Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Audi'nin o sert ve ağır direksiyonu bir sabah anlamsız şekilde sağa çekiyorsa, içeride bir şeyler ters gidiyor demektir; Alman mühendisliği kusursuzdur evet ama Türkiye'nin o devasa çukurları ve köstebek yuvasına dönmüş asfaltları hiçbir şanzımanı ya da rot kolunu affetmez.
Ön takımden gelen o hafif tokurtu sesini ilk başta müzik sesinden duymazsın bile, sonra direksiyon kutusundan o metalik boşluk hissi parmaklarına kadar tırmanır; yahu bu arabaya tonla para verdik, nasıl olur da bu kadar çabuk dağılır diye kendi kendine söylenir durursun.
Rot ayarı bozulduğu an lastiklerin iç kenarları kağıt gibi erimeye başlar, fark etmezsen beş bin kilometrede sıfır lastik çöp olur gider; lastikçi "abi senin ön düzen tamamen salmış" dediğinde dökülen paraya değil, o güvendiğin dağlara kar yağmış gibi hissettiğin hayal kırıklığına yanarsın.
Hani şu otobanda yüksek hızda giderken direksiyonun avucunun içinde titremesi var ya, işte o milimetrik sapmaların rot millerine binen o devasa yükü yönetememesinden başka bir şey değildir; korkutmak gibi olmasın ama o titremeyi umursamazsan o rot başı bir gün kitlenir ve o an o tonluk makineyi yolda tutabilene aşk olsun.
Yetkili servise gidersen sana "komple ön takım değişecek" deyip astronomik rakamlar çıkarırlar, o yüzden işini gerçekten bilen dürüst bir rot balans ustası bulmak bu ülkede araba binmekten daha kıymetlidir; lazerli cihazlara bağlayıp o yeşil ışıkları gördüğün an var ya, araba sanki yeniden doğmuş gibi rayına oturur.
Direksiyonu bıraktığında araba düz gitmiyorsa ve sen istemsizce sağa sola kollarını kasıyorsan, ustaya gitmek için maaş gününü beklemeyeceksin; çünkü rot arızası şakaya gelmez, o demir parçasının kopması demek o hızla aniden duvara çarpmanla aynı kapıya çıkar.
Ön takımden gelen o hafif tokurtu sesini ilk başta müzik sesinden duymazsın bile, sonra direksiyon kutusundan o metalik boşluk hissi parmaklarına kadar tırmanır; yahu bu arabaya tonla para verdik, nasıl olur da bu kadar çabuk dağılır diye kendi kendine söylenir durursun.
Rot ayarı bozulduğu an lastiklerin iç kenarları kağıt gibi erimeye başlar, fark etmezsen beş bin kilometrede sıfır lastik çöp olur gider; lastikçi "abi senin ön düzen tamamen salmış" dediğinde dökülen paraya değil, o güvendiğin dağlara kar yağmış gibi hissettiğin hayal kırıklığına yanarsın.
Hani şu otobanda yüksek hızda giderken direksiyonun avucunun içinde titremesi var ya, işte o milimetrik sapmaların rot millerine binen o devasa yükü yönetememesinden başka bir şey değildir; korkutmak gibi olmasın ama o titremeyi umursamazsan o rot başı bir gün kitlenir ve o an o tonluk makineyi yolda tutabilene aşk olsun.
Yetkili servise gidersen sana "komple ön takım değişecek" deyip astronomik rakamlar çıkarırlar, o yüzden işini gerçekten bilen dürüst bir rot balans ustası bulmak bu ülkede araba binmekten daha kıymetlidir; lazerli cihazlara bağlayıp o yeşil ışıkları gördüğün an var ya, araba sanki yeniden doğmuş gibi rayına oturur.
Direksiyonu bıraktığında araba düz gitmiyorsa ve sen istemsizce sağa sola kollarını kasıyorsan, ustaya gitmek için maaş gününü beklemeyeceksin; çünkü rot arızası şakaya gelmez, o demir parçasının kopması demek o hızla aniden duvara çarpmanla aynı kapıya çıkar.