Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Garajın kapısını açtığında o ağır yağ ve antifriz kokusunu içine çekmeyen, bu işin mutfağından geldiğini iddia edemez; nitekim bugün cebimizi yakan o rakamlar da tam olarak bu kokunun arasında eriyip gidiyor işte.
Eski model bir arabanın periyodik bakımına döktüğün para ile semte market alışverişine gidemez oldun, çünkü motor yağından filtre setine kadar her parça döviz kurunun salıncağında fena halde sallanıyor.
Usta anahtarı cıvataya vurduğunda içinden "Eyvah, yine asgari ücretin yarısı gitti" diye geçiriyorsun değil mi, çok haklısın çünkü sanayide çay içtiğin günler tarihe karıştı ve artık sadece vidaların sıkılmasına bile servet ödüyoruz.
Fren balatalarından gelen o ince çığlığı duyup da "Aman canım idare eder" dediğin her kilometre, ileride başına yüz katı masraf olarak dönecek; o yüzden arabanın canını yakmamak için bütçenin canını yakmak şart maalesef.
Yetkili servislerin o klimalı bekleme salonlarında su içerken ödediğin görünmez faturalar ile mahalle arasındaki garajda ustayla beraber kaputa yaslanıp dertleştiğin maliyetler arasında dağlar kadar fark var...
Kilometre sayacı her binli rakamı devirdiğinde motorun içine dolan o eski yağın katranlaşmış hali, senin banka hesabındaki paranın da eridiğinin en somut kanıtı aslında; neyse ki erken değişen bir buji bazen büyük felaketlerin önüne geçiyor.
Şanzıman yağından triger kayışına kadar uzanan o korkunç liste var ya, işte o liste her yıl enflasyon canavarıyla birlikte büyüyor ve bizim de cebimizdeki delikler her geçen gün biraz daha genişliyor.
Eski toprak ustalar "Arabana nasıl bakarsan, o da seni yolda bırakmaz" derdi ama bugünün şartlarında o bakımı yapmak için insanın neredeyse böbreğini satması gerekecek; ne garip bir döngünün içine sıkışıp kaldık böyle...
Eski model bir arabanın periyodik bakımına döktüğün para ile semte market alışverişine gidemez oldun, çünkü motor yağından filtre setine kadar her parça döviz kurunun salıncağında fena halde sallanıyor.
Usta anahtarı cıvataya vurduğunda içinden "Eyvah, yine asgari ücretin yarısı gitti" diye geçiriyorsun değil mi, çok haklısın çünkü sanayide çay içtiğin günler tarihe karıştı ve artık sadece vidaların sıkılmasına bile servet ödüyoruz.
Fren balatalarından gelen o ince çığlığı duyup da "Aman canım idare eder" dediğin her kilometre, ileride başına yüz katı masraf olarak dönecek; o yüzden arabanın canını yakmamak için bütçenin canını yakmak şart maalesef.
Yetkili servislerin o klimalı bekleme salonlarında su içerken ödediğin görünmez faturalar ile mahalle arasındaki garajda ustayla beraber kaputa yaslanıp dertleştiğin maliyetler arasında dağlar kadar fark var...
Kilometre sayacı her binli rakamı devirdiğinde motorun içine dolan o eski yağın katranlaşmış hali, senin banka hesabındaki paranın da eridiğinin en somut kanıtı aslında; neyse ki erken değişen bir buji bazen büyük felaketlerin önüne geçiyor.
Şanzıman yağından triger kayışına kadar uzanan o korkunç liste var ya, işte o liste her yıl enflasyon canavarıyla birlikte büyüyor ve bizim de cebimizdeki delikler her geçen gün biraz daha genişliyor.
Eski toprak ustalar "Arabana nasıl bakarsan, o da seni yolda bırakmaz" derdi ama bugünün şartlarında o bakımı yapmak için insanın neredeyse böbreğini satması gerekecek; ne garip bir döngünün içine sıkışıp kaldık böyle...