Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunun altından gelen o incecik, kulak tırmalamayan ama varlığını da unutturmayan ses var ya, işte o ses insanı gece yarısı yatağından fırlatıp camdan baktıracak kadar sinir bozucu bir sabırsızlıkla başlar hep... Yıllar önce otoyolun ortasında yatak saran ilk arabamda öğrendim bunu, insan makinayla konuşmaya başladığı an usta olmaya da adım atıyor zaten, ki usta dediğin de nedir ki zaten zamanında duyulmayan bir tıkırtının kurbanı olmamak için direnen zavallı bir ruh.
Fren pedalının altına sızan o belli belirsiz yumuşaklık hissi, fren hidroliğinin borularda yarattığı gizli bir ihanetin habercisidir aslında, fark edemezsin önce... Pedalı her kökleyişinizde balataların diske tutunma çabasındaki o minik gecikme, aslında hayatınızla oynadığınız kumardan başka bir şey değil; çünkü fren dediğin şey son dakikada basılan bir imdat freni değil, çok önceden planlanmış bir duruş sanatıdır çünkü.
Egzozdan süzülen o mavimsi dumanı sabahın ilk ayazında görünce kafayı yersin, motor yağı yanma odasına sızmaya başlamıştır bile... Yağ çubuğunu çekip o kararmış seviyeyi gördüğün o saniyede inme iner adama, çünkü motorun içindeki o harika metal senfoni yavaş yavaş kendi kendini yemeye ant içmiştir; motor dediğin sessizce ölür, kahkahayla değil.
Direksiyonu her çevirdiğinizde gelen o hafif tıkırtı var ya, rot kollarının size omuz silkip artık yorulduklarını haykırma biçimidir ta kendisi... Ön takımdaki en ufak bir boşluk, o asfalt üzerindeki devasa gücü kontrol etme yeteneğinizi zayıflatır da ruhunuz duymaz; yoldaki en küçük çukur bile o boşluğu büyüterek bir gün o direksiyonu tamamen boşa çıkarabilir, aman dikkat etmeli.
Fren pedalının altına sızan o belli belirsiz yumuşaklık hissi, fren hidroliğinin borularda yarattığı gizli bir ihanetin habercisidir aslında, fark edemezsin önce... Pedalı her kökleyişinizde balataların diske tutunma çabasındaki o minik gecikme, aslında hayatınızla oynadığınız kumardan başka bir şey değil; çünkü fren dediğin şey son dakikada basılan bir imdat freni değil, çok önceden planlanmış bir duruş sanatıdır çünkü.
Egzozdan süzülen o mavimsi dumanı sabahın ilk ayazında görünce kafayı yersin, motor yağı yanma odasına sızmaya başlamıştır bile... Yağ çubuğunu çekip o kararmış seviyeyi gördüğün o saniyede inme iner adama, çünkü motorun içindeki o harika metal senfoni yavaş yavaş kendi kendini yemeye ant içmiştir; motor dediğin sessizce ölür, kahkahayla değil.
Direksiyonu her çevirdiğinizde gelen o hafif tıkırtı var ya, rot kollarının size omuz silkip artık yorulduklarını haykırma biçimidir ta kendisi... Ön takımdaki en ufak bir boşluk, o asfalt üzerindeki devasa gücü kontrol etme yeteneğinizi zayıflatır da ruhunuz duymaz; yoldaki en küçük çukur bile o boşluğu büyüterek bir gün o direksiyonu tamamen boşa çıkarabilir, aman dikkat etmeli.