Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Garajın beton zeminindeki o koyu lekeyi ilk gördüğümde içim nasıl "cız" etti anlatamam, sanki canımdan bir parça eksilmişti.
Alman mühendisliğine duyduğum hayranlık o damlanın altındaki minik asfalt gölcüğüyle birden gölgeleniverdi, ne yalan söyleyeyim çok bozuldum.
Karter koruma plastiğini söküp içeriye şöyle bir baktığımda gördüğüm manzara tam bir hayal kırıklığıydı, motorun altı adeta yağ denizine dönmüştü.
Conta dediğin alt tarafı kauçuk veya kağıt bir parça, nasıl olur da on tonluk demir yığınını böyle aciz bırakır insan aklı almıyor doğrusu.
Belki de zamanında sıkılmayan tek bir civata yüzünden bütün bu eziyeti çekmek zorunda kalıyorum, ne dersiniz biraz fazlaca mi kafaya takıyorum yoksa haklı mıyım?
Siz siz olun o kaputu her açtığınızda sadece suyaime değil, gözünüzü şöyle bir alt tarafa doğru da gezdirin derim...
Usta kül tablasından başını kaldırıp "abi bunlar narin makineler, bakmazsan küser" dediğinde adama hak vermemek elde değilim doğrusu.
Zamanında değiştirilmeyen ucuz bir keçe yüzünden binlerce liralık masraf kapıda bekliyor işte, hayat bazen gerçekten çok ironik.
Motor bloğundaki o terleme dediğimiz hafif nemlenmeyi başta önemsemedim ama inanın insanı sonradan canından bezdiriyor.
Yağ eksiltme lambası yandığında artık iş işten geçmiş oluyor sanki, motor o esnada çoktan susuz kalmış gibi bir his sarıyor içimi.
Orijinal parça kullanmak bu işin bence en temel kuralı, sanayi maceralarında yan sanayi keçe taktırıp üç gün sonra yine aynı yola düşmeyin sakın.
Acaba diyorum bu araçlar bize sabrı öğretmek için mi tasarlandı, yoksa cebimizdeki son kuruşu almak için mi?
Kaputun altındaki o karmaşık kabloların ve hortumların arasında kaybolurken buluyorum kendimi, araba sahibi olmak başlı başına bir sabır testiymiş meğer.
Temiz bir motor her zaman huzur verir insana, keşke o siyah yağ lekeleri hiç var olmasaydı...
Alman mühendisliğine duyduğum hayranlık o damlanın altındaki minik asfalt gölcüğüyle birden gölgeleniverdi, ne yalan söyleyeyim çok bozuldum.
Karter koruma plastiğini söküp içeriye şöyle bir baktığımda gördüğüm manzara tam bir hayal kırıklığıydı, motorun altı adeta yağ denizine dönmüştü.
Conta dediğin alt tarafı kauçuk veya kağıt bir parça, nasıl olur da on tonluk demir yığınını böyle aciz bırakır insan aklı almıyor doğrusu.
Belki de zamanında sıkılmayan tek bir civata yüzünden bütün bu eziyeti çekmek zorunda kalıyorum, ne dersiniz biraz fazlaca mi kafaya takıyorum yoksa haklı mıyım?
Siz siz olun o kaputu her açtığınızda sadece suyaime değil, gözünüzü şöyle bir alt tarafa doğru da gezdirin derim...
Usta kül tablasından başını kaldırıp "abi bunlar narin makineler, bakmazsan küser" dediğinde adama hak vermemek elde değilim doğrusu.
Zamanında değiştirilmeyen ucuz bir keçe yüzünden binlerce liralık masraf kapıda bekliyor işte, hayat bazen gerçekten çok ironik.
Motor bloğundaki o terleme dediğimiz hafif nemlenmeyi başta önemsemedim ama inanın insanı sonradan canından bezdiriyor.
Yağ eksiltme lambası yandığında artık iş işten geçmiş oluyor sanki, motor o esnada çoktan susuz kalmış gibi bir his sarıyor içimi.
Orijinal parça kullanmak bu işin bence en temel kuralı, sanayi maceralarında yan sanayi keçe taktırıp üç gün sonra yine aynı yola düşmeyin sakın.
Acaba diyorum bu araçlar bize sabrı öğretmek için mi tasarlandı, yoksa cebimizdeki son kuruşu almak için mi?
Kaputun altındaki o karmaşık kabloların ve hortumların arasında kaybolurken buluyorum kendimi, araba sahibi olmak başlı başına bir sabır testiymiş meğer.
Temiz bir motor her zaman huzur verir insana, keşke o siyah yağ lekeleri hiç var olmasaydı...