Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kırmızı bir simge düşünün, kontak açıldığı an yanıp sönen ve motor çalıştıktan sonra sönmesi beklenen o inatçı akü lambası... Bazen yolda giderken ansızın beliriverir, insanın içini aniden bir huzursuzluk kaplar. Aslında bu küçük lamba sadece bir uyarıcı değil, aracın elektrik kalbinin sesidir. Sürücü koltuğunda otururken böylesine kritik bir sinyalle karşılaşmak ilk başta can sıkıcı gelebilir. Panik yapmaya hiç gerek yok çünkü arabalar bize konuşamasa da bu tür lambalarla dertlerini anlatmayı gayet iyi bilirler.
Şarj dinamosu dediğimiz parça, yani alternatör, aslında bu hikayenin başrol oyuncusudur. Akü sadece arabayı çalıştırmak için gereken o ilk marş gücünü verir, geriye kalan tüm elektrik yükünü motor çalıştığı sürece alternatör sırtlar. Lamba yanık kalıyorsa bu döngüde bir aksaklık var demektir. Kayış kopmuş olabilir, kömürler aşınmış olabilir ya da konjektör dediğimiz o minik beyin akımı düzenlemeyi bırakmıştır. Hangisi olduğunu anlamak için kaputu açıp şöyle bir göz atmanın zararı olmaz tabii.
Multimetreyi ele almak bu işin en pratik yoludur aslında. Motor çalışmıyorken akü kutuplarına dokundurduğunuzda ibrenin ya da dijital ekranın on iki buçuk volt civarında bir değer göstermesini bekleriz. Motoru çalıştırdıktan sonra bu rakamın on dört voltlara doğru tırmanması gerekir ki şarj sisteminin sağlığından emin olabilelim. Eğer değerler yerinde sayıyorsa ya da aşağı doğru düşüyorsa, şarj dinamosu görevini yapmıyor demektir. Basit bir ölçümle büyük masrafların önüne geçmek işten bile değil...
Gevşemiş veya oksitlenmiş kablo uçları da az buz bela açmaz başa. Yıllar geçtikçe o kalın elektrik kabloları zamanla nemden etkilenir, başlarında yeşilimsi küfler belirir ya da sıcaktan gevşeyiverir. Alternatörden gelen akım, aküye ulaşana kadar yolda kayba uğrar. Usta eli değmeden önce el feneriyle kablo bağlantılarını şöyle bir yoklamak, sallanan bir pabuç görmek bazen bütün meseleyi kökten çözer. İnsanın kendi arabasını tanıması, böyle küçük detayları fark etmesiyla başlar zaten.
Gösterge panelindeki bu lamba bazen hiç beklenmedik bir anda, örneğin derin bir çukura girdiğinizde ya da sağanak yağmurda su birikintisinden geçerken yanıp sönmeye başlayabilir. Kayışın ıslanıp anlık olarak boşa dönmesiyle ilgilidir bu durum genellikle, biraz kuruyunca kendiliğinden geçer. Tabii her zaman bu kadar şanslı olamayız, bazen de yolda kalma senaryosu gerçeğe dönüşür. Yola devam etmeden evvel bu uyarıyı ciddiye almak, gece yarısı otoyol ortasında kalmaktan çok daha iyidir.
Eski ustalar hep der ki, arabanın sesini dinle ve göstergelerine küsme. Akü lambası yanık vaziyette uzun süre yol almayı denemek, alternatörün sağlam kalan son sargılarını da yakabilir, aküyü tamamen deşarj edebilir. Marş basmaz hale gelip çekici beklemektense, ilk benzinlikte ya da uygun bir kenarda durup kaputu aralamak çok daha mantıklı bir hamledir. Zaten insan o lambayı gördüğü an içine sinen o kurt dürtüsüyle hemen bir çözüm arayışına giriyor, iç sesimiz genelde bizi yanıltmaz.
Şarj dinamosu dediğimiz parça, yani alternatör, aslında bu hikayenin başrol oyuncusudur. Akü sadece arabayı çalıştırmak için gereken o ilk marş gücünü verir, geriye kalan tüm elektrik yükünü motor çalıştığı sürece alternatör sırtlar. Lamba yanık kalıyorsa bu döngüde bir aksaklık var demektir. Kayış kopmuş olabilir, kömürler aşınmış olabilir ya da konjektör dediğimiz o minik beyin akımı düzenlemeyi bırakmıştır. Hangisi olduğunu anlamak için kaputu açıp şöyle bir göz atmanın zararı olmaz tabii.
Multimetreyi ele almak bu işin en pratik yoludur aslında. Motor çalışmıyorken akü kutuplarına dokundurduğunuzda ibrenin ya da dijital ekranın on iki buçuk volt civarında bir değer göstermesini bekleriz. Motoru çalıştırdıktan sonra bu rakamın on dört voltlara doğru tırmanması gerekir ki şarj sisteminin sağlığından emin olabilelim. Eğer değerler yerinde sayıyorsa ya da aşağı doğru düşüyorsa, şarj dinamosu görevini yapmıyor demektir. Basit bir ölçümle büyük masrafların önüne geçmek işten bile değil...
Gevşemiş veya oksitlenmiş kablo uçları da az buz bela açmaz başa. Yıllar geçtikçe o kalın elektrik kabloları zamanla nemden etkilenir, başlarında yeşilimsi küfler belirir ya da sıcaktan gevşeyiverir. Alternatörden gelen akım, aküye ulaşana kadar yolda kayba uğrar. Usta eli değmeden önce el feneriyle kablo bağlantılarını şöyle bir yoklamak, sallanan bir pabuç görmek bazen bütün meseleyi kökten çözer. İnsanın kendi arabasını tanıması, böyle küçük detayları fark etmesiyla başlar zaten.
Gösterge panelindeki bu lamba bazen hiç beklenmedik bir anda, örneğin derin bir çukura girdiğinizde ya da sağanak yağmurda su birikintisinden geçerken yanıp sönmeye başlayabilir. Kayışın ıslanıp anlık olarak boşa dönmesiyle ilgilidir bu durum genellikle, biraz kuruyunca kendiliğinden geçer. Tabii her zaman bu kadar şanslı olamayız, bazen de yolda kalma senaryosu gerçeğe dönüşür. Yola devam etmeden evvel bu uyarıyı ciddiye almak, gece yarısı otoyol ortasında kalmaktan çok daha iyidir.
Eski ustalar hep der ki, arabanın sesini dinle ve göstergelerine küsme. Akü lambası yanık vaziyette uzun süre yol almayı denemek, alternatörün sağlam kalan son sargılarını da yakabilir, aküyü tamamen deşarj edebilir. Marş basmaz hale gelip çekici beklemektense, ilk benzinlikte ya da uygun bir kenarda durup kaputu aralamak çok daha mantıklı bir hamledir. Zaten insan o lambayı gördüğü an içine sinen o kurt dürtüsüyle hemen bir çözüm arayışına giriyor, iç sesimiz genelde bizi yanıltmaz.