıcakken bile rölantide sanki nefes darlığı çekiyormuş gibi titriyor, devir saati o küçük ibresiyle adeta dans eder gibi aşağı yukarı sallanıp duruyordu, işte o an içimden bir ses "bu işin sonu servis" dedi ama ben yine de umursamadım. Yakıt tüketiminin son zamanlarda tavan yapmasını da havaların soğumasına bağlamıştım saf saf, oysa depo normaldekinden çok daha hızlı boşalırken, enjektörlerin artık o incecik mazot sisini püskürtemeyip adeta mesane kaçağı gibi paldır küldür içeri yakıt bıraktığını nereden bilecektim ki. Göz göre göre gelen bu işaretleri okuyamamak insanın kendi kendine edeceği en büyük kötülükten başka bir şey değilmiş, bunu o yokuşta kalıp arkadan gelenlerin kornalarıyla boğuştuğumda çok acı bir şekilde öğrendim.
Aracı çalıştırmak için anahtarı çevirdiğimde o uzun marş süreleri var ya, insanı o an deli etmeye yetiyor da artıyor bile, sanki akü bitmiş gibi motor dönüyor ama bir türlü o ateşleme gerçekleşmiyor. Akü yeni oysa, marş motoru da pırıl pırıl, peki o zaman bu inat, bu calar neyin nesi? Sıkışık trafikte dur-kalk yaparken arabanın arkadan biri sanki hafifçe itiyormuş gibi silkelenmesi, o ani gaz yememe halleri yok mu, işte enjektör arızasının en net, en can sıkıcı haykırışı tam da budur. Servisteki ustanın "abi bunlar hassas parça, acımaz" derkenki o rahat tavrı hala kulaklarımda çınlıyor, sanki kendi cebinden çıkacakmış gibi parayı da çatır çatır istiyorlar adamlar. Ne yapalım, insan bu, başına gelmeyince anlamıyor işte; şimdi her marşa bastığımda kulağım o motordan çıkacak en ufak bir hırıltıda, kalbim ağzımda bekliyorum ki yine aynı rezilliği yaşamayayım.
Egzozdan yayılan o koyu gri, hatta bazen burnu direk yakan o acı yakıt kokusunu ilk fark ettiğimde camı açıp geçiştirmiştim kendi kendime, meğer enjektörlerden biri ya da birkaçı mesaiyi erkenden bırakmış da çiğ yakıtı dışarı atıyormuş meğer. Motor sıcakken bile rölantide sanki nefes darlığı çekiyormuş gibi titriyor, devir saati o küçük ibresiyle adeta dans eder gibi aşağı yukarı sallanıp duruyordu, işte o an içimden bir ses "bu işin sonu servis" dedi ama ben yine de umursamadım. Yakıt tüketiminin son zamanlarda tavan yapmasını da havaların soğumasına bağlamıştım saf saf, oysa depo normaldekinden çok daha hızlı boşalırken, enjektörlerin artık o incecik mazot sisini püskürtemeyip adeta mesane kaçağı gibi paldır küldür içeri yakıt bıraktığını nereden bilecektim ki. Göz göre göre gelen bu işaretleri okuyamamak insanın kendi kendine edeceği en büyük kötülükten başka bir şey değilmiş, bunu o yokuşta kalıp arkadan gelenlerin kornalarıyla boğuştuğumda çok acı bir şekilde öğrendim.
Aracı çalıştırmak için anahtarı çevirdiğimde o uzun marş süreleri var ya, insanı o an deli etmeye yetiyor da artıyor bile, sanki akü bitmiş gibi motor dönüyor ama bir türlü o ateşleme gerçekleşmiyor. Akü yeni oysa, marş motoru da pırıl pırıl, peki o zaman bu inat, bu calar neyin nesi? Sıkışık trafikte dur-kalk yaparken arabanın arkadan biri sanki hafifçe itiyormuş gibi silkelenmesi, o ani gaz yememe halleri yok mu, işte enjektör arızasının en net, en can sıkıcı haykırışı tam da budur. Servisteki ustanın "abi bunlar hassas parça, acımaz" derkenki o rahat tavrı hala kulaklarımda çınlıyor, sanki kendi cebinden çıkacakmış gibi parayı da çatır çatır istiyorlar adamlar. Ne yapalım, insan bu, başına gelmeyince anlamıyor işte; şimdi her marşa bastığımda kulağım o motordan çıkacak en ufak bir hırıltıda, kalbim ağzımda bekliyorum ki yine aynı rezilliği yaşamayayım.