Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunu açtın, o familiar kokuyu aldın ve bujileri söktün ki uçları simsiyağ, pırıl pırıl yanması gereken o seramik kısımlar resmen balçık içinde kalmış... İşte o an insanın içinden bir "eyvah" geçiyor, çünkü bu manzara asla iyi şeylerin habercisi değil ve motorun sana derinden bir şeyler anlatmaya çalıştığının en net ispatı aslında.
Silindirin içine motor yağının sızması meselesi, öyle durup dururken olan bir şey değil ki; ya üst kapak contası görevini yapamaz hale gelmiştir ya da sibop gaidleri artık miadını doldurmuştur ve o yağ bir şekilde yanma odasına sızmanın bir yolunu bulmuştur.
Araba sabahları ilk çalışmada homurdanıyor mu, arkadan hafiften maviye çalan o tatsız dumanı atıyor mu, işte hepsi bu yüzden... Bujiler yağ içinde kalınca ateşleme zayıflıyor, kıvılcım o yağı delip geçemiyor, motor teklemeye başlıyor ve sen gaz pedalına bastıkça o araba sanki arkasından çekiçle vuruyormuş gibi hantal kalıyor.
Kimi usta "bas geç temizle bidaha yapar" der ama o yağı oraya ulaştıran ana sebebi bulmadan sadece bujiyi balata spreyiyle yıkamak sadece günü kurtarmaktır... Yarın öbür gün o motor yine aynı yağı oraya kusacak, sen yine yolda kalacaksın, o yüzden kök nedenine inmek şart.
Piston segmanları aşınmış olabilir mi, evet, motor artık yaşlanıyor ya da yağı zamanında değişmeyip viskozitesini kaybettiyse o metal sürtünmesi buralara kadar zarar veriyor... Yağ yakma dediğimiz o lanet olay tam da buradan başlıyor işte, önce bujileri ıslatıyor, sonra cebini yakıyor.
Biraz para harcamamak için küçük kaçamaklar yapıyoruz bazen, ucuz yağlar, ihmal edilen bakımlar ama motor unutmaz, her şeyi bir kenara yazar ve en olmadık yerde faturasını keser... Bujilerin yağlanması da o faturaların ilk ve en kibar hatırlatıcısıdır, hani "ben yoruluyorum" deme şeklidir arabanın.
Usta koltuğuna oturup da "abi motoru indiriz ya da contayı değişiriz" lafını duymak kimsenin hoşuna gitmez biliyorum ama kaçış yok, o motor açılacak ve içerideki o yağ kaçağının kaynağı mutlaka mühürlenecek... Yoksa ne yakıt düşer ne de o huzursuz çalışma biter, ruhun daralır o direksiyonun başında.
Silindirin içine motor yağının sızması meselesi, öyle durup dururken olan bir şey değil ki; ya üst kapak contası görevini yapamaz hale gelmiştir ya da sibop gaidleri artık miadını doldurmuştur ve o yağ bir şekilde yanma odasına sızmanın bir yolunu bulmuştur.
Araba sabahları ilk çalışmada homurdanıyor mu, arkadan hafiften maviye çalan o tatsız dumanı atıyor mu, işte hepsi bu yüzden... Bujiler yağ içinde kalınca ateşleme zayıflıyor, kıvılcım o yağı delip geçemiyor, motor teklemeye başlıyor ve sen gaz pedalına bastıkça o araba sanki arkasından çekiçle vuruyormuş gibi hantal kalıyor.
Kimi usta "bas geç temizle bidaha yapar" der ama o yağı oraya ulaştıran ana sebebi bulmadan sadece bujiyi balata spreyiyle yıkamak sadece günü kurtarmaktır... Yarın öbür gün o motor yine aynı yağı oraya kusacak, sen yine yolda kalacaksın, o yüzden kök nedenine inmek şart.
Piston segmanları aşınmış olabilir mi, evet, motor artık yaşlanıyor ya da yağı zamanında değişmeyip viskozitesini kaybettiyse o metal sürtünmesi buralara kadar zarar veriyor... Yağ yakma dediğimiz o lanet olay tam da buradan başlıyor işte, önce bujileri ıslatıyor, sonra cebini yakıyor.
Biraz para harcamamak için küçük kaçamaklar yapıyoruz bazen, ucuz yağlar, ihmal edilen bakımlar ama motor unutmaz, her şeyi bir kenara yazar ve en olmadık yerde faturasını keser... Bujilerin yağlanması da o faturaların ilk ve en kibar hatırlatıcısıdır, hani "ben yoruluyorum" deme şeklidir arabanın.
Usta koltuğuna oturup da "abi motoru indiriz ya da contayı değişiriz" lafını duymak kimsenin hoşuna gitmez biliyorum ama kaçış yok, o motor açılacak ve içerideki o yağ kaçağının kaynağı mutlaka mühürlenecek... Yoksa ne yakıt düşer ne de o huzursuz çalışma biter, ruhun daralır o direksiyonun başında.